• 05-02-2007, 22:09:48
    #1
    Niçin otellerin kapıları döner kapıdır?

    Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır.
    Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa
    hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin
    girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner
    kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini engeller.

    Bir hafta niçin 7 gündür?

    Babilliler 7 günlükhaftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile güneş ve ayın sayısı nın 7 oluşu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde göğün 7 kat oluşu ve doğadaki ana renk sayısının 7 oluşu, müzik notalarının 7 oluşu sayının önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasınageçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.

    Günlerin anlamları

    Pazar: Farsça bazar (alış veriş için kurulan yer, Pazar)’dan. Pazar’ın kurulduğu gün.
    Pazartesi: Pazar’ın ertesi günü
    Salı: İbranice salis (üç)’ten, haftanın üçüncü gününe denk gelen gün.
    Çarşamba: Farsça cehar-şenbe (dördüncü gün, cehar: dört, şenbe:gün)’den
    Perşembe: Farsça penç-şenbe (beşinci gün, penç: beş, şenbe gün)’den
    Cuma: Arapça Cem’den Cuma (toplanma, toplantı anlamında) İslam dininin doğuşundan sonra Müslümanların haftada bir toplanıp toplum işlerini görüştüğü, birlikte ibadet ettiği toplanma günü.
    Cumartesi: Cuma’nın ertesi günü.

    Develerin hörgüçlerinde ne var?
    Genelde hörgüçlerinde su olduğu ve uzun yolculuklarında
    bu suyu kullandıkları söylenir ama doğru
    değildir. Develerin hörgüçlerinde 30-35 kg kadar
    yağ bulunur. Yiyecek bulamadıkları zaman bu
    enerjiyle hareketlerini sağlarlar ayrıca yağ çöl
    sıcağına karşı koruma görevi de yapar. Develer
    suya az gereksinim duyarlar. Burun mukozaları
    insana göre 100 kat daha büyüktür. Soluk alırken
    havadaki nemin üçte ikisini kazanabilirler. Su
    kaybını da dokularından kaybederler, kandaki su
    etkilenmez.

    Ateş böceği nasıl ışık saçıyor?

    Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da
    bir ilgisi yoktur. Bilimsel adı “Soğuk Işık”tır.
    Bu ışık olayı, moleküler seviyede kimyasal bir
    işlemdir. Bazı moleküllerin ayrışarak daha
    yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla
    enerjiyi ışığa dönüştürebildikleridir. Ateş
    böceğinin karın bölgesindeki ışık organında
    bulunan guddelerden ışık elde etmede rol alan
    iki ana kimyasal madde üretilmektedir. Fakat
    onlar da tam olarak ışık vermeye yetmediği için
    böceğin ışık bölgesine yakın solunum organının
    ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi
    gerekmektedir
  • 05-02-2007, 22:38:20
    #2
    Alıntı
    Kanalizasyon kapakları neden yuvarlak? (Gülhanım Şahin)
    Kanalizasyon kapakları, kapak deliğin içine düşmesin diye yuvarlak yapılır.
    Gökhan Tok
    ................
    Aziz Gökhan Narin adlı okurumuzsa bu konudaki görüşlerini şöyle paylaşıyor bizlerle:
    Merhaba,
    Bir konudaki fikrimi sizler ile paylaşmak istiyorum. Gazete de okuduğum logar kapaklarının neden yuvarlak olduğuna dair verdiğiniz yanıtı tatmin edici bulamadım. Benim düşünceme göre logar kapaklarının yuvarlak olmalarının ekonomik, gereklilik ve de yararlılık gibi nedenleri vardır.
    Ekonomik: Logar kapakları geometrik olarak en makul seviyede malzeme tüketen bir şekilde üretilmişlerdir. Ortalama bir insan bedeninin içine girebileceği bir genişlik için en uygun ve en ekonomik çözüm dairedir.
    Gereklilik: Herhangi bir olaya müdahale etmek ve hızlı giriş çıkışlar için daire şekli logar kapakları için vazgeçilmez bir geometridir. Her açıdan giriş için çok uygundur. Aşağı inerken veya yukarı çıkarken, tırmanma hareketinden kaynaklanan sağa sola doğru oluşan dönme hareketleri ve açılı kol hareketleri köşeli yollarda insan için tehlike yaratmaktadır.
    Yararlılık: Logar kapaklarının uzun süre açılmaması yüzünden oturduğu yuvaya sıkışması olası bir durumdur. Bu gibi durumlarda büyük araçlara gerek duymadan görevlilinin kapağa küçük bir güç uygulayarak merkezi bir dönme hareketi sağlaması sıkışmış olan kapağı kurtarmak için yeterli olacaktır.
    Saygılarımla Aziz Gökhan NARİN
    Ne kadar gereklidir bilemiyorum ama merak edenler olmuştur belki
    ©
  • 08-02-2007, 15:00:20
    #3
    Telefon Tuşlarındaki Çıkıntılar


    Günümüzde hayatımızın ayrılmaz bir parçasıhaline gelen cep telefonlarının '5' tuşu üzerindeki çıkıntıya hiç dikkat ettiniz mi? Bu çıkıntıen ortadaki tuşu el yordamıile bularak, tuşlamayıbakmadan yapabilmeyi sağlar.

