Bu tür müdahalelerin sonuçları iyi hesaplanmalı. Çünkü bugün alınan her karar, yarının gençlerini ya üretken bireyler yapacak ya da dış dünyaya küskün hale getirecek.
Kendi adıma, geçmişte bazı resmi işlemler nedeniyle maddi açıdan oldukça zorlandım. Devletle yaşadığım bu deneyim bana, vatandaşın ekonomik olarak ne kadar kırılgan hâle geldiğini bir kez daha gösterdi. Umarım gelecekte bu tür mağduriyetler azaltılır, adalet duygusu güçlendirilir.
Öte yandan, TRT gibi kamu yayın organlarında tarihî diziler üzerinden sürekli Osmanlı vurgusu yapılması da dikkat çekici. Elbette tarihimize sahip çıkmak önemli ama bunu yaparken gerçeklikten sapmamak gerekir. Ama gidilmek istenen hedefler belli .....
Osmanlı İmparatorluğu güçlü dönemler geçirmiştir, evet. Ancak aynı zamanda:
• Sanayileşememiş,
• Bilimsel gelişmeleri ıskalamış,
• Merkezî idaresi zayıflamış,
• Ağır dış borçlara mahkûm olmuş bir devlettir.
1881’de kurulan Düyun-u Umumiye, ekonominin yabancı kontrolüne geçmesinin açık kanıtıdır.
Bugün Osmanlı’yı sürekli övmenin, gerçeği çarpıtarak modern Türkiye'ye 'büyük geçmiş' illüzyonu yüklemekten öteye geçtiğini düşünmüyorum. Tarihten ilham almak güzel ama geçmişi yalnızca yüceltmek değil, ders çıkarmak da gerekir.
Unutmayalım: Güçlü devlet, güçlü halkla olur. Yasakla, baskıyla, simgelerle değil; üretimle, adaletle, özgürlükle büyünür.”
Ve son olarak şunu da eklemek istiyorum:
Bu kadar şey olurken, haksızlıklar yaşanırken, bazı insanların hâlâ sessiz kalması aslında en büyük hayal kırıklığı. “Tarafsızlık” kisvesi altında susanlar, gerçekte olan bitene göz yummayı seçiyor. Oysa adaletsizliğe karşı tarafsızlık, her zaman zalimin yanında durmaktır.
Konfor alanlarından çıkmadan “bana dokunmayan yılan” misali sessiz kalmak, toplumu ileri taşımaz. Sessiz kalmak bir lütuf değil, sorumluluktan kaçıştır. Unutmayın, bugün size dokunmayan şeyler, yarın kapınızı çok daha sert çalabilir.
