• 23-01-2009, 23:58:06
    #10
    SyhByz böyle bi konu açığın için kendi adıma teşekkür ederim. mekanı cennet olsun.saygı ile anıyoruz...
  • 24-01-2009, 00:03:15
    #11
    Üyeliği durduruldu
    satılık medya patronlarının,kalemlerinin içinden sıyrılan en aydınlık kalem-kırdılar seni uğurum,bir aydınlık arıyoruz!

    Uğurlar olsun...
  • 24-01-2009, 00:50:17
    #12
    Üyeliği durduruldu
    Babamın severek okuduğu, halen yazılarını bularak okuyor(ismim Uğur Mumcu'dan geliyor) bizim yazılarından mahrum kaldımız ülkemizin en önemli yazarından birisi kendisini saygı ile anıyorum. Bu ülkeye çok şey kazandırdın seni unutmak elde değil.
  • 24-01-2009, 00:52:07
    #13
    Üyeliği durduruldu
    Unutmadık !
  • 24-01-2009, 00:53:31
    #14
    Nerden bilebilirdiki fikir ve düşüncelerimizn uğuru olduğunu küçüktük ozaman çok küçüktük.
  • 24-01-2009, 00:54:02
    #15
  • 24-01-2009, 09:27:50
    #16
    Misafir
  • 24-01-2009, 11:36:22
    #17
    Üyeliği durduruldu
    ‘YİĞİTOLYAVRUM’

    Ve telefonlar çalmaya başladı. İlhan Selçuk ve Arı İnan’la konuştuğumu hatırlıyorum, sayısız telefonda sayısız ses “Doğru mu?” diye soruyordu. Sadece bu iki isme sorabildim, “Ne oldu?” diye, tabii ki hiçbir şey söyleyemediler. Ardından eve Hüseyin eniştem ve komşumuz Ayça geldi. Bir saat geçinceye kadar da kimse bana bir şey söylemedi. Ardından annem ve gözleri yaşlı dostlarımız geldi. Annem “Yiğit ol yavrum, baban öldü” dedi. Sadece 11 yaşındaydım.
    Aşağıdaki bölüm Cumhuriyet Gazetesi'nden Orhan Tüleylioğlu'nun yazı dizisinden alınmıştır. İşte Mumcu'nun kızının anlattıkları:
    ''Babamı anlatırken çocukluğumun o sıcacık günleri aklıma gelir, mutluluğun güvenle harmanlandığı bir aile ortamında büyüdüm. Babamla olan anılarım ne yazık ki sınırlı ve sınırlı olduğu için de bir o kadar değerli.

    Babam çok sevecen, sıcakkanlı, çocuklarını çok seven, ailesine ve dostlarına çok önem veren bir insandı. Bizleri imkânlarımızın elverdiği ölçüde şımartırdı. Bu şımartma sadece maddi yöne yansımazdı; bize ne yaparsak yapalım arkamızda olduğunu hissettirirdi. Eğer bir hata yapmışsak, ileride bizlere sorun çıkarmaması için o hatanın telafisini sağlayacak yolları bulurdu. Ama bunu da hatamızın ne olduğunu anlamamızı sağlayarak yapardı.

    KÜÇÜKBİRANI...

    Aile dostlarımızın hâlâ anlattığı bir hikâye vardır. 7-8 yaşlarındayken ağır bir ortakulak iltihabı geçirdim. 45 gün okula gidemedim. Tabii, bu dönemde doktor bana düzinelerce ilaç yazmış; bunların bir tanesi de acımsı bir şurup. Bu ilacın tadından çok rahatsızım ve içmemeye karar vermişim; öyle bir inat ki içirmeye kalktıklarında ağlamaya başlıyorum. Babam en sonunda benim bu halime dayanamıyor “İstemiyorsa kızıma içirmeyin” diyor. Tabii hastalığım daha ağır basıyor ve ben şurubu içmek durumunda kalıyorum.

