• 02-10-2014, 18:43:43
    #10
    Dogukan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Takmıyorum, takmıyorum banane!...

    Şuan kendine Milli Eğitim Bakanı diyen zaat-ı muhterem (nedense her defasında haydar dümen'e benzettiğim kişi) öğrencilerin hayatını zindana çevirdiği ortada. Ben kendim öğrenci değilim kardeşim öğrenci, lise öğrencisi. Saat 7 de evden çıkıyor, akşam saat 5, 5:30 gibi evde oluyor. Devamsızlıkları ise yarı yarıya indirerek çok güzel bir iş yapıyor. Be insan sen hayatında hiç mi çocuk olmadın?! Bu çocuklarda istemez mi hadi okul çıkışı biraz gezelim, biraz maç filan yapalım. Günde 9 saat yanlış hatırlamıyorsam aralıksız ders görüyorlar. Bu çocuklara olan kinin nedir? Size bir soru Türkiye'de aileler çocuklarını son 6-7 yılda psikiyatrlara, psikologlara götürme oranındaki fırlamayı biliyor musunuz? Birileri çıkarda "TÜRKİYEMİZDEKİ MİLLİ GELİR ÇOĞALDI MİLLET PARAYI BULUNCA GÖTÜRMEYE BAŞLADI" gibi saçmalayacaktır. Alakası yok, bu çocukların sosyal olmaya ihtiyacı var. Sosyalleşmeye ihtiyacı var. Korkuyorum şu gelecekten korkuyorum. Biz yine iyi kurtulmuşuz. @Selanik sevgili arkadaşım bunlar şunlara bakar; birisi ceplerinin doluluklarına diğeri otorite sahibi olmaya. Başka birşeyle ilgilendikleri yok.

    Herneyse;

    Hepinişi sefiyorum cocukla
    +1

    Normalmiş gibi bir de yansıtmazlar mı.Bende dediğiniz gibi gidip geliyorum okula.Şuanda çok pişmanım keşke okumasaydım 12 senedir okula gidip geliyorum hiç bir uzmanlık alanım,başarım yok,sosyal aktivite yok.Robotlaşmış öğrenciler var.Bu robot düzene tepki koyduğumda bir de suçlu ben oluyorum.6-7 senedir bir alanda çalışıyor olsaydım hem uzman olmuş olurdum hemde iyi bir birikimim olurdu şimdiye kadar.

    Bakanların,vekillerin çocukları bu ülkede okumuyor ki.Onlar ABD,İngiltere'de en kral eğitimi alıyorlar.Biz ise en ezber,en işe yaramaz,en boş şeylerle dolduruluyoruz.Tüm bunların hakkı sorulacak elbet bir gün.
  • 02-10-2014, 20:18:47
    #11
    Kusura bakmayın ama dinle böyle şeyleri bağdaştırmak bence lüzumsuz olur. Cahil insan her zaman cahil kalmayı yeğler. Bir insanın içince araştırma ruhu yoksa çeşitli bahanelere bunu yorabilirsiniz ama doğru bir tespit elde edilemez. Şimdi baştakileri eleştirelim zaten bu hakkımız ama unutmayın onlar başka diyarlardan gelmedi bu ülkeye.

    Yeni nesil daha bilinçli daha azimli ama en büyük hatamız yine bahanelere sığınmak. Bu insanlar eskidi desek yeridir, bizler teknoloji ile büyüdük, ben 80 ler kuşağında yaşadım bir kitap alacak parayı bile bulamazdık. 2000 tl biriktirip kitapçıya gidip bilimsel bir konuyu içeren kitap satın alınca kitapçı yüzüme tuhaf tuhaf bakardı. Yinemi kitap okuyorsun diyen arkadaşlarım şimdi entel entel romanlar okuyor. Suç bulmak yerine, siyasal yorumlar yapmak yerine ben ne yapabiliyorum, ne yapabilirim sorularını kendimize sormalıyız.

    Şimdi memleketin yarısı özgürlükçü yarısı dinamik değil mi, o halde geleceği siz kuracaksınız ben değil. Ama bakıyorum çözüm üretmek yerine hep bir kusur bulma hep çaresizlik. Doğru çaresizlik her zaman her devirde mevcut, ama kendi yaşamımla şimdiki gençleri kıyaslıyorum da inanın çok şeye sahipsiniz lakin bunların kıymetini bilemiyorsunuz çünkü ülkeyi eski zamanla mukayese etmek yerine hep batı ile ölçmeye çalışılıyor. Atatürk'ün dediği gibi gelecek yeni nesillerin elindedir. Ama üniversitelere bakıyorum okul mu okuyorlar yoksa eskilere özenip sağ sol kavgası mı yapılıyor anlamak çok zor. Gençlerde bir oyuna sürükleniyor, eleştiri dediğin yapıcı olur ama hep kırmak bölmek üstünden çalışmalara devam ediyor.

