• 29-06-2014, 21:25:59
    #1
    F. STACK WEB + MOBILE DEV
    Merhaba arkadaşlar,

    Bu yazdıklarımı ailemden ve çevremden kimse bilmediği için sizlere rahat rahat içimi açabilirim diye düşünüyorum. Hoş gerçi bir gerçekten tanıdığım kişi var ama olsun.

    Öncelikle söylemeliyim ki burada anlatacaklarımı tamamı ile asla kimseye anlatmadım, ne bana hayat, öğrenci vb, koçluk yapmaya çalışanlara ne gittiğim psikolog ve psikiyatristle ne de yakın bir arkadaşıma.

    6. Sınıftayken herkesin ailesinin istediklerini yaptığını gördüm ve bende onlar arasındaydım. Ders çalışmaksa ders çalışmak, çöp dök denilse çöp dökmek, aklınıza gelebilecek her şey. Ve sonra dedim ki, ben kimsenin istediklerini yapmak zorunda değilim. Her halde bu düşüncenin kafamda oluşmasında birileri yardımcıydı ama kim hatırlamıyorum. Neyse ondan sonra 8. sınıfa kadar bana ısrarla dayatılan her şeyin aksine gittim. Derslerime çalışmadım, sınavlarımı umursamadım, ailem ve okul ne istiyorsa aksini yaptım.

    Sonra bir gün 8. sınıftayken yada 7. sınıftayken tam olarak hatırlamıyorum İpek Ongun okulumuza gelmişti. Okulun altında kitap standı vardı ve Bu Hayat Sizin adlı kitabına gördüm. Bir arkadaşımla bu kitabı aldım ve biraz okudum. Başlangıcı çok sevmiştim. Kitap aynı günde imzalanacaktı ve ben imzalatmaya götürdüm. Adımı sormuştu ve neden bu kitap demişti, bende gençliğimin kıymetini bilmeyi öğrenmeyi istiyorum demiştim (not: kitabın üstünde gençliğinin kıymetini bil derrler) yazıyor. Ve İpek Ongun kitabın içine "Tüm günlerin yaşanmış günler olsun" şeklinde bir not yazmıştı inanın bu yazıyı sökmek 4-5 saatimi aldı. Her neyse, sonra o akşam kitabı okumaya başladım kısa süre içerisinde de bitirdim. Sonra bana yazdığı not ile bağdaştırmaya çalıştım. Derste, okula gidip gelirlen, yatmadan önce, bir günün uyku hariç her zamanında ikisi arasında ki bağlantıyı düşündüm. Ve bir şey yakaladım, biraz klişe olacak ama bu gerçekten anlatılamaz, yaşanır bir şey. Ardından içimde bir dürtü oluştu ve "Mert git yaşa" diyordu. O an fark ettim ki benim tek zevk alanım "Metin 2"'den ibaretmiş. Ben tam bu andan sonra kimlik arayışına girdim. İnternet kafelerde, dışarda orada burada aşırı küfür eden biriyken küfürün bana göre olmadığını fark ettim, ondan sonra tamamen dürüstlüğe yönelmek istedim (dürüstlük derken yalan söylemek değil),o anda hiç bir sınavda kopya çekmek istemediğime karar verdim. Ya da hile yapmamak. Gerçek emeğe verdiğim değer arttı. Şöyle düşündüm, o bu sınava saatlerce çalışmış, ben sınavda kopya çekerek onun o bütün emeğini çalıyorum. Ondan sonra yalan söylememe konusunda dürüstlüğü düşündüm ancak inanın bana bundan kurtulamadım. Her neyse, hayatın SBS'den olmadığını fark ettim, sınavları bu kadar çok dert etmem gerekmediğini. Hayatta daha güzel şeylerin olduğunu anladım. Tam anlamı ile yaşanmış günler yaşamayı düşündüm . İnanılmaz bir şeydi ve en çok eğlendiğim zamanın arkadaşlarımla beraber geçtiğini fark ettim ve okul dışında arkadaşlarımla vakit geçirmeye çaba gösterdim. Gezmeye, kafelere gidip sıcak çikolata içmeye, güzel sohbetler yapmaya. Yine tam bu zamanlarda İngilizceye ani bir merakım oluştu. Galiba sebebi kuzenimin Spartacus'ü izlemesiydi bende yabancı dizileri izlemeye koyuldum, takip etmiyordum ama cnbc'de karşıma gelirse izliyordum. Ve yabancı dizi ve film zevkim oluştu. Tam 9. sınıfa geçtiğim günlerde. Bir kaç kere Jay Leno'ya denk geldim ve hastası gibi bir şey oldum sonrasında ise yabancı müzik dinleyeme başladım. Bir arkadaşım Avril Lavigne'nin hastası idi ve bana sürekli onun şarkılarını gönderiyordu, You Tube'dan böle yabancı müzik dinleye dinleye adeta bir zevkim oluştu sonra Blues 'u ve Beatles'ı dinlemeya başladım, sürekli pop yabancı şarkılar çıktığı için zevkim o yöne doğru kaydı. Her neyse sonra fark ettim ki gençliğimi gerçekten yaşıyorum. Sevdiğim arkadaşlarım yanımdaydı ve hayat felsefem tüm günleri "yaşanmış" günler olarak yaşamaktı. 9. sınıfın sonlarına doğru geldiğimde ben artık tamamı ile bunu yaşadığımı fark ettim. Çünkü güzel şeyleri de tatmıştım kötü şeyleri de, en yakın arkadaşım düşmanım olan kızla çıkmıştı, o zaman yediğim en büyük darbelerden di, yine kardeşim diyebileceğim bir arkadaşım, en zor günümde formula 1 izliyorum gelemem demişti .

