• 28-09-2022, 03:21:19
    #46
    A.AY adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Herzamanki gibi takdire şayan bilgeliğinizi dökmüşsünüz, Tıpkı dini konularda olduğu gibi.
    Size katılmamak elde değil.
    Teşekkür ederim dostum, ekonominin temel dinamikleri veya enflasyonun sebebini anlamak adına bir fikir veriyorsa ne mutlu.



    Çoğu kişi Almanya'nın bile dış borcu var, Amerika'da borçlu diyerek bazı şeyleri normalleştirmeye çalışıyorlar ama durum pek öyle değil. Misal olarak Almanya elinde para olsa bu paradan yılda %3 kazanabilecek yatırım yapıyor diyelim ve %1 maliyet ile kredi buldu, aman ben borçlu olmayayım diye kaçırır mı? Hayır, o borç alınır ve %2 kar yazarlar. Dünya çapında ülkelerin kredi risk primi olarak bilinen CDS diye bir puanlama sistemi var, bir nevi kasko diyebiliriz ve ülkelerin borçlarını ödeyip ödeyemeyeceğini puanlıyor, riski hesaplayıp bir nevi bankanın krediye kefil olması gibi belirli bir yüzde ile borç veren ülkelerin veya kurumların parasını sigortalıyor, bizim ülkemizin risk primi 750 yani biz borç aldığımız zaman kafadan %7,5 risk primine ödüyoruz, ee Fed faiz arttırdı ve paranın doların Abd maliyeti %3 - 3,25 aralığına geldi, bizim bu şartlarda bulacağımız en ucuz borç %7,5 + %3 = %10,5 üstelik döviz cinsinden. Libor diye bir terim var, Londra'da belirlenen Abd doları üzerinden fon sağlandığında uygulanan bir faiz oranı diyebiliriz kısaca, bazı ülkeler borç verirken libor + 2 gibi, libor +5 gibi faiz oranları belirlerler. Pek hissetmiyoruz ama 600 milyar dolar borcu olan bir ülke için yıllık %10 üzerinde dolar faizi korkunç bir rakam demek, üstelik dolar her yıl ortalama iki katına çıkıyorsa bu parayı torunlarımız bile ödeyemez. Ülkede ciddi ciddi bireysel olarak dövize kaçış var çünkü ürünler dolar bazında artıyor, dolar tutarsam enflasyondan en az etkilenirim mantığı mevcut, dolara talep arttıkça bu işin sonu pek hayırlı görünmüyor.



    Eskiden çok daha yüksek enflasyonlar varken insanların alım gücü bu derece düşmüyordu. Nasıl mı? Örnekleyelim.

    Eskiden ; gerçek enflasyon %150, açıklanan enflasyon %150, işçi, memur ve emekli maaşlarına enflasyon +%10 yani %160 zam. Bu şekilde enflasyondan etkilenilmez ve alım gücü korunur, hatta artar.
    Şimdi ; gerçek enflasyon %180, açıklanan enflasyon %80, işçi, memur ve emekli maaşlarına enflasyon - %30 yani %50 zam, maaşlar artar fakat alım gücü %130 düşer.

    Her şeyi eleştiriyor gibi görünmeden başka bir konuya değineyim hazır boş zaman bulmuşken. Küresel olarak bir tablo çizelim ve durumu görelim.


    Rusya ile kavga edersek = Açız.
    Amerika ile kavga edersek = Açız.
    AB ülkeleri ile kavga edersek = Açız.
    Körfez ülkeleri ile kavga edersek = Açız.
    İngiltere ile kavga edersek = Açız.
    Çin ile kavga edersek = Açız.


