Hayatı yaşayabilmek için insanları tanıma imkânına sahip olmak gerekir. Hayatı insanın kendi istediği gibi yaşayabilmesi için de hem insanları tanıma imkânına ve hem de kendini tanıma imkânına sahip olmak gerekir. Bunları yapmak için "insanı" tanımak gerektiğini söylemek lüzumsuz bir söz olsa da gereklidir.

İnsanları tanımanın formüle edilmiş şablonları olmadığı doğrudur. Şablonlarla yola çıkanlar, şablona uyan insanları tanıma imkânına sahip olacaklardır fakat şablonların hiçbiri tüm insanları açıklamaya yetmeyeceği için birçok insanda netice vermeyecektir. Şablonların hangi insanlarda işe yaradığı bilinmeyeceği için de ne zaman doğru neticelere ulaştıracağı anlaşılmayacak ve sürekli bir belirsizlik, işi zorlaştıracaktır.

İnsanları Keşfetmenin Yoları



İnsan tabiatında inkâr edilemeyecek ve hatta değiştirilemeyecek temeller özellikler olduğu doğrudur. Fakat insan, tabiatında mevcut olan temel dinamiklerin (özelliklerin) toplamından meydana gelmemekte bunların terkibinden (sentezinden) meydana gelmektedir. Temel özelliklerin her biri diğerleriyle terkip edildiğinde farklı neticeler verebilme imkânına sahip olmakta ve şablonları patlatmaktadır...





Acemi Şansı













Türkiye'de, edebiyat yayıncılığını koşulları göz önüne alındığında ortada "sanayi" adı verilecek genişlikte bir kurumsallaşmanın olmadığı görülecektir. Büyük yayınevleri sırtlarını daha büyük ticari-finansal kurumlara dayamıştır; medyanın yayınevleriyle ilişkisi de çoğu zaman tek taraflıdır. Edebiyat dergileri, bir dönemki, "gazeteciliğe insan kaynağı sağlama" özelliğini de yitirdiği için nitelikli edebiyat eleştirisinin ister akademiden ister akademi dışından gelsin, fazla bir seçeneği yoktur. Günümüzdeki kültür ortamının sunduğu kabuklardan birine girmek üzere gönüllü olarak kendi kılıklarından soyunacaklardır. Bu kitaptaki yazıların okurundan da dolayısıyla, yaşadığımız kültür ortamının haritasını zihninin bir köşesinde sürekli bir başvuru kaynağı olarak canlı tutmasını talep ediyorum; çünkü pek çok yazıda, haihazırdaki eleştirel dağarcığa ve geçerli değerlendirme alışkanlıklarına göndermede bulunma gereği duydum. Hakkında az çok yazılmış, tartışılmış yazarları ve yapıtları konu edişim de biraz bu bakımdan anlaşılabilir: Kendi yazılarımı baştan okuduğumda, konu ettiğim yapıt ya da yazarın yanısıra ve bazen daha fazla, o yapıtın ya da yazarın çevresinde oluşmuş eleştiri halesini eliştirdiğimi görüyorum. Kuşkusuz çok derine, çok ileriye gittiğimi söylemek de haksızlık olur; ancak kimi yazılarımda, yola çıktığım noktanın yapıttan çok yapıt hakkındaki başka görüşler/değerlendirmeler olduğu konusunda sanırım okur da bana hak verecektir.




Aklı Güçlendirmenin Yolları






Akıl teşekkül ettiği için (sonradan meydana geldiği için) güçlü veya zayıf akıl vardır ve aklın bünyesinin güçlendirilmesi mümkündür. Zekâ potansiyel olarak mevcuttur ve ne azalır (zayıflar) ne de artar (güçlenir). Fakat akıl güçlendirilebilir. Normal bir zekâ seviyesine sahip olan insanın güçlü bir akla sahip kavuşabilmesinin mümkün olması insanın en önemli fırsatlarından ve imkânlarından biridir.

İnsanın aklını güçlendirebilme imkânının umursamaması anlaşılır bir ihmal veya umursamazlık veya anlayışsızlık değildir. Umursamazlığın en mühim (önemli) sebebi, aklın bünyesinin güçlendirilmesinin mümkün olduğuna dair bilgi ve fikir sahibi olmamasındandır. Hayatın çoğunu akılla yaşamasına rağmen bu istikamette bilgi ve fikir sahibi olmaması ise ayrı bir hayret konusudur.

Aklı güçlendirmenin mümkün olduğu doğrudur. Bunun bilinmemesi aklın güçlendirilmesinin yollarının ne olduğu sorusunun cevabının aranmasına engel olmuştur. Güçlendirmenin mümkün olduğu bilgisi ve fikri kabul edildikten sonra bu işin nasıl yapılacağı sorusu ilk sorudur...




Tanesi 5 TL dir.