bir de şeker bombası olayı var, o konuda da genel anlamda bir kaç birşey yazmak isterim.
ben genel olarak yemek yemeyi çok severim. acayip et tüketirim, etsiz öğünüm yoktur. tatlı da çok severim özellikle şerbetli tatlılar. 20 li yaşlarımın sonuna kadar da acayip bir abur cubur kültürüm vardı, kuru yemiş, haribo, snickers, kola vs.vs.vs . haliyle de genetiğimin de elverişli olması sonrası erken yaşta şeker ve göbek sorunu yaşadım

dolayısıyla dikkat etmem gerekti.
bu süreçte acayip mutsuzlaştım, ve aslında yemek yemenin benim için ne kadar önemli bir keyif kaynagı oldugunu farkettim. sonra bu işe kafa yordum, acaba şekerin bana verdiği zarar mı daha zararlı, yemek konusunda kendimi kısıtlamanın getirdiği mutsuzluk mu, bu konuya kafa yorarken çeşitli bilimsel araştırmalara da denk geldim. açık bir formülü yok tabiki de, çünkü stres, mutluluk vs. bunlar rasyonel ölçülür şeyler değil. hatta şeker hastası olmak da zararlı okey ama ömrünü şu kadar kısaltır gibi bir şey de yok, sadece ortalama bazı değerler var işte şeker hstaları ortalama şu kadar az yaşıyor % bilmem kaçı ölüyor vs. ancak çok geniş bir yelpazenin ortalaması o, çünkü onu tetikleyen ya da geciktiren çok fazla faktör var. şeker hastası vardır 50 yaşında ölür, şeker hastası vardır 80e kadar yaşar vs. en yüzeysel ifade ile.
kısacası demek istediğim şu, şeker bombası kahveden kaçarak yaşadıgın sağlıklı hayat, her zaman da daha sağlıklı olmayabiliyor. yani bunu yaparken mutlu oluyorsan, şekerli kahve senin için keyif veren birşey değilse zaten lafım yok, kastettiğim şey kendini mutsuzluğa zorlayarak yaptıgın ya da yapmadıgın bazı şeyler. zoraki, içinden gelmeye gelmeye sağlıklı beslenme, spor yapmak bence hiç yapmamaktan, kötü ama keyifli beslenmekten daha kötüdür.
genetik de çok önemli tabii..
bu nedenle etrafımızda çok kaliteli (beslenme, spor vs.) hayat sürüp de 60 da pat diye giden insanı da görüyoruz, 90 a merdiven dayamış hala agzında sigarası olup dişindeki çürükten başka tasası olmayan insanı da.