    Tüm günlerin yaşanmış günler olması. Çok az sayıda bunu sağlayan şeyler var ve bu sağlayan şeyleri gün içine yaşamaya çalışıyorum. Boyun eymemek, yaptığınızda yüzünüzü gülsetebilecek ufak bir tebessüm, tehlikeli şeyler yaşayıp benliği daha da keşfetmek, korkuların yönetmesine izin vermemek, değer verdiğiniz insanlar için bir şey yapmak, gerçek anlamda hayaller kurmak, pişmanlıklardan ötürü ağlamak.

    Sorun şu ki, eğer her hangi bir sebepten ötürü korkularınızın sizi yönetmesine izin verirseniz, boyun eğerseniz, yüzünüzü gülümsetecek bir şey varken onu gerçekleştirmekten çekinirseniz o gün içinde o günü "yaşanmış" kılabilecek her şeyi silip atıyorsunuz demektir.

    Galiba duygularımı tam anlamı ile sizlere açamadım. Ama büyük bir çoğunluğunu en azından hayati görüşümü sizlere açtığımı düşünüyorum. Bunu neden yaptığımı bilmiyorum. Galiba rahatlamak için.

    Sizlerde tehlikeli şeyler altına girin ve kendinizi keşfedin ya da çeşitli şeyler deneyim ve aslında ne olduğunuzu görün. İnanılmaz bir şeye dönüşüyorsunuz. Onlarca pencereden bakıyorsunuz olaylara. Bak bu şuanda hata yapıyor diyorsunuz ya da böyle olmaması gerek diyorsunuz.

    Son olarak ufak bir not düşeyim. Eğer tüm günleriniz yaşanmış günler olacaksa. Ve tüm hayatınızın böyle olmasını istiyorsanız ( en azından büyük bir çoğunluğunu ) kimseye karşı sorumluluğunuzun olmaması gerekiyor. Ne annenize, ne babanıza, ne eşinize ne çocuğunuza, kimseye.
  • 29-06-2014, 21:50:12
    #2
    Kardeşim bi bu kadar daha olsa okurdum vallaha o kadar iyi yazmışsın ki ben senin ne demek istediğini tam anlamıyla anladım. Aka aka sona gelmişim.
  • 29-06-2014, 22:00:58
    #3
    F. STACK WEB + MOBILE DEV
    Shrin adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Kardeşim bi bu kadar daha olsa okurdum vallaha o kadar iyi yazmışsın ki ben senin ne demek istediğini tam anlamıyla anladım. Aka aka sona gelmişim.
    çok teşekkür ederim hocam okuduğun için, benle aynı şeyleri paylaşan insanları görmek çok güzel