    Şimdi bu denkleme bakarak kusursuz bir denge politikası izlemek zorundayız. Her ülke ile iyi geçinmek zorundayız. Rusya'ya diklensek sen Ukrayna'da ne yapıyorsun öyle desek buğday satmazlar, petrol satmazlar, borç vermezler, doğalgaz satmazlar. İngiltere ile atışsak para orada, borç oraya, o iş yaş. Körfez ülkeleri desek para onlarda. AB ülkelerine diklensek, dış ticaretimizin yarısından fazlasını oraya yapıyoruz. Çin'e Uygur Türkleri ne iş diye hesap sorsak, ne ham madde olabiliriz ne mal satabiliriz, ne borç alabiliriz. Amerika'yı gözümüze kestirsek Halkbank davası ile tehdit ediliriz, Kaatsa yaptırımları ile tehdit ediliriz, dolar üzerinden vururlar. Rusya S400 alacaksınız mı dedi? O S400 ler alınacak arkadaş. Amerika çıkıp o S400 leri kuramazsın mı dedi? O halde o S400 ler kurulamaz. Avrupa Birliği mültecileri ülkenizde barındırın mı dedi? O mülteciler başımızın tacı edilmek zorunda. Avrupa ülkeleri vizesiz serbest dolaşım istedi ama sizin bizden vize almanız lazım mı dedi? O halde dedikleri olacak. Para mı lazım? Körfez ülkelerine bir ziyaret, birkaç yatırım anlaşması, birkaç swap yani para takası, birkaç özelleştirme oldu bitti. Çok ünlü bir düşünürün güzel bir sözü vardır altına imzamı atarım, " Borç alan emir alır. " diye harika bir cümle kurmuştu, maalesef o durumdayız.



    Arada bir Ermenistan'a, Suriye'ye, Yunanistan'a yağmasak bile gürlüyoruz, bu da bizi kendi içimizde güçlü gösteriyor, bir nevi kırılan egomuzu tatmin ediyoruz. Hayır hayır, kötülemek için falan söylemiyorum, ülkeme aşığım ama durum maalesef böyle, yaptığım sadece durum tespiti hepsi bu. Çin veya Rusya ile hadi kavga edelim de ne olduğunu görelim diyeniniz var mı mesela, ambargo nedir, nasıl yapılır anlatmaya sanırım gerek yok, koskoca Rusya'yı ne hale getirdiler hepimiz canlı canlı görüyoruz, günümüz tabiri ile banlanmadıkları yer kalmadı, o veya bu sebeple sonumuz benzerse şu anki ekonomik durumumuza şükür duaları ederiz. Eee ne yapalım yani diyeniniz varsa yatırım tavsiyesi değil ama birikim yapabilirsiniz mesela, gücü olan ayda bir gram veya çeyrek, 50-100 dolar veya birkaç hisse senedi veya kripto, benim param yok diyenler bile haftada 3 gofret tüketiyorsa 2ye indirebilir, sigara içenler sigarayı bırakabilir mesela, yarının ne getireceği veya götüreceği hiç belli olmaz. Hep şu örneği veriyorum arkadaşlarıma, dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip olan yaz kış ılıman olan Venezuela ne hallere düştü, onca yeraltı zenginliğine rağmen çalışanlar 1 aylık maaşları ile sadece 20 adet yumurta alabildiler. Yanlış duymadınız, bir ara 1 aylık çalışan maaşı 20 adet tavuk yumurtasının alım gücüne eşitti, yok ben yumurta yemem derseniz 1 aylık Venezuela asgari ücreti tam 2,4 litre portakal suyuna eşitti. Alım gücü düşe düşe nerelere gelebilir gördük, örneği karşımızda var yani dibin de dibi var kısacası. Sonumuz hayır olsun ne diyeyim, bu ekonomiyi anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır, satırlar dolar taşar ama ne dersek hep bir eksik vardır, düzeleceği günleri görürüz umarım.
  • 29-09-2022, 00:09:14
    #47
    Bu hükümetin ekonomi modelinin vatandaşın cebinden alıp sermaye sahiplerine aktarma olduğunu anlamadığınız sürece fakirleşmeye, diğer ülkelere, özellikle araplara sömürge olmaya devam edeceğiz.
    Ben zaten asgari ücretli nasıl geçiniyor, ne yiyor ne içiyor, çocuğunu nasıl okutuyor şaşıyorum.
  • 29-09-2022, 09:58:04
    #48
    BetaHouse adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Herkes ekonominin profesörü olmuş, kahvede duyduklarını ekonominin temel dinamiği zannedenler maaşa 1 sıfır, ürünlere de 1 sıfır mantığı güdüyor, asgari ücret enflasyonun en büyük tetikleyicisiymiş, enteresan fikirlere sahip insanlar. Öncelikle ekonomi kötü çünkü enflasyon yüzünden, ekonomi kötü çünkü dolar yüzünden, ekonomi kötü çünkü faiz yüzünden diyemezsiniz, bu 3ü birlikte çalışır, bunların yanına da para basma, büyüme oranı, istihdam, cari açık, üretim vs. gibi etkenler eklenir. Ülkemizde en fazla karıştırılan durum ise maaş artışı ile alım gücünün artışını birbirine karıştırma yanlışıdır. Kısa bir örnek verelim.

