İlkokul zamanlarımda futbol oynardım, ama kulüpler ve ligler hakkında sadece isimleri bilirdim; bir de birkaç belli başlı oyuncuyu. Biri de Musleraydı. O dönemde akıllı telefonlar yaygın değildi, hatta neredeyse hiç yoktu. Maç izlemek için Digiturk aboneliği gerekirdi. Ancak futbola çok ilgimiz olmadığından buna gerek duymaz, maçları radyodan dinlerdik. (Bu arada, radyodan dinlemek, o zamanlar için mi bilmem, gerçekten çok keyifliydi.) Radyoda Galatasaray maçlarında rakip atağa kalktığında ve yüzde doksan dokuz gol pozisyonu olduğunda, spikerin heyecanlı anlatımına kapılıp Gol olacak galiba! diye düşünürken, Son anda Muslera! Parmaklarının ucuyla Muslera! Bir kez daha hayır diyor Muslera! seslerini duyar ve çocukluk heyecanıyla coşardık. Çok fazla futbol izleyen ya da takip eden biri değilim, ama çocukluğumda Galatasarayı seçmiştim. Çocukluğumun kadrosundan geriye bir tek Muslera kalmıştı; o da jübilesini yaptı. Muslera ile birlikte benim çocukluğum da jübilesini yapmış oldu. Buna anlam yüklemekten ziyade, o günlerde onları izleyerek büyüdüm. Musleranın genç halini üç yıldızla, son halini ise beş yıldızla Xte gördüm. Gidip kendi fotoğraflarımı da karşılaştırdım ve evet, sizi bilmem ama benim için bir devir kapandı.