Herkes ekonominin profesörü olmuş, kahvede duyduklarını ekonominin temel dinamiği zannedenler maaşa 1 sıfır, ürünlere de 1 sıfır mantığı güdüyor, asgari ücret enflasyonun en büyük tetikleyicisiymiş, enteresan fikirlere sahip insanlar. Öncelikle ekonomi kötü çünkü enflasyon yüzünden, ekonomi kötü çünkü dolar yüzünden, ekonomi kötü çünkü faiz yüzünden diyemezsiniz, bu 3ü birlikte çalışır, bunların yanına da para basma, büyüme oranı, istihdam, cari açık, üretim vs. gibi etkenler eklenir. Ülkemizde en fazla karıştırılan durum ise maaş artışı ile alım gücünün artışını birbirine karıştırma yanlışıdır. Kısa bir örnek verelim.
2018 senesinde 1 Litre süt = 1 TL diyelim. Maaşınız ise 550 TL diyelim.
2022 senesinde 1 Litre süt 15 TL diyelim. Maaşınız ise 5,500 TL diyelim.
Şimdi, maaşınız 10 katına çıktı ama alım gücünüz 15 kat azaldı, kısacası 550 TL ile aldığınız ürünleri artık alamıyorsunuz. Peki her maaş artışı alım gücünü düşürür mü? Elbette hayır, işte bizim ülkece yanıldığımız nokta burası. Eşel mobil sistemi gibi sistemler var, gerçek enflasyon oranında maaş zammı olduğu durumlarda en azından alım gücü korunur ama burada anahtar kelime gerçek enflasyon çünkü tüik maalesef gerçek enflasyonun çok çok altında enflasyon açıkladığı için her yıl alım gücümüzü daha da dibe çekiyor çünkü mal ve hizmetlere %180 artış olduğunu kabul etmek yerine hayır %80 oldu demeyi tercih ediyor, böylece alım gücü düşmüş oluyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde döviz - faiz - enflasyon aynı anda dengede tutulamaz, biz bunu yapmaya çalışıyoruz ama sadece mış gibi yapıyoruz, öyle bir mucize asla olamaz. Şu an %12 lere düşürülen faiz oranının gerçek enflasyonun 1 puan üzerinde olması lazım yani %181 olması lazım ki insanların parasının alım gücü düşmesin. Dolar suni şekilde sabit tutulmaya çalışılıyor fakat pek başarıldığı söylenemez, enflasyon desek ortada, faiz arttırıldığı zaman en azından dolara talep azalır, enflasyon aşağı çekilir ama faiz de aşağı, doları da baskılayalım, enflasyon ile de oynayalım dersek işte bunu hiçbir ülke başaramaz, süper güç Abd bile faiz arttırıyor yani bir biz biliyoruz onlar bilmiyor mu faiz indirmeyi. Gelelim enflasyonun GERÇEK sebebine.
Evet bunların etkileri çok büyük doğrudur fakat memleketin %90lık ezici çoğunluğunun atladığı, görmezden geldiği bir durum var enflasyon ile ilgili, fırsatçı pazarcılar, soğan stokçuları vs. suçlamak işimize geliyor belki ama bu ülkede çok ciddi oranlarda para basılıyor ve dijital para yaratılıyor, TL'nin emisyon hacmi genişleye genişleye para basılacak kağıt bile bulunmaz hale geldi, bunu konuşan yok. İşsizlik oranları çok yüksek diye mecburen bir dosyayı 5 personele taşıtacak kadar kamu personeli istihdam edildi çünkü özel sektör bitik durumda, hal böyle olunca her ay onlarca milyar TL maaş ödenmesi gerekiyor fakat Kamunun böyle bir geliri yok. Gelişmiş ülkelerde Kamu halkına gelir ve hizmet sağlar, işsizlere maaş öder, halkına hizmet eder ama bizde durum maalesef tam tersi, üzülerek söylüyorum ama Kamu bu halkın sırtına yük durumda. Aşırı miktarlarda dış borcumuz var ve faizine yetişemiyoruz, yüksek faiz oranlarından borçlanmışız ve 300-500 seneden önce yarısının bile ödenebileceğini düşünmüyorum. Cari açık desen onlarca milyar dolar, hizmet yapması gereken Kamu yap-işlet-devret ile yani yine halkı borçlandırarak hizmet edildi gibi gösteriliyor. 5500 TL maaş alan birisinin elektrik faturası 400 TL ve doğalgaz faturası 800 TL geliyorsa aslında o iş öyle değil, faturaların %70-80 kadarı Kamu bütçesinden sübvanse ediliyor, yani aslında aynı kişinin elektrik faturası ortalama 1,600 TL, doğalgaz faturası 3,200 TL diyebiliriz. Haliyle halka 2 fatura maaşın kadar dememek için yani 2 faturaya çalıştığı gerçeği ile yüzleştirmemek için Kamu bütçesinden yani yine halkın cebinden karşılanıyor ama hissettirilmeden. Anlamamız gereken şu, kamunun böyle bir bütçesi yok, sürekli para basılarak maaş ödemeleri yapılıyor, 70li 80li ve 90lı yıllarda çok krizler gördü bu ülke ama hiçbir zaman bu boyutlarda para basılmadı.