    2018 senesinde 1 Litre süt = 1 TL diyelim. Maaşınız ise 550 TL diyelim.
    2022 senesinde 1 Litre süt 15 TL diyelim. Maaşınız ise 5,500 TL diyelim.

    Şimdi, maaşınız 10 katına çıktı ama alım gücünüz 15 kat azaldı, kısacası 550 TL ile aldığınız ürünleri artık alamıyorsunuz. Peki her maaş artışı alım gücünü düşürür mü? Elbette hayır, işte bizim ülkece yanıldığımız nokta burası. Eşel mobil sistemi gibi sistemler var, gerçek enflasyon oranında maaş zammı olduğu durumlarda en azından alım gücü korunur ama burada anahtar kelime gerçek enflasyon çünkü tüik maalesef gerçek enflasyonun çok çok altında enflasyon açıkladığı için her yıl alım gücümüzü daha da dibe çekiyor çünkü mal ve hizmetlere %180 artış olduğunu kabul etmek yerine hayır %80 oldu demeyi tercih ediyor, böylece alım gücü düşmüş oluyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde döviz - faiz - enflasyon aynı anda dengede tutulamaz, biz bunu yapmaya çalışıyoruz ama sadece mış gibi yapıyoruz, öyle bir mucize asla olamaz. Şu an %12 lere düşürülen faiz oranının gerçek enflasyonun 1 puan üzerinde olması lazım yani %181 olması lazım ki insanların parasının alım gücü düşmesin. Dolar suni şekilde sabit tutulmaya çalışılıyor fakat pek başarıldığı söylenemez, enflasyon desek ortada, faiz arttırıldığı zaman en azından dolara talep azalır, enflasyon aşağı çekilir ama faiz de aşağı, doları da baskılayalım, enflasyon ile de oynayalım dersek işte bunu hiçbir ülke başaramaz, süper güç Abd bile faiz arttırıyor yani bir biz biliyoruz onlar bilmiyor mu faiz indirmeyi. Gelelim enflasyonun GERÇEK sebebine.



    Evet bunların etkileri çok büyük doğrudur fakat memleketin %90lık ezici çoğunluğunun atladığı, görmezden geldiği bir durum var enflasyon ile ilgili, fırsatçı pazarcılar, soğan stokçuları vs. suçlamak işimize geliyor belki ama bu ülkede çok ciddi oranlarda para basılıyor ve dijital para yaratılıyor, TL'nin emisyon hacmi genişleye genişleye para basılacak kağıt bile bulunmaz hale geldi, bunu konuşan yok. İşsizlik oranları çok yüksek diye mecburen bir dosyayı 5 personele taşıtacak kadar kamu personeli istihdam edildi çünkü özel sektör bitik durumda, hal böyle olunca her ay onlarca milyar TL maaş ödenmesi gerekiyor fakat Kamunun böyle bir geliri yok. Gelişmiş ülkelerde Kamu halkına gelir ve hizmet sağlar, işsizlere maaş öder, halkına hizmet eder ama bizde durum maalesef tam tersi, üzülerek söylüyorum ama Kamu bu halkın sırtına yük durumda. Aşırı miktarlarda dış borcumuz var ve faizine yetişemiyoruz, yüksek faiz oranlarından borçlanmışız ve 300-500 seneden önce yarısının bile ödenebileceğini düşünmüyorum. Cari açık desen onlarca milyar dolar, hizmet yapması gereken Kamu yap-işlet-devret ile yani yine halkı borçlandırarak hizmet edildi gibi gösteriliyor. 5500 TL maaş alan birisinin elektrik faturası 400 TL ve doğalgaz faturası 800 TL geliyorsa aslında o iş öyle değil, faturaların %70-80 kadarı Kamu bütçesinden sübvanse ediliyor, yani aslında aynı kişinin elektrik faturası ortalama 1,600 TL, doğalgaz faturası 3,200 TL diyebiliriz. Haliyle halka 2 fatura maaşın kadar dememek için yani 2 faturaya çalıştığı gerçeği ile yüzleştirmemek için Kamu bütçesinden yani yine halkın cebinden karşılanıyor ama hissettirilmeden. Anlamamız gereken şu, kamunun böyle bir bütçesi yok, sürekli para basılarak maaş ödemeleri yapılıyor, 70li 80li ve 90lı yıllarda çok krizler gördü bu ülke ama hiçbir zaman bu boyutlarda para basılmadı.



