Sorgulamak iyidir, kafayı yemezsin. Sana, beynindeki gerçeklerin ortaya çıkarılmasında yardımcı olur. Kafayı yersin diyenlere inanma, onlara sorgulatmaktan, sorgulamandan korkuyorlar.
Kur'anda yazıyor demiş çoğu arkadaş. Kur'anda yazan sadece varlık belirtileri, onun başkası tarafından yazılmadığına da kanıtınız yok.
Anlamadığım bir husus var aslında.
Evrimin o kadar çok kanıtı varken inanmazsınız,
Tanrının kanıtı hiç yokken inanırsınız.

İlginç geliyor bana.
Kimse bana demesin ki kanıtı nasıl yok kitaplar vs. vs.
4 farklı kitap neden indirildi? Değiştirilmiştir diyeceksiniz. Ya bu da değiştirildiyse??
Allah Kur'anı koruyor diyeceksiniz ardından, diğerlerini neden korumadı insanların sapmasına aracı oldu?
Ben inanmıyorum, aklınıza gelen her şeyi de sorabilirsiniz üşenmeden cevaplarım.
Not: Kimse saldırmasın, herkesin dinine saygım var illa Müslüman olması gerekmiyor. Budist'e de, Yahudi'ye de Hristiyan'a da saygım var, siz de bize saygı gösterin. Hiç birisine inanmıyoruz bu dinlerin.
Saygısızlık yaptıysam özür dilerim. Her inancı olup sorusu olanla tartışmaya girebilirim (seviyeli bir şekilde)
Kur'an-ı Kerim'in başkası tarafından yazılmadığına dair kanıtınız yok demişsiniz. Risale-i Nur'dan Yirmibeşinci sözden bir parça alıntı yapmak istiyorum. Burada Kur'an`ın bir mislinin getirilememesinden bahsediliyor. Kur'an ın bir benzeri yazılamamıştır.
Alıntı
(Birin Şule > Birinci Şua > Birinci Suret)
İ'cazı vardır ve mevcuddur. Çünki Ceziret-ül Arab ahalisi o asırda ekseriyet-i mutlaka itibariyle ümmi idi. Ümmilikleri için mefahirlerini ve vukuat-ı tarihiyelerini ve mehasin-i ahlâka yardım edecek durub-u emsallerini kitabet yerine şiir ve belâgat kaydıyla muhafaza ediyorlardı. Manidar bir kelâm, şiir ve belâgat cazibesiyle eslaftan ahlafa hâfızalarda kalıp gidiyordu. İşte şu ihtiyac-ı fıtrî neticesi olarak o kavmin manevî çarşı-yı ticaretlerinde en ziyade revaç bulan, fesahat ve belâgat metaı idi. Hattâ bir kabilenin belig bir edibi, en büyük bir kahraman-ı millîsi gibi idi. En ziyade onunla iftihar ediyorlardı. İşte İslâmiyetten sonra âlemi zekâlarıyla idare eden o zeki kavim, şu en revaçlı ve medar-ı iftiharları ve ona şiddet-i ihtiyaçla muhtaç olan belâgatta akvam-ı âlemden en ileride ve en yüksek mertebede idiler. Belâgat, o kadar kıymetdar idi ki, bir edibin bir sözü için iki kavim büyük muharebe ederdi ve bir sözüyle musalaha ediyorlardı. Hattâ onların içinde "Muallakat-ı Seb'a" namıyla yedi edibin yedi kasidesini altunla Kâ'be'nin duvarına yazmışlar, onunla iftihar ediyorlardı. İşte böyle bir zamanda, belâgat en revaçlı olduğu bir anda Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan nüzul etti. Nasılki zaman-ı Musa Aleyhisselâm'da sihir ve zaman-ı İsa Aleyhisselâm'da tıb revaçta idi. Mu'cizelerinin mühimmi o cinsten geldi. İşte o vakit bülega-yı Arabı, en kısa bir suresine mukabeleye davet etti:
وَاِنْ كُنْتُمْ فِى رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ
fermanıyla onlara meydan okuyor. Hem der ki: "İman getirmezseniz mel'unsunuz. Cehennem'e gireceksiniz." Damarlarına şiddetle vuruyor. Gururlarını dehşetli surette kırıyor. O kibirli akıllarını istihfaf ediyor. Onları bidayeten i'dam-ı ebedî ile ve sonra da Cehennem'de i'dam-ı ebedî ile beraber dünyevî i'dam ile de mahkûm ediyor. Der: "Ya muaraza ediniz, yahut can ve malınız helâkettedir."
İşte eğer muaraza mümkün olsaydı acaba hiç mümkün mü idi ki, bir-iki satırla muaraza edip davasını ibtal etmek gibi rahat bir çare varken, en tehlikeli, en müşkilatlı muharebe tarîkı ihtiyar edilsin? Evet o zeki kavim, o siyasî millet ki, bir zaman âlemi, siyasetle idare ettiği halde, en kısa ve rahat ve hafif bir yolu terketsin? En tehlikeli ve bütün mal ve canını belaya atacak uzun bir yolu ihtiyar etsin, hiç kabil midir? Çünki bir edibleri, birkaç hurufatla muaraza edebilseydi; Kur'an, davasından vazgeçerdi. Onlar da maddî ve manevî helâketten kurtulurlardı. Halbuki muharebe gibi dehşetli, uzun bir yolu ihtiyar ettiler. Demek, muaraza-i bilhuruf mümkün değildi, muhaldi. Onun için muharebe-i bis-süyufa mecbur oldular. Hem Kur'anı tanzir etmek, taklidini yapmak için gayet şiddetli iki sebeb vardı. Birisi; düşmanın hırs-ı muarazası. Diğeri; dostlarının şevk-i taklididir ki, şu iki saik-i şedid altında milyonlar Arabî kitablar yazılmış ki hiçbirisi ona benzemez. Âlim olsun, âmi olsun her kim ona ve onlara baksa kat'iyyen diyecek ki: "Kur'an, bunlara benzemez. Hiçbirisi onu tanzir edemez." Şu halde, ya Kur'an bütününün altındadır. Bu ise, bütün dost ve düşmanın ittifakıyla battaldır, muhaldir. Veya Kur'an, o yazılan umum kitabların fevkındedir.