    Büyük bir ihtimalle bilgisayarınızdaki klavyede 'F' ve 'J' ya da 'A' ve 'K' tuşlarında da böyle birer çıkıntıolduğunu fark etmemişsinizdir. Bu çıkıntılar da klavyeye bakmadan yazanlarda her iki elin klavyenin ortasınıbulmasında yardımcıolur.

    Yine gözden kaçan bir ayrıntıise tuşların dizilişşeklidir. Telefondaki tuşlarda en üst sırada l, 2 ve 3 rakamlarıyer alırken bilgisayarımızda ve hesap makinemizde tam ters şekilde 7, 8 ve 9 rakamlarıdizilmiştir. Bu dizilişşeklinde hesap makinelerini ve bilgisayarlarıyapanlar, en süratli hesaplamayıesas almışlardır. Tarihi çok daha eski olan telefonun başlangıcında ise, hızlıtuşlama pek önemli kabul edilmemiştir. Ancak ev kadınlarıarasında yapılan bir araştırmada, telefondaki dizilişin onlara daha kolay geldiği ve daha süratli uygulayabildikleri saptanmıştır.

    Bilmem hiç dikkat ettiniz mi, telefondaki tuşların içinde 'l' ve '0'ın üstünde hiç harf yoktur. Ama daha şaşırtıcıbir tespit ise, birçok telefonda mevcut harflerin içinde 'Q' ve 'Z' harflerinin bulunmamasıdır.

    Günümüzde yaygın olarak acil servis (112), yangın ihbar (110), polis imdat (155)
    ve alo trafik (154) gibi acil hizmetlere l ile başlayan, üç haneli numaralar verildiği için, eğer l tuşunun üzerinde de harfler olsa idi, cep telefonunuzla bir
    mesaj gönderirken, daha üçüncü harfte bu servislerden birine otomatik olarak
    bağlanabilir ve bunların santrallerini lüzumsuz işgal edebilirdiniz.

    'O' ise bilindiği gibi dahili santrallerde operatöre ulaşmada, şehirlerarasınumaralarda ve cep telefonlarında ilk çevrilen numaradır. Eğer bu 'O' tuşunun üzerinde harf olsaydı, daha o harfe basar basmaz doğrudan santrale bağlanacak
    ve santrallerin kilitlenmesine sebep olabilecektik.

    Tabii telefonun üzerinde zaten on tane olan rakam tuşlarının ikisine harf koyamayınca, geriye kalan 8 tuşa 24 harf yerleştirilebilmişve bu durumda İngilizce'de en az kullanılan 'Q' ve 'Z' harfleri tuşların üzerinde yer alamamıştır.

    Şimdiki cep telefonlarında' l' ve '0'ın üzerinde hala harf yok ama teknolojinin gelişmesi sayesinde, bir tuşa dört harf konulabildiğinden 'Q' 7 tuşunda, 'Z' ise 9 tuşunda kendilerine yer bulabilmiş durumdalar.
  • 08-02-2007, 15:17:54
    #4
    Neden Alo Deriz

    Telefonda hemen hemen hergün kimbilir kaç kez kullandığımız "Alo" sözcüğü, gerçekte bir sevgilinin kısaltılmış adıdır.

    Sevgilinin tam adı Allessandra Lolita Oswaldo'dur. Bu sevimli genç kız, telefonu icat eden, A.Graham Bell'in sevgilisiydi. Graham Bell telefonu icat edince ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti. Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo'dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell, telefonu açar açmaz "Allessandra Lolita Oswaldo" diyordu.

    Bell, zamanla sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu "Ale Lolos" diye karşıladı. Çalışmaları uzadıkça Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve öne iki heceli bir ad buldu.

    Bu kısa ad "Alo" idi. Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka birşey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Graham Bell'i telefonuyla başbaşa bırakıp onu terketti.

    Yaşlı Bell, sevgilisinin birgün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Graham Bell'i artık başka kişiler de arıyordu.

    Fakat o, telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu "Alo" diyerek açıyor ve artık herkes "Alo" diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell'in anısına saygı olarak "Alo" demeye başladı. Bugün tümümüzün kullandığı "Alo" sözcüğü işte o günlerden günümüze uzanmaktadır.