    Hep söylüyorum, dolaşımda 1000 adet banknot varken cebinizde 1 adet banknot varsa tüm TL'nin binde biri sizin. Hala cebinizde 1 adet banknot varken ek 4 bin banknot basılıp dolaşımda 5 bin banknot oluyorsa artık dolaşımdaki TL'nin 5 binde biri sizin, cebinizdeki para azalmadı, soyulduğunuzun farkına varmadınız ama alım gücünüz 5 kat azaldı, hisseniz 5te 1e düştü. Ne demiş John Maynard Keynes, bir papağana arz talep kanununu öğretirseniz onu iktisatçı yaparsınız demiş. TL para arzı piyasada 5 katına çıkıyorsa değeri 5 kat düşer, çok fazla arz edilen ürün değersizleşir, bu ürünün elma, armut veya banknot olması bu kanunun gerçekliğini değiştirmez, aynı şekilde piyasada dolar az bulunuyorsa da değeri artar, daha nadir bir ürün daha değerlidir işte arz talep kanunu bu kadar basit bir matematiğe dayanıyor. Para basma veya dijital para yaratma hiç mi yapılamaz? Elbette yapılabilir ama ekonomiye zarar vermeyecek şekilde ve usulüne göre. Peki nedir bunun usulü? Bir ülke ekonomisi bir yıl içinde %10 büyüdü, o zaman dolaşımda 1,000 adet banknotu varsa bunu 1,100 yapabilir ve enflasyon yaratmaz diyebiliriz. Tabi bu büyüme gerçek ise. Peki büyümenin sunisi nasıl oluyor? Bizde olduğu gibi oluyor, borçlandırarak oluyor. Fatma teyzenin 1 milyon TL değerinde bir adet evi varken bankadan kredi çekerek 1 milyon TL değerinde bir ev daha aldı ama 2 milyon TL olarak ödeyecek, şimdi Fatma teyze %100 büyüdü bizim büyüme hesaplamamıza göre ama aslında elinde 2 milyonluk ev, bankaya milyonluk borcu var yani aslında küçüldü ama biz bunu büyüme olarak kabul ediyoruz. Kısacası öyle sıfır attım mal ve hizmetlerde de bir sıfır geldi vs. ezber argümanlardan çok daha karışık mevzular.



    Peki ne yapılması gerek? Öncelikle üretim, üretim ve üretim. Peki neden? Eğer ülke ihtiyacını üretirse dışarıdan daha az ürün alır, ülke dışına daha az dolar gider, daha az dış borç alırız, cari açık düşer. Bir ülke üretince dışarıdan döviz girer, iç piyasa hareketlenir, döviz bollaşır ve doların düştüğünü görürüz çok kabaca. İkincil olarak dış yatırımcı gerekiyor, ne bileyim işte birkaç araba fabrikası gibi istihdam gerekiyor, buradan vergi toplanarak kamuya gelir yaratmak gerekiyor, London City'de bir avuç tefeciye dolar üzerinden %15 ile borçlanmak yerine öcü gibi korktuğumuz İMF'ye gidip borç almamız gerekiyor %3-4 faizden, böylece %15 gibi dev faiz ödemelerinden kurtulmak gerekiyor. Kamu harcamalarını kısmak gerekiyor, eğitim sisteminin geliştirilmesi, adalet sisteminin bağımsız olması gerekiyor, ülkeye yatırım yapacak sıcak para sahiplerinin adaletten en ufak şüphe duymaması gerekiyor, kendisini ve parasının güvende olduğunu hissettirmek gerekiyor. Katma değerli mal üretmek gerekiyor yani ağaçtan zeytin toplayıp satmak yerine o zeytinden yağ elde edip 3 kat daha yüksek fiyata satmak gerekiyor, fındığın fiyatını bizim belirleyip bir tekele dönüşmemiz gerekiyor, üreticiye kamu desteği ve teşvik gerekiyor, kamunun tasarrufa gitmesi gerekiyor, gideri çok yüksek olan yap-işlet-devret işletmelerinin acil kamulaştırılması gerekiyor, yüksek maliyetli hayal projelerden vazgeçilmesi gerekiyor, turizmden maksimum verim alınması gerekiyor. Aslında en önemlisi tarafsız ve bağımsız bir Tüik hesaplaması gerekiyor, ekonominin temel dinamiklerini uygulamak gerekiyor kısacası saymakla bitmez, hep birkaç cümle eksik kalır. Öyle kalıplaşmış tek cümlelik klişeler ile olmuyor bu işler.