    Aklımdakileri tam anlatamadım, şöyle bir örnek vereyim. Siz Atatürk'ün yerinde olsaydınız hatta aynı kişi olsaydınız bugün Türkiye olur muydu? Olmazdı çünkü o zor koşullarda Atatürk hiç bir bahaneye sığınmadan sadece ileriye odaklandı, kendi hayatını yaşamasa bile geleceğimizin temelleri o günden atıldı. Atatürk sadece görevini yaptı, ne para ne şan şöhret peşinde koştu. Peki bizleri tüketici toplumu yapan, beyinlerimizin düşünme yetisini kayıp ettirenler, bizleri kullananlar kimler acaba baştakiler mi. Yoksa batılılar mı. Atatürk batılı yaşamı ülkemize getirmedi, daha iyi bir sistemi yapılandırdı. Kopya çekmedi sadece örnek aldı. Peki bizler nasıl anladık bu durumu, batıya özenelim onların yaptıklarını yapalım, onlar gibi yaşamayı sürdürelim.

    Tamamen klonlaşmış bir hayat yaşıyoruz. İşte bu noktada "bizden mucit çıkmaz" sözü doğrudur , hatalı ve eksik söylenmiş bir söz olsa da kısacası özümüzü kayıp ettik. Eleştireceksem en başta kendimi eleştiririm sonra seni sonra forumda ki arkadaşları, çünkü sesimi duyurabileceğim en kolay ve beni bağlayan muhatabımdır. Bahanelere sığınmak bir kenara yaptığımız, egomuzu tatmin etmekten ibaret bir hal almaya başladı.
  • 03-10-2014, 13:24:45
    #12
    @abcgrup;

    Bu yapımız yüzünden bizden bir Atatürk çıkamaz zaten hocam.Yani sorunları nasıl çözeriz şeklinde düşünmek yerine sürekli sorunlarımızı düşündüğümüzden oluyor bunlar dediğiniz gibi

    Ben dediğiniz gibi aslında bu ülkeye katkı sağlamak adına ne yapılabilir bol bol hayal,fikir kuruyor oluşturuyorumda havada kalıyor hepsi Zaten kısır bir döngü bundan kaynaklanıyor.

    Halk gelişmezse ülkede gelişmez,ülke gelişmezse halk daha da geriler.Bugün halk gelişse zaten her şey çözülecek ama ciddi zorluklar var.Fakat dediğiniz gibi aslında Atamızın zamanında yaşadığı dönemin zorluklarına göre bir hiç.O kötü zamanlarda ülke kurmak nerde şimdi bu savaş,ziyan olmayan dönemde fabrika,marka,teknoloji oluşturabilmek nerde.Ne yazık ki ülkemizde alanında kendini yetiştirebilen tek,tük sayıdaki parlak insanlar zaten bu ülkede kalmıyor.Kalsalar böyle olmaz ama neden kalsınlar ki?

    Üniversitede fizik,kimya okuyup bilim yapmak-geliştirmek isteyen biri öğretmenlik yapmak zorunda kalıyorsa neden kalsın ki.Zaten iyi bir bilgi seviyesine,azme sahipse hemen yurt dışından çağırırlar o adamı gel herşeyin bizden zaten sadece geliştir diye.
  • 03-10-2014, 14:51:42
    #13
    @pcbagimlisi;

    Güzel noktalara değinmişsin. Bak bunları düşünebilmek bile gerçekten bir başarıdır, bir uyanışın belirtisidir. Belki bizde geleceğimizi kuramayacağız, istediğimiz gibi bir gelecek yaşamayacağız ama ektiğimiz tohumlar geleceğimizi şekillendirecek. Ben çocukken bilim adamı olmak istiyordum, peki olabildim mi. Eldeki imkanları çaresizlikleri bir kenara koyarsam, bize hep neleri yapamayacağımız anlatıldı. Yapamayız edemeyiz. Maalesef bizde bunları yedik yuttuk. Bizde suç var mı, evet hemde çok.

    İmkan yoktur yapamıyoruz, tamam sen öyle diyorsun haklısın da. Ama birde şöyle düşünelim. İmkan yoktur diye bu toplum nelerden vazgeçiyor biliyor musun. Bırakın bilim adamı olmayı, iş yok diye çalışmayan insanların haddi hesabı yoktur.