  • 08-02-2007, 15:42:39
    #5
    hangi siteden bunlar
  • 08-02-2007, 15:43:19
    #6
    Barkod Sistemi Hakkında

    Marka kargaşasını kapılıp protesto organizasyonunda yılgınlık yaratmamak için en kolay yöntemin barkod sistemini bilmek olduğunu düşünüyorum.

    Birinci kısım: Ülke veya simge kodunu gösterir.
    Her ülkenin kendine ait bir kodu vardır.

    İkinci kısım: Firma kodunu gösterir. Ülke kodundan sonra gelen 4 hanedir. Bu kod TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ) bünyesinde bulunan Mal Numaralandırma Merkezi'nden alınır.

    Üçüncü kısım: Firma kodundan sonra gelen 5 hanedir. Ürünü tanımlayan mamul kodudur.

    Dördüncü kısım: En son rakamdır. Kontrol kodudur. Bu kod diğer rakamların hatalı okunmasını engellemek için belli bir formülle hesaplanan kontrol sayısıdır.

    BAZI ÜLKELERİN BARKOD KOD NUMARALARI

    Türkiye'nin kodu 869 dur.

    ÜLKE KODU ÜLKE ADI Şeklinde sıralanmıştır.

    00-13 USA & CANADA
    594 ROMANYA
    30-37 FRANSA
    619 TUNUS
    400 - 440 ALMANYA
    759 VENEZUELA
    45 JAPONYA
    76 İSVİÇRE
    471 TAYVAN
    773 URUGUAY
    476 AZERBEYCAN
    80-83 İTALYA
    479 SRİ LANKA
    779 ARJANTİN
    482 UKRAYNA
    850 KÜBA
    484 MOLDAVA
    885 TAYLAND
    487 KAZAKİSTAN
    888 SİNGAPUR
    489 HONG KONG
    890 HİNDİSTAN
    520 YUNANİSTAN
    893 VİETNAM
    529 KIBRIS
    899 ENDONEZYA
    531 MAKEDONYA
    860 YUGOSLAVYA
    535 MALTA
    869 TÜRKİYE
    54 BELÇİKA- LÜKSEMBURG
    87 HOLLANDA
    560 PORTEKİZ
    90-91 AVUSTURYA
    569 İZLANDA
    93 AVUSTRALYA
    57 DANİMARKA
    955 MALEZYA
    70 NORVEÇ
    977 ULUSLARARSI PERİYODİK YAYINLAR İÇİN
    626 İRAN
    978 ULUSLARARASI STANDART KİTAP NUMARASI
    729 İSRAİL
    979 ULUSLAR ARASI MÜZİK NUMARASI
  • 08-02-2007, 15:45:00
    #7
    kendi arşivim var ondan yararlanıyorum ve sizlerle paylaşıyorum.
    baris333 adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    hangi siteden bunlar
  • 08-02-2007, 15:55:30
    #8
    @ Sembolünün Anlamı

    Biraz komik görünümlü, kuyruğu tepesinden dolaşan bu küçük 'a' harfi, internetle beraber günümüzde en çok kullanılan sembollerden biri olmuştur. Sembolün gerçek orijini tam olarak bilinmemektedir. Dünya üzerinde genel kabul görmüş ortak bir isminin olmaması da şaşırtıcıdır. En çok kabul gören ismi İngilizce'deki 'at sign'dır. Bu sembole Almanlar 'at zeichen', İspanyollar 'arroba', Fransızlar 'arobase', Japonlar ise 'atto maak' adını vermişlerdir.

    '@' sembolü birçok ülkede şekil olarak değişik hayvanlarla özdeşleştirilir. Internet erişimi olan herkesin adres veya telefon numarasının bir çeşit karşılığı olan e-posta (e-mail) adresi vardır. İki bölümden oluşan bu elektronik posta adresini @ sembolü ikiye ayırır. Önceki kısım kişisel ad olan posta kutusunu, sonraki kısım ise internet servis sağlayıcının adını belirler.

    İkinci kısımdaki son birkaç karakter genellikle o kişinin bağlı olduğu kuruluşu ve ülkeyi gösterir. Örneğin, 'com' (ticari), 'gov' (hükümet), 'net' (ağ organizasyonu), 'edu' (eğitim), 'mil' (askeri) gibi. Bunların dışındakiler de 'org' (organizasyon) uzantısını taşırlar. Bunlardan sonra gelen karakterler ait olduğu ülkeyi belirlerler, tr (Türkiye), uk (İngiltere), fr (Fransa) gibi. 'us' uzantısını kullanması gereken ABD genellikle bir ülke kodu uzantısı kullanmaz.