Hep söylüyorum, dolaşımda 1000 adet banknot varken cebinizde 1 adet banknot varsa tüm TL'nin binde biri sizin. Hala cebinizde 1 adet banknot varken ek 4 bin banknot basılıp dolaşımda 5 bin banknot oluyorsa artık dolaşımdaki TL'nin 5 binde biri sizin, cebinizdeki para azalmadı, soyulduğunuzun farkına varmadınız ama alım gücünüz 5 kat azaldı, hisseniz 5te 1e düştü. Ne demiş John Maynard Keynes, bir papağana arz talep kanununu öğretirseniz onu iktisatçı yaparsınız demiş. TL para arzı piyasada 5 katına çıkıyorsa değeri 5 kat düşer, çok fazla arz edilen ürün değersizleşir, bu ürünün elma, armut veya banknot olması bu kanunun gerçekliğini değiştirmez, aynı şekilde piyasada dolar az bulunuyorsa da değeri artar, daha nadir bir ürün daha değerlidir işte arz talep kanunu bu kadar basit bir matematiğe dayanıyor. Para basma veya dijital para yaratma hiç mi yapılamaz? Elbette yapılabilir ama ekonomiye zarar vermeyecek şekilde ve usulüne göre. Peki nedir bunun usulü? Bir ülke ekonomisi bir yıl içinde %10 büyüdü, o zaman dolaşımda 1,000 adet banknotu varsa bunu 1,100 yapabilir ve enflasyon yaratmaz diyebiliriz. Tabi bu büyüme gerçek ise. Peki büyümenin sunisi nasıl oluyor? Bizde olduğu gibi oluyor, borçlandırarak oluyor. Fatma teyzenin 1 milyon TL değerinde bir adet evi varken bankadan kredi çekerek 1 milyon TL değerinde bir ev daha aldı ama 2 milyon TL olarak ödeyecek, şimdi Fatma teyze %100 büyüdü bizim büyüme hesaplamamıza göre ama aslında elinde 2 milyonluk ev, bankaya milyonluk borcu var yani aslında küçüldü ama biz bunu büyüme olarak kabul ediyoruz. Kısacası öyle sıfır attım mal ve hizmetlerde de bir sıfır geldi vs. ezber argümanlardan çok daha karışık mevzular.
Peki ne yapılması gerek? Öncelikle üretim, üretim ve üretim. Peki neden? Eğer ülke ihtiyacını üretirse dışarıdan daha az ürün alır, ülke dışına daha az dolar gider, daha az dış borç alırız, cari açık düşer. Bir ülke üretince dışarıdan döviz girer, iç piyasa hareketlenir, döviz bollaşır ve doların düştüğünü görürüz çok kabaca. İkincil olarak dış yatırımcı gerekiyor, ne bileyim işte birkaç araba fabrikası gibi istihdam gerekiyor, buradan vergi toplanarak kamuya gelir yaratmak gerekiyor, London City'de bir avuç tefeciye dolar üzerinden %15 ile borçlanmak yerine öcü gibi korktuğumuz İMF'ye gidip borç almamız gerekiyor %3-4 faizden, böylece %15 gibi dev faiz ödemelerinden kurtulmak gerekiyor. Kamu harcamalarını kısmak gerekiyor, eğitim sisteminin geliştirilmesi, adalet sisteminin bağımsız olması gerekiyor, ülkeye yatırım yapacak sıcak para sahiplerinin adaletten en ufak şüphe duymaması gerekiyor, kendisini ve parasının güvende olduğunu hissettirmek gerekiyor. Katma değerli mal üretmek gerekiyor yani ağaçtan zeytin toplayıp satmak yerine o zeytinden yağ elde edip 3 kat daha yüksek fiyata satmak gerekiyor, fındığın fiyatını bizim belirleyip bir tekele dönüşmemiz gerekiyor, üreticiye kamu desteği ve teşvik gerekiyor, kamunun tasarrufa gitmesi gerekiyor, gideri çok yüksek olan yap-işlet-devret işletmelerinin acil kamulaştırılması gerekiyor, yüksek maliyetli hayal projelerden vazgeçilmesi gerekiyor, turizmden maksimum verim alınması gerekiyor. Aslında en önemlisi tarafsız ve bağımsız bir Tüik hesaplaması gerekiyor, ekonominin temel dinamiklerini uygulamak gerekiyor kısacası saymakla bitmez, hep birkaç cümle eksik kalır. Öyle kalıplaşmış tek cümlelik klişeler ile olmuyor bu işler.
NOT : Eser miktarda ekonomi eleştirisi içerir, asla siyasetin S si yoktur.