    NOT : Eser miktarda ekonomi eleştirisi içerir, asla siyasetin S si yoktur.
    yararlı bilgiler için teşekkürler
  • 29-09-2022, 11:45:24
    #49
    BetaHouse adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Herkes ekonominin profesörü olmuş, kahvede duyduklarını ekonominin temel dinamiği zannedenler maaşa 1 sıfır, ürünlere de 1 sıfır mantığı güdüyor, asgari ücret enflasyonun en büyük tetikleyicisiymiş, enteresan fikirlere sahip insanlar. Öncelikle ekonomi kötü çünkü enflasyon yüzünden, ekonomi kötü çünkü dolar yüzünden, ekonomi kötü çünkü faiz yüzünden diyemezsiniz, bu 3ü birlikte çalışır, bunların yanına da para basma, büyüme oranı, istihdam, cari açık, üretim vs. gibi etkenler eklenir. Ülkemizde en fazla karıştırılan durum ise maaş artışı ile alım gücünün artışını birbirine karıştırma yanlışıdır. Kısa bir örnek verelim.

    2018 senesinde 1 Litre süt = 1 TL diyelim. Maaşınız ise 550 TL diyelim.
    2022 senesinde 1 Litre süt 15 TL diyelim. Maaşınız ise 5,500 TL diyelim.

    Şimdi, maaşınız 10 katına çıktı ama alım gücünüz 15 kat azaldı, kısacası 550 TL ile aldığınız ürünleri artık alamıyorsunuz. Peki her maaş artışı alım gücünü düşürür mü? Elbette hayır, işte bizim ülkece yanıldığımız nokta burası. Eşel mobil sistemi gibi sistemler var, gerçek enflasyon oranında maaş zammı olduğu durumlarda en azından alım gücü korunur ama burada anahtar kelime gerçek enflasyon çünkü tüik maalesef gerçek enflasyonun çok çok altında enflasyon açıkladığı için her yıl alım gücümüzü daha da dibe çekiyor çünkü mal ve hizmetlere %180 artış olduğunu kabul etmek yerine hayır %80 oldu demeyi tercih ediyor, böylece alım gücü düşmüş oluyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde döviz - faiz - enflasyon aynı anda dengede tutulamaz, biz bunu yapmaya çalışıyoruz ama sadece mış gibi yapıyoruz, öyle bir mucize asla olamaz. Şu an %12 lere düşürülen faiz oranının gerçek enflasyonun 1 puan üzerinde olması lazım yani %181 olması lazım ki insanların parasının alım gücü düşmesin. Dolar suni şekilde sabit tutulmaya çalışılıyor fakat pek başarıldığı söylenemez, enflasyon desek ortada, faiz arttırıldığı zaman en azından dolara talep azalır, enflasyon aşağı çekilir ama faiz de aşağı, doları da baskılayalım, enflasyon ile de oynayalım dersek işte bunu hiçbir ülke başaramaz, süper güç Abd bile faiz arttırıyor yani bir biz biliyoruz onlar bilmiyor mu faiz indirmeyi. Gelelim enflasyonun GERÇEK sebebine.