    @ sembolünün orijini bir muammadır ama yine de iki hikaye var. Birinci hikayeye göre @ sembolünü Ortaçağ keşişlerinin yorgun elleri yaratmıştır. Matbaanın icadından önce çoğunluğu din konulu olan kitapların her bir kopyası elle yazılıyordu. Bu uzun ve yorucu işi keşişler yapıyorlardı, 'Tarafına, doğru, halinde içinde, yanında, hususunda üzerinde, beherine' gibi çeşitli birçok anlama gelen, Latince 'ad' kelimesinden türemiş 'at' kelimesi her ne kadar kısa bir kelime idiyse de kitaplarda o kadar çok tekrar ediliyordu ki sonunda usanan keşişler onu tek el hareketi ile yazacak şekilde, 't' yi 'a'nın üzerinden sola doğru aşırarak @ şekline dönüştürdüler.

    İkinci hikayeye göre sembol 'amphora' kelimesinin kısaltılmasıydı. O zamanlar 'amphora', hububat, baharat ve şarapların taşındığı fırında pişirilmiş küplerin ölçüm birimiydi. Giorgio Stabile isimli bir İtalyan araştırmacı 1492 tarihli Latince - İspanyolca sözlükte 'amphora'nm bir ağırlık ölçüsü olan 'arroba'ya çevrildiğini keşfetti. İspanyolların hala@ işaretini 'arroba' diye isimlendirmelerinin sebebi de bu olmalıdır.

    Stabile ayrıca, Floransalı tüccar Francesco Lapi'nin 1536'da yazdığı bir mektupta @ işaretini kullandığını da tespit etti. İşaret aynı zamanda uzak mesafeler arası ticareti belirtmek için de kullanılıyordu ama 18. yüzyılda kullanılışı birim başına bir fiyatı göstermek içindi. Örneğin, tanesi 5 Peni'den 10 portakal alınsa '10 portakal @ 5 Peni' şeklinde 'her biri' anlamında yazılıyordu.

    @ işareti ilk olarak 1885'te yazı makinelerinin ilk örneği olan Underwood'un klavyesinde kullanıldı. E-posta adresinin bir parçası olarak ise ilk olarak 1977 yılında Roy Tomlinson tarafından kullanılmıştır. Tomlinson'un amacı ise kimsenin adında bulunmayan ve karışıklığa yol açmayacak bir işareti kullanmaktı.
  • 08-02-2007, 15:58:29
    #9
    Bu soru, 'insanlar konuşurlarken niçin laflarının arasında bazı sesler çıkartırlar' ve 'ağır ağır konuşan insanlar laflarının arasında niçin -ııı-, -eee- derler' şeklinde ikiye ayrılabilir.

    Birinci sorunun cevabı, sırasını yani sözü karşısındakine kaptırmamak veya sözlerinin bittiği görüntüsünü vermek istememek olabilir. İnsanlar karşılıklı konuşurlarken birbirlerini dinler gibi görünürler ama o sırada kafalarında söyleyeceklerini tasarlarlar. Onları bir an önce ifade edebilmek için sabırsızlanırlar. Karşısındakinin konuşmasını kesmeyecek olgunluktaysalar bir anlık susmasından istifade ederek söze girerler.

    İnsanlar seslerinin kesildiği bir anlık soluklanma sırasında karşılarındaki sözlerinin bittiğini sanmasın diye bu boşlukları 'ııı', 'eee' diye sesler çıkararak doldururlar. Böylece karşıya devam edeceklerinin mesajını verirler. Yani oturduğu koltuğu kaptırmamak için üstünden kalkmamak gibi bir şey.

    Bu genellikle yavaş tempoda konuşanların başvurdukları bir taktiktir ama zamanla alışkanlık haline gelir, 'ııı'sız, 'eee'siz konuşamazlar, kendileri de bundan rahatsız olmazlar.

    İnsanlar sözleri kesilmesin diye başka anlamsız kelime ve cümleler de kullanırlar, taktikler uygularlar. Örneğin konuşmasına 'çok ilginçtir ki' şeklinde başlayan biri anlatacaklarının çok ilginç olacağını baştan belirterek, sonuna kadar dinlemesi için karşısındakini etkilemeye çalışır. Genellikle de sözlerinden ilginç bir şey çıkmaz.

    Konuşma arası boşlukların niçin 'zzz' veya 'uuu' gibi seslerle değil de 'm' ve 'eee' gibi seslerle doldurulduğu sorusunun cevabı ise fonetik biliminin sahasına giriyor, 'ııı', leee' sesleri sesli harflerden oluştukları için istenildiği kadar uzatılabilirler, dudağı, dili ve dişleri oynatmadan rahatça çıkarılabilirler. Herhangi bir kelimenin ilk harfiymiş gibi yanlış anlamaya sebep vermezler. Ağız söyleyeceği ilk kelimeye hazır şekilde en uygun konumunu muhafaza eder.

    Konuşma boşluklarında çıkarılan sesler kültürlere göre de farklılık gösterirler. Çoğunluk 'm', 'eee' derken İngilizce konuşanlar 'um', 'er', Çinliler ise 'zhege, zhege' diyorlar.

    Alıntıdır...