• 18-03-2009, 11:35:55
    #1
    Bugun 18 Mart ve Çanakkale'nin geçilmesine izin vermeyen tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz...

    Çanakkale Savaşları ile ilgili detaylı bilgi..

  • 18-03-2009, 11:38:34
    #2
    MrManson adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Bastığın yerleri toprak diyerek geçme,tanı.
    bu söz herşeye yeterli!
  • 18-03-2009, 11:44:34
    #3
  • 18-03-2009, 11:48:20
    #4
    Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…
    Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    “Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.

    18 Mart Çanakkale şehitleri günü. Her ne kadar vatanımızı, şehitlerimizi tek bir günde anmak doğru olmasa da onlara ayrılmış bir gün olması gerçekten güzel bir olay.

    Türk Milleti;

    Magazinleri, ünlülerin kiminle gezdiklerini, kim kimle aşna-fişne yapıyor, kim kime laf ile sataşıyor’u bırak. Gözünün önüne perde gerenleri unut. Silkin ayağa kalk. Atanı seni bugüne taşıyanları unutma. Çok çalış, dürüst ol. Eğer böyle yaparsak dik durabiliriz. Unutmayın:

    Doğacaktır bize vadettiği günler hakkın, kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın…

  • 18-03-2009, 11:53:44
    #5
    Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.
    Allah tüm şehitlerimizden razı olsun.Onlar sayesinde buralardayız.

    Şehit olmak o kadar şerefli ve şanlıki.Bir Türk vatanına ve milletine o kadar bağlıki.Silahını bırakmayan şehit asker bunu kısaca anlatıyor..

    [MEDIA]http://www.youtube.com/watch?v=UCIeoGdJ6tc[/MEDIA]
  • 18-03-2009, 11:57:26
    #6
    Aynı birlik beraberliğin bugün de dirilmesi ümidiyle tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun.

    Çanakkale Şehitlikleri - Tarihi Gelibolu Yarımadası Sanal Turu - www.360tr.com
  • 18-03-2009, 11:58:11
    #7
    tüm şehitlerimizin mekanı cennet olsun.

  • 18-03-2009, 11:59:25
    #8
    Misafir
    Gerçekten resimlere bakınca tüyleri ürperiyor insanın...
    Gerçekten şu cümleler bile yeterli...

    Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
    Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
    Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
    Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı...

    Değerini bilelim arkadaşlar; bu zamanda başkalarının çatısı altında çalışabilirdik.
    Ne Mutlu Türküm Diye
  • 18-03-2009, 12:11:51
    #9
    Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
    Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
    Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”
    Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
    Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
    Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
    Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
    Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.
    Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
    Hani tauna da zuldür bu rezil istila...
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
    Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
    Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...
    Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
    Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
    Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
    Öteden saikalar parçalıyor afakı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
    O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
    Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
    Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
    Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
    Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
    “O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
    Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
    Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
    Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...
    Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
    “Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
    Seni ancak ebediyetler eder istiab.
    “Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
    Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
    Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
    Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
    Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
    Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
    Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
    Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
    Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
    Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

    Mehmet Akif ERSOY