    Evet bunların etkileri çok büyük doğrudur fakat memleketin %90lık ezici çoğunluğunun atladığı, görmezden geldiği bir durum var enflasyon ile ilgili, fırsatçı pazarcılar, soğan stokçuları vs. suçlamak işimize geliyor belki ama bu ülkede çok ciddi oranlarda para basılıyor ve dijital para yaratılıyor, TL'nin emisyon hacmi genişleye genişleye para basılacak kağıt bile bulunmaz hale geldi, bunu konuşan yok. İşsizlik oranları çok yüksek diye mecburen bir dosyayı 5 personele taşıtacak kadar kamu personeli istihdam edildi çünkü özel sektör bitik durumda, hal böyle olunca her ay onlarca milyar TL maaş ödenmesi gerekiyor fakat Kamunun böyle bir geliri yok. Gelişmiş ülkelerde Kamu halkına gelir ve hizmet sağlar, işsizlere maaş öder, halkına hizmet eder ama bizde durum maalesef tam tersi, üzülerek söylüyorum ama Kamu bu halkın sırtına yük durumda. Aşırı miktarlarda dış borcumuz var ve faizine yetişemiyoruz, yüksek faiz oranlarından borçlanmışız ve 300-500 seneden önce yarısının bile ödenebileceğini düşünmüyorum. Cari açık desen onlarca milyar dolar, hizmet yapması gereken Kamu yap-işlet-devret ile yani yine halkı borçlandırarak hizmet edildi gibi gösteriliyor. 5500 TL maaş alan birisinin elektrik faturası 400 TL ve doğalgaz faturası 800 TL geliyorsa aslında o iş öyle değil, faturaların %70-80 kadarı Kamu bütçesinden sübvanse ediliyor, yani aslında aynı kişinin elektrik faturası ortalama 1,600 TL, doğalgaz faturası 3,200 TL diyebiliriz. Haliyle halka 2 fatura maaşın kadar dememek için yani 2 faturaya çalıştığı gerçeği ile yüzleştirmemek için Kamu bütçesinden yani yine halkın cebinden karşılanıyor ama hissettirilmeden. Anlamamız gereken şu, kamunun böyle bir bütçesi yok, sürekli para basılarak maaş ödemeleri yapılıyor, 70li 80li ve 90lı yıllarda çok krizler gördü bu ülke ama hiçbir zaman bu boyutlarda para basılmadı.



    Hep söylüyorum, dolaşımda 1000 adet banknot varken cebinizde 1 adet banknot varsa tüm TL'nin binde biri sizin. Hala cebinizde 1 adet banknot varken ek 4 bin banknot basılıp dolaşımda 5 bin banknot oluyorsa artık dolaşımdaki TL'nin 5 binde biri sizin, cebinizdeki para azalmadı, soyulduğunuzun farkına varmadınız ama alım gücünüz 5 kat azaldı, hisseniz 5te 1e düştü. Ne demiş John Maynard Keynes, bir papağana arz talep kanununu öğretirseniz onu iktisatçı yaparsınız demiş. TL para arzı piyasada 5 katına çıkıyorsa değeri 5 kat düşer, çok fazla arz edilen ürün değersizleşir, bu ürünün elma, armut veya banknot olması bu kanunun gerçekliğini değiştirmez, aynı şekilde piyasada dolar az bulunuyorsa da değeri artar, daha nadir bir ürün daha değerlidir işte arz talep kanunu bu kadar basit bir matematiğe dayanıyor. Para basma veya dijital para yaratma hiç mi yapılamaz? Elbette yapılabilir ama ekonomiye zarar vermeyecek şekilde ve usulüne göre. Peki nedir bunun usulü? Bir ülke ekonomisi bir yıl içinde %10 büyüdü, o zaman dolaşımda 1,000 adet banknotu varsa bunu 1,100 yapabilir ve enflasyon yaratmaz diyebiliriz. Tabi bu büyüme gerçek ise. Peki büyümenin sunisi nasıl oluyor? Bizde olduğu gibi oluyor, borçlandırarak oluyor. Fatma teyzenin 1 milyon TL değerinde bir adet evi varken bankadan kredi çekerek 1 milyon TL değerinde bir ev daha aldı ama 2 milyon TL olarak ödeyecek, şimdi Fatma teyze %100 büyüdü bizim büyüme hesaplamamıza göre ama aslında elinde 2 milyonluk ev, bankaya milyonluk borcu var yani aslında küçüldü ama biz bunu büyüme olarak kabul ediyoruz. Kısacası öyle sıfır attım mal ve hizmetlerde de bir sıfır geldi vs. ezber argümanlardan çok daha karışık mevzular.



