
Geçen sene kitabını okuduktan sonra yakın zamanda dizisinin final vermiş olduğunu duyunca Dur şunu bir izleyeyim ya! diye başladığım Under the Dome ya da Türkçe adıyla Kubbenin Altında ne yazık ki benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Her ne kadar kitabı da kusursuz olmaktan uzak olsa da, en azından karakterler ve kurgu bakımından az çok tatmin edici bir düzeydeydi. Dizi ise kitabın tüm yanlışlarını olduğu gibi geçirmekle kalmayıp bir de kitapta doğru yapılan şeyleri de yanlış bir şekilde uyarlamış.
Benim şikâyetlerim daha gidesiye gider de devam etmeden önce diziyi izlememiş (ve umarım böyle kalacaklardır) veya kitabı okumamış olanlara kısa bir özet geçeyim. Amerikan yapım her dizide olduğu gibi bu hikâye de bolca Amerika bayrağı ile süslenmiş bir kasabada, Chesters Millde geçiyor. Tamamen sıradan ve sıkıcı olan bu kasabanın başına bir gün akıl almaz ve açıklanamayan bir olay geliyor: Kubbe. Nereden geldiği belli olmayan bu kubbenin kasabaya inmesiyle Chesters Mill ile dünyanın geri kalanının iletişimi neredeyse kesiliyor. Bu şeffaf kubbeden her ne kadar hava ve bir miktar su geçebilse de ses dalgası gibi şeyler nedense geçemiyor. Aslında bu tam da doğru olmadı, daha doğrusu insan konuşmasından oluşan ses dalgaları geçemiyor olurdu. Under The Dome dizisinde bu kasabamız böyle akıl almaz bir durumun tam da ortasında kalmış oluyor. Bundan sonrası da kubbenin kasaba halkını sokacağı hayatta kalma mücadelesi ve kubbenin ardındaki gizemin çözümü olacaktır.

Under The Dome dizisinde baş rollerde Breaking Badden Hank Schrader rolü ile tanıyabileceğiniz Dean Norris, Cloverfieldın Jason Hawkinsi olan Mike Vogel ve Twilightta Victoria karakteri ile daha önce görmüş olabileceğiniz Rachelle Lefevre bulunuyor. Ne yazık ki, Dean Norris dışında pek de öyle ortalamanın üstünde bir oyunculuk göremedik bu dizide. Üzülerek söylüyorum ki zaten banel ve anlamsız olan karakterlerin üstüne bir de tembel bir oyunuculuk eklenince ortaya çok hoş bir manzara çıkmıyor. Oyuncular arasında normalde bulunması gereken o sinerji ilk sezondan son sezona kadar kurulamıyor ve bunun sonucunda acayip zorlama bir oyunculukla karşı karşıya kalıyoruz bazı sahnelerde.
Hazır karakterlerin anlamsızlığından bahsetmişken, biraz da o konuyaya gireyim. Anlamsız karakter derken bir derinliği olup da insanların anlayamayacağı bir tiplemeden bahsetmiyorum. Tam anlamıyla anlaşılmaz ve akıl almaz şekilde davranan karakterlerden bahsediyorum. En çok Junior ve Julia karakterlerinde bu özelliği görsek de bir veba gibi Under The Dome dizisindeki tüm karakterlere az çok bulaşmış bir şey bu anlamsız hareketler. Örneklemek gerekirse Juniorın, babası Big Jim ile olan ilişkisini ele alabiliriz. Hani, herkes ergenlik döneminden öyle ya da böyle geçti ve aşağı yukarı birçok kişi o dönemlerde ailesine karşı isyan içindeydi, bu anlaşılabilir bir şey de, bu ilişkinin nefretten sevgiye dönmesi 10 dakika mı alır? Hadi alırsa da yine eski haline dönmesi de 20 dakika mı alır? Tamam anladık, ruhsal sıkıntıların var, takıntılı bir insansın da yine de bu kadar hızlı ve hiçbir dayanağı olmayan hal değişimleri izleyicinin anlayabileceği bir durum değil. Ne yazık ki bu gibi durumlar dizide sıklıkla karşımıza çıkıyor. Yani şaşırma sahneleri yapmaya çalışıp diziyi batırmışlar diyebilirim. İkinci bir örnek de Julia ile Barbienin ilişkisi olur herhalde de fakat fazla spoiler vermek istemediğimden bahsetmeyeceğim.
Under The Dome dizisindeki karakterleri de geçtiğimize göre son noktaya değinmenin vakti geldi: kurgu.

Kurgu her ne kadar ilk sezonda var gibi gözükse de aslında yok. Litaratüre deus ex machina adı ile geçmiş bir yöntemle çözülüyor tüm olay düğümü. Yani, düğüm o kadar karışıyor ki yapımcı bunu mantıklı bir şekilde çözemiyor, çözemeyince de Her şey rüyaydı. ya da Aslında tüm olay sizin kafanızda geçiyor. gibi her türlü duruma uygulanabilecek, izleyiciyi akılsız yerine koyan ve hiçbir orjinalliği bulunmayan bir yönteme başvuruyor. O kadar gizem verdin, milleti merakta bıraktın, akıl almaz olay üstüne olay ekledin, sonra da Kedidir o, kedi. diyerekten final verdin. Olur mu? Olmaz. Lost izlemiş olanlar aşağı yukarı neden bahsettiğimi anlıyordur.
Under The Dome hakkında yazdığım bu yarı inceleme yarı eleştiri olan yazımı yapacak daha iyi bir işiniz yoksa bile şu diziyi izlemeyin diyerek bitirmek istiyorum. Başlarda hoşunuza giden diziyi, ortalarda iyice batırıyorlar, sonlarda izledik o kadar bitirelim diyorsunuz, bitirdiğinizde ise bu muydu? demekle kalıyorsunuz ve izlediğinize pişman oluyorsunuz. Gerçekten, zamanınıza yazık arkadaşlar..
Kaynak: Under The Dome İncelemesi - Yazarbaz.com
))