    Yorum yaparken en yakınımda olanları göz önüne alarak düşünüyorum. Arkadaşım bir iş bulup başlamıyor. Ama başlamadan da her şeyin kendiliğinden olmasını bekliyor. İşte aslında burada bize dayatılanları örnekleri ile anlayabiliriz. Benim neden arabam yoktur, neden evim yoktur, neden şu yok neden bu yok... Yahu olanın nasıl var, gökten yağmadı herhalde. Çalışacaksın, en baştan başlayacaksın. İleride ne olacağını bilme ihtimalimiz çok düşüktür, işte aslında kayıp ettiğimiz şey azmimiz, inancımız. İnanmak başarmanın yarısıdır sözünü unuttuk. Neden tv lerde hep zenginler boy gösteriyor, neden insanlara örnek almaları gereken insanların hep zenginler olması gerektiği fikri aşılanıyor? Sizce bunlar tesadüf mü, yoksa büyük bir oyunun parçası mı. Kimse sokaktaki insanlara bakıp haline şükür etmiyor.

    Şükür etmeyi yanlış anlıyoruz ve yanlış anlatıyorlar. Halime şükür edeyim ve oturayım oturduğum yerde. Yok öyle bir şey. Basit bir örnek vereyim. Engelli vatandaşlarımız var, görüyoruz sıklıkla haberlerde, sporcuların o halde olmalarına rağmen başardıklarını. Peki benim hiç bir noksan yerim yokken neden bahaneler buluyorum acaba. Arkadaşımla konuşuyorduk. Arabam yok diyor duruyor. Evli değil bekar üstelik. Arabası olsa benzin çekemeyecek. Neden istiyor peki, özenti olduğu için, sürüye uymak adına. Dedim ayakların sağlam mı, yürümene engel olacak bir şey var mı. Gittiği yer zaten en fazla 3-5 km. Otobüse bile binmiyor çok gerekmedikçe. Halbuki arabası olsa yok vergisi yok cartı curtu ile uğraşacak başına sorun alacak.

    Bir arkadaşım da geliyor yanıma karnım aç diyor. İşe gir çalış diyorum, iş yok ki referansım yok ki deyip duruyordu. Gittim iş buldum istediği gibi bir gün bile gidip çalışmadı. Yok erken kalkamaz mış yok ayakkabısı yokmuş.

    Anlayacağın herkesin bahaneleri var, aslında amacımız bir şey yapmakta değil. Yapacak olsak ufak bahanelerle boğuşmazdık. Yahu bir düşün senin karnın aç gidip çalışmaz mısın? Her şeyin kolayına kaçıyoruz ama beklentimiz ise hep en yüksekte. Bir şeyi yapmayacağımız içinse bulduğumuz bahanelere kendimiz bile inanıyoruz. Hepimizde var bu huy az yada çok.

    Eğitim diyoruz, onuda geçin. Adama bir kitap verirsin okuyacak dermanı yoktur, isteği yoktur anlamadım diye bahane bulup kendisini kandırır. Şurada bile misal uzun yazı yazıyoruz kısa kes, bir şey anlayan var mı gibisinden yorumlar türedi. E şimdi sorayım böyle bir gençlik mi kurtaracak bu ülkeyi, şurada 2 satır yazıyı bile okuyamayan insanlar mı kurtaracak. Ama bir hedef koyun bakın sayfalarca yazıyı nasıl yazarız zevk için, okuruz da sonuna kadar çünkü cevap verme içgüdüsünü bastıramayız ve her satır için vereceğimiz cevap sayısı artar ve bizim için kaçmaz bir fırsata dönüşür.

    İstediğin gibi bir hayat yakalayamadın, bu her şeyin bittiği anlamına gelmiyor. Dedim ya başarı nedir önce onu anlamamız gerekiyor. Benim için başarı insanlara hizmet etmektir, iyi işler yapmaktır. Belki bilim adamı olamadım ama bu iyi bir insan olmama engel olamaz, insanlara azda olsa örnek olamayacağım anlamına gelmez. Bilim adamı bir şeyler icat eden kişilere denmez, düşünen ve hayal eden, bilimle haşır neşir insanlara da denilir. Bilim adamı olmadığım için okumayı bırakacak mıyım, gelişmelerden habersiz mi kalacağım. En azından yeri gelince insanlara işin doğrusunu söyleyebiliyorum anladığım konularda. Yani aslında bir şey kayıp etmedim, tam tersine kazandım. Ama bizlere neyi dayatıyorlar? Okuyamadın, meslek sahibi olamadın hayatında burada son buldu, finiş. Yahu yok böyle bir mantık, böyle palavralara inanmayın. İşte medyanın önümüze koyduğu gösterişli hayatlar hep bizleri sömürmek için yapılmakta.

