• 05-01-2006, 05:14:24
    #1
    Yaşı yeterince olgun olanlar hatırlarlar..

    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok güzel bir ülkede mahalleler varmış. Bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok severlermiş. Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa, uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermiş. Kavga etseler de kin tutmaz, her gün yeniden dünyalar kurarlarmış. Herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş.

    O zamanlar çocuklar okula servis ile değil, köşe başında buluşarak giderlermiş. Onların yolunu gözlememiş evdeki bilgisayar, şehrin en iyi dershanesi, hazırlık kursları. Bilmezlermiş hamburgeri, MTV'yi, interneti, cep telefonunu, tetrisi,nintendoyu...

    Bilirlermiş duvarların üzerinde sohbet etmeyi, hatıra defterleri doldurup sevgileri keşfetmeyi.

    Bilirlermiş horoz sekercisini, elleri kirli macuncunun tornavida ile koyduğu rengarenk macunları. Eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, sonra bir ıslıkla tekrar aşağıya kukalı saklambaca kaçmayı.

    Bilirlermiş o hakkında türlü şeyler söylenen evdeki garip adamdan korkmayı, küsmeyi, ayni kıza asılmayı, torbalarla misket toplamayı, gıcır köstek ayırmayı, değiş tokuş, kaybedince kapişi, Teksas'ı, Tommiks'i, Konyakçi'nin dişlerini...

    İç içe konan naylon topları, tastan kale direklerini. Üç korner bir penaltıyı. Üzerine apartman yapılan top sahalarını, sonra o apartmana taşınan yeni dostları ve onları kapma yarışını...

    Otobüsteki biletçinin lastik silgi sarili kalemini, yoğurtçuyu,kalaycıyı, hallacı..

    Evlerin arkasındaki odun kömür depolarını. Yakar topun yakısını. Mantarlı gazoz kapaklarını, yaldız kazımayı. Yandaki mahalle ile alınan kavgayı, her kavganın çıkardığı kahramanı-ödleği. Kan kardeşliğini, ip atlama, lastiğe basma, topaç virtiözlügünü, çelik çomağı, kırılan camları, toplanan paraları..

    Açık hava sinemalarını, frigo-buzu...

    Sonra zamanla bu güzel ülkede durumlar değişmeye başlamış. Yaslar ilerledikçe bu birliktelik, koruma kollama duyguları bu mahallenin çocuklarının başlarına çok isler açmış. Daha sonra işsizlik, hayat pahalılığı, enflasyon, köseyi dönme, adamını bulma, mali götürme falan derken, herkes yüzünde soluk bir bakış, içinde hayatin yenilgisi, çaresizlikleri,tatminsizlikleri ile başbaşa kalmış.

    Çocukları mi? Çocukları simdi koca koca apartmanların arasında, nefes alınmaz bir havada, evlerinde, sanal bir dünyada, emniyet içinde ve yalnız yaşıyorlar. Anneleri babaları onları çok seviyor. Beta kapmasınlar diye kalabalık ortamlara hiç sokmuyor. Hafta sonları hep beraber Karum ya da Galleria'dalar. Okul servisleri çocukları neredeyse yataklarından alıyor Çocuklar trafik kaygısıyla kösedeki markete dahi gönderilmiyor. Babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dershane reytinglerini izliyorlar. Hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel yuvarlanıp gidiyorlar. Seksek oynamayı değil ama taban puanları çok iyi biliyorlar. Hayata açılan pencereleri; Windows 95, 98... Onlar ekrana, ekran onlara bakıyor ve koca bir hayat dışarıda akıp gidiyor...
    Ve şehrin dışında ağaçlar; tırmanacak, salıncak kuracak, kalp kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor. Paylaşmayan, yalnız, bencil, kafesler içinde, gürbüz, güvendeki çocukları...