    Peki ne yapılması gerek? Öncelikle üretim, üretim ve üretim. Peki neden? Eğer ülke ihtiyacını üretirse dışarıdan daha az ürün alır, ülke dışına daha az dolar gider, daha az dış borç alırız, cari açık düşer. Bir ülke üretince dışarıdan döviz girer, iç piyasa hareketlenir, döviz bollaşır ve doların düştüğünü görürüz çok kabaca. İkincil olarak dış yatırımcı gerekiyor, ne bileyim işte birkaç araba fabrikası gibi istihdam gerekiyor, buradan vergi toplanarak kamuya gelir yaratmak gerekiyor, London City'de bir avuç tefeciye dolar üzerinden %15 ile borçlanmak yerine öcü gibi korktuğumuz İMF'ye gidip borç almamız gerekiyor %3-4 faizden, böylece %15 gibi dev faiz ödemelerinden kurtulmak gerekiyor. Kamu harcamalarını kısmak gerekiyor, eğitim sisteminin geliştirilmesi, adalet sisteminin bağımsız olması gerekiyor, ülkeye yatırım yapacak sıcak para sahiplerinin adaletten en ufak şüphe duymaması gerekiyor, kendisini ve parasının güvende olduğunu hissettirmek gerekiyor. Katma değerli mal üretmek gerekiyor yani ağaçtan zeytin toplayıp satmak yerine o zeytinden yağ elde edip 3 kat daha yüksek fiyata satmak gerekiyor, fındığın fiyatını bizim belirleyip bir tekele dönüşmemiz gerekiyor, üreticiye kamu desteği ve teşvik gerekiyor, kamunun tasarrufa gitmesi gerekiyor, gideri çok yüksek olan yap-işlet-devret işletmelerinin acil kamulaştırılması gerekiyor, yüksek maliyetli hayal projelerden vazgeçilmesi gerekiyor, turizmden maksimum verim alınması gerekiyor. Aslında en önemlisi tarafsız ve bağımsız bir Tüik hesaplaması gerekiyor, ekonominin temel dinamiklerini uygulamak gerekiyor kısacası saymakla bitmez, hep birkaç cümle eksik kalır. Öyle kalıplaşmış tek cümlelik klişeler ile olmuyor bu işler.



    NOT : Eser miktarda ekonomi eleştirisi içerir, asla siyasetin S si yoktur.
    dostum senin dolu yorumlarını okuyunca zamanını boşa harcamadığını düşünüyor insan.

    ama önemli olan hedefe ulaşıp ulaşmadığıdır,umarım kafasında bir ışık uyandırıyordur 23 e 25 e 50 ye 60 a....... umut satanlara sırıl sıklam aşık olmuş kafa yapılarına..
  • 29-09-2022, 12:44:56
    #50
    zulte adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    dostum senin dolu yorumlarını okuyunca zamanını boşa harcamadığını düşünüyor insan.

    ama önemli olan hedefe ulaşıp ulaşmadığıdır,umarım kafasında bir ışık uyandırıyordur 23 e 25 e 50 ye 60 a....... umut satanlara sırıl sıklam aşık olmuş kafa yapılarına..

    Değerli yorumun için teşekkür ederim dostum, bizim ülkede bir şeylerin düzeleceğini düşünmüyorum çünkü sorunları çözmek için önce sorun olduğunun kabullenilmesi gerekiyor. Bizde ise uçuyoruz kaçıyoruz denildiğine göre ortada bir sorun görünmüyor, Almanya bizi kıskanıyorsa zaten her şey yolunda gidiyordur. Bir arızayı onarırken önce arızayı, kaçağı tespit eder, ona göre önlem alırız ama bizim ekonomimizde bir arıza yok, haliyle düzeltmeye de gerek duymuyorlar belki.