22 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 11384 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile İstanbul Bilgi Üniversitesinin faaliyet izninin kaldırıldığı açıklandı. Kararın dayanağı olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun ek 11. maddesi gösterildi. Her ne kadar işlem “faaliyet izninin kaldırılması” şeklinde ifade edilse de, hukuki ve fiili etkileri bakımından bu karar üniversitenin eğitim faaliyetlerini sürdürememesi sonucunu doğurabilecek kadar ağır bir işlem niteliği taşıyor. Bu nedenle mesele aynı zamanda eğitim hakkı, üniversite özerkliği, hukuk devleti ilkesi ve anayasal güvence tartışmasıdır.

Bu karara karşı dava açılması mümkündür. Çünkü Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca idarenin her türlü işlem ve eylemi yargı denetimine tabidir. Cumhurbaşkanı kararları da idari işlem niteliğinde olduğundan tamamen yargı dışı kabul edilemez. Burada açılacak dava türü “iptal davası” olacaktır. İşlemin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek Danıştay’dan kararın iptali talep edilir. Görevli mahkeme büyük ölçüde doğrudan Danıştay’dır; zira 2575 sayılı Danıştay Kanunu uyarınca Cumhurbaşkanı kararlarına karşı açılan davalarda Danıştay ilk derece mahkemesi olarak görev yapmaktadır. Bu nedenle süreç normal bir idare mahkemesi davasından daha üst düzey ve anayasal boyutu ağır basan bir yargılama niteliği taşır.

Dava açma süresi ise son derece kritiktir. İdari yargıda genel dava açma süresi 60 gündür. Kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarih 22 Mayıs 2026 olduğundan süre 23 Mayıs 2026’da işlemeye başlayacak ve kural olarak 21 Temmuz 2026 tarihinde sona erecektir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir; yani süre kaçırılırsa sonradan aynı işleme karşı dava açılması büyük ölçüde imkânsız hale gelir. Bu nedenle hak kaybı yaşamamak adına sürecin çok dikkatli takip edilmesi gerekir. Davayı hukuki menfaati etkilenen kişiler de açabilir. Özellikle öğrenciler bakımından ciddi bir menfaat ihlali bulunduğu söylenebilir. Çünkü öğrencilerin eğitim hakkı, akademik statüsü, diploma süreci, burs hakları, yatay geçiş ihtimalleri, mezuniyet planları ve hatta kariyer süreçleri doğrudan etkilenmektedir. Akademisyenler ve idari personel bakımından da çalışma düzeni ve mesleki statü açısından etkiler ortaya çıkabilir. Bu nedenle doğrudan etkilenen bireylerin de dava ehliyeti tartışması içinde güçlü argümanlara sahip olduğu değerlendirilebilir.

Bu süreçte en önemli hukuki hamlelerden biri “yürütmenin durdurulması” talebidir. Çünkü idari davalarda yalnızca dava açılmış olması işlemi otomatik olarak durdurmaz. Cumhurbaşkanı kararı uygulanmaya devam eder. Bu nedenle dava dilekçesinde ayrıca yürütmenin durdurulması istenmesi gerekir. Mahkeme bunun için iki şart arar: işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğması. Bu olayda ikinci şartın oldukça güçlü olduğu söylenebilir. Çünkü eğitim hayatı kesintiye uğrayabilecek öğrenciler, diploma süreci etkilenen mezun adayları, iş güvencesi belirsizleşen akademisyenler ve kurumsal devamlılığı tehlikeye giren bir üniversite söz konusudur. Bu nedenle telafisi güç zarar argümanı ciddi ağırlık taşıyacaktır.

Davaların merkezindeki en büyük hukuki tartışma ise Anayasa’nın 130. maddesi olacaktır. Çünkü vakıf üniversiteleri kanunla kurulur. Bu nedenle çok temel bir anayasal soru gündeme gelir: Kanunla kurulan bir yükseköğretim kurumunun faaliyetinin Cumhurbaşkanı Kararı ile bu ölçüde sona erdirilmesi anayasal olarak mümkün müdür? Anayasa Mahkemesi’nin önceki kararlarında da vakıf yükseköğretim kurumlarının faaliyet izninin kaldırılmasının fiilen “kapatma” sonucuna yol açabileceği vurgulanmıştır. Bu nedenle dava dilekçelerinde büyük ihtimalle yetki unsuru, ölçülülük ilkesi, hukuk devleti ilkesi, eğitim hakkı, hukuki güvenlik ilkesi, meşru beklenti ve idarenin takdir yetkisinin sınırları gibi başlıklar ayrıntılı şekilde tartışılacaktır.

Öğrenciler açısından ise en kritik mesele mağduriyetin nasıl önleneceğidir. YÖK’ün benzer süreçlerde uyguladığı modeller arasında öğrencilerin başka üniversitelere aktarılması, garantör üniversite sistemi veya eğitim faaliyetlerinin geçici olarak başka kurumlar üzerinden sürdürülmesi gibi yöntemler bulunuyor. Ancak bunların tamamı idari düzenlemelere bağlıdır ve süreç içinde şekillenir. Bu nedenle öğrencilerin tüm akademik kayıtlarını saklaması, duyuruları yakından takip etmesi ve gerekiyorsa bireysel hukuki danışmanlık alması önem taşımaktadır.

Bu karar, Türkiye’de yükseköğretim hukuku açısından son yılların en kritik idari işlemlerinden biri olmaya aday görünüyor. Sürecin merkezinde aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı yetkisinin sınırları, üniversite özerkliği, eğitim hakkı ve hukuk devleti ilkesi bulunuyor. Bu nedenle açılacak davalar anayasal etkileri uzun yıllar tartışılabilecek bir hukuk mücadelesi niteliği taşıyacaktır.

Konu hakkında hukuki destek için tarafımızla iletişime geçebilirsiniz.