    Ağabeyimle benim iyi bir eğitim görebilmemiz için çok çalışırdı. Soyadımızdan dolayı devlet okulunda sıkıntı yaşayacağımızı düşünürdü; o nedenle bütçemiz ucu ucuna yeterek bizi özel bir okulda okuttu. Bir ya da birden çok yabancı dil öğrenmemizi, büyürken de yeteneğimize göre hobiler edinmemizi isterdi. Ağabeyim gitar çalardı örneğin, hocası Ahmet Kanneci’ydi. Bense piyanoya yönelmiştim, hocam rahmetli Kamuran Gündemir’di. Ancak 24 Ocak’tan sonra piyanoyla aramıza derin bir uçurum girdi. En iyi dinleyicim babamdı çünkü. Yine de müzikle aram bozulmadı. Piyano çalmayı içim almasa da şan çalışmaya başladım, ama uzun yıllar sonunda. Evimizde neredeyse her gün bir misafir olurdu. Çocukluğumun büyük bir kısmı gazeteciler, yazarlar ve sanatçılar arasında geçti. Hayatımın o döneminin bana büyük bir zenginlik kazandırdığını düşünüyorum.

    SOFRADAŞEN KAHKAHALAR

    En güzel günlerimiz dededen kalma yazlıkta, yani Ayvalık’ta geçmişti. O yaz günlerinin tadını asla unutamam. Uzun aile sohbetleri, yüzme çabaları, doyurucu dost sohbetleri, Çamlık lokmaları, Cunda gezileri…

    Babam evin bir kısmını kütüphane ve çalışma ofisine çevirdiğinden daha çok evde olurdu. Biz okuldayken çalışır, akşamüstü çayını mutlaka içer ve akşam yemeklerinde mutlaka beraber sofraya oturulurdu. Okulda yaşadığımız olaylardan ve günlük olaylardan konuşulurdu. Babam hepimizi güldürecek bir konu bulurdu mutlaka. Sofralardan yayılan şen kahkahalar hâlâ kulağımda…

    BOĞAZIMDABİRYUMRU

    İnsan geçmişe baktığında yaşanan kötü şeyleri de unutur ve güzelleştirir; arada ufak tefek olaylar olsa da tek söyleyebileceğim şu ki, çok mutlu bir aileydik. Bir yandan yaşananları daha zor yaptı, ama bir yandan da acıların üstesinden gelmeyi kolaylaştırdı. Annemin hep söylediği gibi acıyı bal eylememizi sağladı.

    24 Ocak 1993 günü aklıma geldiğinde hâlâ boğazıma bir yumru takılıyor. Olay olduğunda evde yalnızdım, annemle babam bir hasta ziyaretine çıkmıştı; ağabeyim ise Bulutsuzluk Özlemi konserine doğru yola çıkmıştı. Babam önden çıktı, annem beni tembihledikten sonra kapıyı kapatmıştı ki çok şiddetli bir patlama oldu. Evin yakınındaki trafo patladı sandım önce. Çünkü elektrikler gitmişti. Yan apartmandan insanların çıktığını görüyordum ama ben bir şekilde evde kaldım.

    ...''
  • 24-01-2009, 14:35:31
    #18
    Şu sılanın ufak tefek yolları
    Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
    Tepeden tırnağa şiir dilleri
    Yiğidim aslanım burda yatıyor

    Bugün efkarlıyım açmasın güller
    Yiğidimden kara haber verdiler
    Demirden döşeği taştan sedirler
    Yiğidim aslanım burda yatıyor

    Ne bir haram yedi ne cana kıydı
    Ekmek kadar temiz su gibi aydın
    Hiç kimse duymadan hükümler giydi
    Yiğidim aslanım burda yatıyor

    Mezar arasında harman olur mu
    On üç yıl mahpusta derman kalır mı
    Azrail'e sorsam canım alır mı
    Yiğidim aslanım burda yatıyor

    N.Hikmet - Zülfü livaneli