    Hiç sopa yememiş,ağaçtan düşmemiş, topu yandaki bahçeye kaçmamış,dizlerinde yara kabukları olmamış çocukları...
  • 05-01-2006, 05:19:47
    #2
    Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.
    Buradaki koca çocuklarda.. bilgisayarın başından kalkıp neler olup bitiyor dışarıda bilmiyorlar. Bugün çıktım yürüdüm yürüdüm..

    Ellerine sağlık.. benim çocukluğum aynen böyleydi. Şanslıyım, dediklerinin hepsini (hallacılar,açık hava sinemaları ve o tarihtekiler hariç) hatırlıyorum
  • 05-01-2006, 05:21:58
    #3
    ne gunlerdi o gunler..
    artık hersey mekaniklesti. hersey makinalara bağli ve biz zevkle ayak uyduruyoruz..
  • 05-01-2006, 05:38:01
    #4
    saklanbaclar, yakantoplar, cuneyt arkın cıktığı zaman mahallenin bosalması filmden sonra birbirine o hareketi yapmalar: )
    bunlar gercekten güzeldi..
    mazi oldu.
  • 05-01-2006, 05:57:41
    #5
    Evet 1 Aralar Arabaların Arkasına Takılmayı Adet Edinmistik..
    Hic Unutmam Bir Aksam Ustu Dolmusun Demirine Tutunmustum, Dolmus Gaza Basıncada Bırakamamıstım..
    Ben Arkada Köye Kadar. ..: )
    Eve Gelincede 1 Araba Dayak Yemiştim: )
  • 05-01-2006, 16:24:15
    #6
    En son Zeynelkoc u gördüm oldu bi 15gün

    15gün sonra ankaraya gidecem 2-3kişiyi daha görcem burdann
    bu aralar yawhoonet gelcekti yanıma
    vala siz deyin gelin buraya atlarız Arabamız olmasada paşalar gibi Akbilimiz ve paracard imiz var
  • 05-01-2006, 16:36:37
    #7
    Üyeliği durduruldu
    ehe ben en cok miki mouse donald duck ve pluto yu özledim nerde şimdi o eski çizgi filimler (ehe kocaman adam olduk hala seviyom o cizgi filimleri )
  • 05-01-2006, 18:11:22
    #8
    Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.
    yaşı epeyce derken biraz abartmışsın 83 lüyüm

    bizde bilyalı yapar rampa aşağı kayardık . düz yolda birbirimiz iter öyle sürerdik .hatta hızlanıp direksiyonu bir den kırınca arkasının kayıp kıvılcım çıkarması süperdi.

    sapan yapar rakı şişesi toplayıp karşı kaldırıma dizer atış talimine başlardık.

    bizim mahallede misket ağaları vardı herkesi yutar sonra yüksek bir yere çıkıp dağıtırlardı.tabiki aynı şey olup yine milleti yutarlardı.ben en fazla 900 falan olduğunu hatırlıyorum.

    sokakta ateş yakıp pis bir tenekenin içinde patates kaynatmakta süper oluyordu.
    satmak için bakır toplardık.




    gazoz kapağı toplardık.
    bir ara sigara kağıdı toplayıp onlarla oynamsı moda olmuştu.


    birde şeyi hatırlıyorum 3 tane 1991 senesi basımı 1000 lira getirene yok bilmem şu kadar para veriyorlarmış güya altın karışmış diye bir söylenti çıkmıştı tabii 91 basımı 1000 lira da zor bulunuyordu 1 taneyi buldunmu 2. si zordu.
    hem bu anlattıklarım bu günkü bağcılar o zaman bakırköyün yeşilbağ kazası idi.

    şimdi bakıyorumda çocuklar tv.bilgisayar.atari ile günlerini geçiriyor.

    tabi ist.varoşlarında ve anadoluda bizim gibi yaşıyanlarda mutlaka vardır.
  • 07-01-2006, 01:58:51
    #9
    gazoz kapağını misket gibi dizip mermer parçasıyla vurarak oynardık.

    bide sigaranın parlak kağından gümüş yapılıyor diye bir söylenti çıkmıştı bilmem 1 kilo getirene şu kadar para filan diyorlardı.