Rahmetli Özal ı anarken, ANAP la Sayın Cumhurbaşkanı arasındaki düelloyu izlerken, Kuzey Irak taki operasyonun siyasî sonuçlarını tartışırken farkındayız veya değiliz, Türkiye nin en önemli üç meselesi gündeme geliyor.
Geçtiğimiz cuma günkü "Toplumun Nabzı" programında Dünya Biyoloji Olimpiyatları nda birinci olmuş ve Özal tarafından Çankaya Köşkü nde ödüllendirilmiş bir gencimiz; "Biz gençler Özal ı anladık" diyordu. Tabii rahmetlinin seveni var, sevmeyeni var. Niyetimiz Özal döneminin sütten ak olduğunu da iddia etmek değil. Anlatmak istediğimiz şudur: "Özal Türkiye ye yeni bir siyasetin yollarını çizmiştir. Gümdemdeki politikacılar o yeni siyasetin çekim alanında dönüp dolaşıyorlar. En çok gençlerin anladığı bu yeni siyasî anlayışta, "ihanet etmediği sürece herkesle çalışırım" hoşgörüsü, sevgi, af, milletle aynı yaşama çizgisinde olmak vardır. Önümüzdeki dönem gençlerin yolu açık, dinozorların kulvarları kapalıdır. Dar ufukların, geçmişte kalmış kalıpların, tabuların bu yeni siyasî anlayışta yeri yoktur. İtiraf etmeliyiz ki rahmetli Özal ın sadece kapıları aralayabildiği bu yeni siyasî hareketin halen günümüzde yaşayan temsilcileri çok azdır. Onların Özal la birlikte yaptıkları Türkiye ye yeni bir maya çalmaktı. Samimi kanaatimiz bu mayanın tuttuğudur. Görenin gördüğü yeni siyasî kadrolar bir dantela titizliği ile bu milletin gençliği içinde altın iğneler ile işlenmektedir. Önce bu gerçeğin altını çizmek istedik. ANAP la Sayın Cumhurbaşkanı arasındaki düelloya gelince. Geçmişteki hatalarına rağmen fanatik partililer dışında kimse Türkiye de cumhurbaşkanının, Cumhurbaşkanlığı makamının yıpranmasını istemiyor. Pakdemirli hocamızın velev ki Sayın Demirel in sözlerini kullanarak konuşsun, üslûbunu tasvip etmemiz mümkün değildir. Sayın Demirel anladığımız kadarıyla zaten oturduğu makama bir zamanlar en büyük zararı kendisinin verdiğinin kabulü içindedir. Hatalarını başına kakmak yerine, çok nazik bir üslupla artık Türkiye de siyasî nezaketin hakim kılınması için adımlar atılması savunulmalıydı. ANAP yöneticileri bu yolda ellerine geçen çok önemli bir fırsatı kaçırmış, eski silahı kullanmayı tercih etmişler ve kendilerini yaralamışlardır. Siyasilerimiz bir türlü anlamak istemiyorlar. Millet artık kavgacı siyaset istemiyor. Devletin yukarılarında çatışma istemiyor. Kuzey Irak Operasyonu nun getirdiği siyasî tabloya gelince. Apaçık görünen şudur. Türkiye de stratejik konularda bir sivil– asker işbirliği ya da bütünleşmesi yoktur. Kendi mantalitesi içerisinde de olsa askerin ülkemizin geleceği ile ilgili ciddi projeleri vardır. Dinamik bir değerlendirme metodu vardır. Ama sivillerin bırakınız üç yıl, beş yıl sonrasını, üç gün beş gün sonrası için ciddi planları yoktur. Dış politikada, Bosna–Hersek te, Azerbaycan da, Türk cumhuriyetleriyle münasebetlerde ve PKK konusunda hazırlıksız yakalanmamızın temel sebepleri budur. Türkiye, kendi bölgesindeki her meselede masaya oturan ülke olması gerekirken, ya masanın kenarına iliştirilmekte, ya da masadan uzak tutulmaktadır. Son İsrail–Filistin anlaşmasında Türkiye nin maruz kaldığı muamele, Türkiye nin gücü ve ağırlığı ile bağdaşmış mıdır? Hadi o kadar geriye gitmeyelim. İki gün sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti nde yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde sivillerin politikası nedir? Suya sabuna dokunmama kolaycılığı değil midir? Kim kazanırsa ona "zaten ben seninleydim" tavrı değil midir? Türkiye artık ufku geniş yeni siyasi kadroları, seviyeli yeni bir siyasî üslûbu ve stratejik konularda sivil–asker birliğini ve dayanışmasını bekliyor. Biz yakın bir gelecekte hepsinin gerçekleşeceğine inanıyoruz.