    Bilim nasıl doğdu, hangi şartlarda evrimleşti. Bir araştırın. İkinci dünya savaşı sırasında bilim kademe atlıyor. O zor koşullarda insanlar ölümü göze alarak hedeflerine doğru kararlılıkla yürüyorlar. Hiç bir bilim adamı zenginlikle, imkanlarla bir şeyler üretmemiştir. Einstein diyoruz hep, onun bulduğu hayal ettiği şeyler günümüzde yeni yeni ispatlanıyor. Halbuki kendisi bile ifade eder, evimde doğru düzgün çalışan bir saat bile yoktur diyerek. Lakin görelilik kuramını dilimizden düşürmüyoruz şimdilerde.

    Birisi bize bir bilim adamının ismini sorsa ilk aklımıza gelen Einstein olur genellikle.
    Peki Einstein günümüzde yaşasaydı sizce başarılı diye nitelendirme yapar mıyız. Yok neden yapalım, arabası var mı malı mülkü var mı bunlara bakardık. Günümüzde ki kaç bilim adamının adını anıyoruz yada biliyoruz. Ama sokaktan bir vatandaşı çevir sor bakalım bir futbolcuyu. Şimdi bana söyle bu kimin suçu, hangi hükümetin suçu. Yoksa bizim mi sorunumuz.

    Bedava para kazanma mevzusu da var zaten, yahu bedavadan para kazansak ne olacak bu ülkeye ne katkın olacak bu şekilde. Koşa koşa iddaa oynayanları bir düşün. Buda mı hükümetin suçu? Yoksa eşek geldik eşek gideceğiz sözünün doğruluğundan mı kaynaklanıyor? Tek derdimiz hükümet, tek derdimiz kendimizi tatmin etmek. Tek derdimiz bahaneler değil, çünkü söylemiştim o bahaneleri aslında yapmak istemediğimiz işler için kendimiz uyduruyoruz arkasına sığınmak için.

    Böyle yazdığıma bakmayın kendimi hep eleştiriyorum, neden daha iyisini yapmak varken hep kolayına kaçıyorum, neden bir şeyler yapmak varken yapmamayı yeğliyorum. Bahanelerle uğraşırken bile zaten yeterince vakit kayıp ediyorum ve yıpranıyorum o halde yaptığım işin neden hakkını vermiyorum.
  • 03-10-2014, 15:57:31
    #14
    @abcgrup;

    Herkes hakkettiği gibi yaşar lafı bence çok doğru hocam.Biz böyleyiz ve bunu hakediyoruz ki bu şekilde yaşıyoruz.O çalışmak zor gelen arkadaşınıza tavsiyem biraz çalışsın bari bir köy yerinde arsa alsın evini yapsın tarlasına eksin domatesini,biberini,meyvesini bir de inek,tavuk,koyun alsın ucuza yaşasın çalışmadan yan gelip yatarak.Eğer ki hem elinde telefon,internet,araba isteyip hemde çalışmak istemiyorsa o zaman çok bekler demek düşer bize.

    Şükür mevzusu bizim ülkemizde dediğiniz gibi elindekinin değerini bil otur oturduğun yere şeklinde kullanılıyor.Halbuki bana göre şükür şudur;

    Şartlarına şikayet eden ama daha iyisi için emek göstermeden ağlayan insanlar içindir şükür.Atıyorum adam daha iyi şartlara gelmek için çalışıp,çabalıyorsa ben böyle böyle olacağım şöyle bir şirket kuracağım ölene kadar emekli olmaya çalışacağıma gezip,tozup,çoluğum çocuğum ile rahat hayat yaşayacağım diyorsa ona haline şükret denmez.Fakat baba parasıyla yiyip içen bir şeylere mızmızlananlara veya tembellik yapıp hiç bir şey yapmadan bir şey isteyenlere denir.(Banada denir misal )

    İşte medya denilen varlık dediğiniz gibi iyi bir yola teşvik etmek yerine mala,mülke,şan,şöhrete iteliyor.Bugün Ali Ağaoğlu trilyon sahibiyse o iş makinalarını yapan,tasarlayan inşaat mühendisleri sayesinde,o projeleri gerçekleştiren mimarlar,işçiler sayesinde ama onları gösteriyorlar mı?Hayır.

    Herifler dev gibi kamyon üretiyor 200 ton taşıma kapasiteli bizim mühendislerimiz,ülkemiz neden yapamasın.Evet çok gerideyiz ama aşılamayacak şeyler değil.Keşke zengin iş adamları ücretsiz eğitim veren ilgili gençleri özel yetenek sınavları ile alan üniversite,kurum sayılarını arttırsa.2-3 üniversite var ilgii,alakaya göre yaptıkları yarışmalar ile öğrencil alan.