Eğer desen: Nasıl biliyoruz ki, kimse muarazaya teşebbüs etmedi? Kimse kendine güvenemedi mi ki, meydana çıksın? Birbirinin yardımı da mı faide etmedi?
Elcevab: Eğer muaraza mümkün olsaydı, alâküllihal kat'î teşebbüs edilecekti. Çünki izzet ve namus mes'elesi, can ve mal tehlikesi vardı. Eğer teşebbüs edilseydi, alâküllihal kat'î tarafdar pek çok bulunacaktı. Çünki hakka muarız ve muannid daima kesretli idi. Eğer tarafdar bulsaydı, alâküllihal iştihar bulacaktı. Çünki küçük bir mücadele, beşerin nazar-ı istiğrabını celbedip destanlarda iştihar eder. Şöyle acib bir mücadele ve vukuat ise gizli kalamaz. İslâmiyet aleyhinde tâ en çirkin ve en şeni' şeylere kadar nakledilir, meşhur olur. Halbuki muarazaya dair Müseylime-i Kezzab'ın bir-iki fıkrasından başka nakledilmemiş. O Müseylime'de çendan belâgat varmış. Fakat hadsiz bir hüsn-ü cemale mâlik olan beyan-ı Kur'ana nisbet edildiği için, onun sözleri hezeyan suretinde tarihlere geçmiştir. İşte Kur'anın belâgatındaki i'caz, kat'iyyen iki kerre iki dört eder gibi mevcuddur ki, iş böyle oluyor.
Not: Münakaşa etmek maksadıyla size yazmadım, gayet seviyeli yazınız için teşekkür ederim. Risale-i Nur'da Kur'an ile alakalı çok daha fazla bahisler var. İsterseniz internetten ücretsiz bir şekilde okuyabilirsiniz.
Mesajınızı dikkatli bir şekilde okudum, aklıma bir şey takıldı. Ustasız sarayın, ressamsız resmin vb. olmaması gibi; yaratıcısız evren olmaz diyorsunuz. Bu tümevarımı kabul etsek dahi; verdiğiniz örnek, islamiyeti ve kuranın/allahın varlığını kanıtlar mı? Yani bir tanrı olduğunu tümevarımla ispatladınız diyelim. Bu açıklama, Allah'ın varlığını da ispat etmeye yeterli mi sizce gerçekten? Bence değil ve saçma geldi de ondan soruyorum. Sonuçta sadece teistler, ateistler yok bir de bunun deizm tarafı var. Yaratıcının olduğunu mantıksal olarak açıklamak islamiyeti açıklamaya yetmez. Sizin bu söyledikleriniz yalnızca deizm adına ispat teskil eder.
Tümevarımınızda ele aldığınız herhangi bir yaratıcıyla islamiyetteki allah tanımını bir tutuyorsanız, zaten sorumu tam olarak anlayamazsınız. Kurduğunuz mantık bir yaratıcının olduğunu kendi içinde açıklayabilecek bir tezdir. İslamiyeti ve içerisinde bulunan şeyleri değil kanıtlamak, yanından bile geçmiyor. Müslüman olmayanlar topyekün yaratıcıyı reddetmiyor. Sadece ateistler yok; agnostikler de var, deistler de var, başka dinlere inananlar da.
Ben size şimdi desem ki, bu sunduğunuz kanıt niteliğindeki tümevarımla ben tanrının uçan spagetti canavarı olduğuna inanıyorum? Gerçek tanrının uçan spagetti canavarı değil de veya Zeus değil, islamdaki Allah olduğunu bana kanıtlayabilir misiniz? Kurduğunuz teori bu yüzden eksik ve ifade ettiğiniz gibi tam yerinde, bilimsel, mantıklı bir açıklama değil.
Şimdi daha iyi anlatabildim sanırım?
Başka bir arkadaşın mesajı olan Allah'ın varlığına dair mantıki delile dair bunları yazmışsınız. Bu noktadan sonra Allah'ın var olduğunu söyleyen peygamberimiz Hz. Muhammed(A.S.M)'in doğru sözü, ashabı ve asırlardır onun yolundan giden evliyalar, asfiyalar, aktablar ve sayamadığım tüm islam alemine güvendiğimiz, bizim aklımıza yattığı için Allah'a inanıyoruz. Size başka birşey daha inandırıcı geliyorsa ona inanabilirsiniz.
Bu konudaki tüm arkadaşlara ayrı ayrı teşekkür ederim. Elimden geldiğince kimsenin inancına saygısızlık yapmadan açıklama yapmaya çalıştım.
Müslüman arkadaşlar için şunu söylemek istiyorum: Dini konuları sorgulamak günah değildir. Aksine cevapları arayıp bulmak imanımızı kuvvetlendirmek için gereklidir. Ancak şu var ki imani konuların münakaşa suretinde bahsi caiz değildir.