• 17-10-2009, 20:42:59
    #19
    İLMİHAL
    Konusu : Haramlar ve Helâller
    İçeriği : GİYİNME ve SÜSLENME
    Başlığı : Süslenme ve Estetik Müdahaleler
    Allah, insanı ve insanı çevreleyen varlıkları hayran-lıkla seyredilmeye değer bir âhenk ve güzellik içinde yaratmış, insanı da estetik duygusuyla donatarak onu güzel görünmeye, güzele ve güzelliğe meftun kılmıştır. Kur’an’da Allah’ın dünyayı ve gökyüzünü çeşitli güzel-liklerle süslediği, insanoğlu için dünyada birçok güzel-liğin yaratıldığı, cennetin de hayal ötesi güzelliklerle dolu olduğu sıklıkla hatırlatılır (bk. Âl-i İmrân 3/14; el-Hicr 15/16; en-Nahl 16/8; el-Kehf 18/7; el-İnsân 76/11-22). Ancak Kur’an bütün bu nimet ve güzelliklerin geçici olup Allah’ı tanımaya, O’na şükredip kulluk etmeye vesi-le olduğu takdirde bir anlam kazanacağını, insanın dünya hayatının güzellik ve nimetlerine dalıp Allah’ı unutma-sının, O’na nankörlük etmesinin de affedilmez bir yan-lışlık olduğunu önemle vurgular (el-Kehf 18/46; el-Hadîd 57/20). İslâm bu çerçevede güzelliği, estetik değerleri, süsü ve süslenmeyi, insanın bu konudaki temayülünü tabii karşılamakla birlikte, gerek fert gerekse toplum açısın-dan bazı kayıtlar getirmiş, bazan da yukarıda sözü edi-len bilincin ve dengenin korunmasını istemiştir.
    Kur’an’da “Allah’ın kulları için yarattığı süsü ve gü-zel rızıkları kim haram kıldı? De ki; onlar dünya hayatın-da, özellikle kıyamet gününde müminlerindir” (el-A‘râf 7/32) buyurulmuş, insanın temiz ve güzel olması isten-miş, iyi ve güzel şeylerin helâl, kötü ve çirkin şeyle-rin ise haram kılındığı ifade edilmiştir (el-Mâide 5/4-5; el-A‘râf 7/31, 160). Hz. Peygamber de, güzel giyinme hak-kında vârid olan bir soruya “Allah güzeldir, güzelliği sever” (Müslim, “Îmân”, 147) buyurarak cevap vermiş, ken-disi de şahsi hayatında daima temiz ve düzenli olmuş, sade ve güzel giyinmeyi, güzel koku sürünmeyi teşvik etmiştir. Buna karşılık, Kur’an’da kadınların yabancı erkeklere ziynetlerini ve güzelliklerini göstermeleri, yolda bunu teşhir edecek hatta hissettirecek şekilde yü-rümeleri kınanarak (en-Nûr 24/31), süslenme ve güzelliğin yabancılara karşı cinsel çekicilik ve uyarı aracı olarak kullanılması yasaklanmıştır. Hz. Peygamber de kadınları ev içinde kocalarına karşı güzel olmaya, süslenmeye teş-vik etmiş, fakat süslenmede ve ziynet eşyası kullanımında aşırılığa, lüks ve israfa kaçmayı yasaklamıştır. Erkeklerin ipek ve altını giyim, takı ve süs aracı ola-rak kullanmasını yasaklaması da benzeri bir anlam taşır.
    İnsanın fıtrat ve doğuştan taşıdığı tabiî güzellik ve yapıyı çeşitli duygu ve akımların sonucu olarak değiş-tirmeye yönelmesinin ve bu amaçla yapacağı her türlü estetik ve tıbbî müdahalenin, giyim kuşam ve süslenmenin de İslâm’da hoş karşılanmayışı, temelde insanların beden ve ruh sağlığını, ortak tabii ve ahlâkî değerlerini ko-rumayı amaçlar.
    İslâm insana özel bir önem vermiş, ilk yaratılış ama-cından başlamak üzere, dünya hayatından ölüm ve ölüm ötesine, bireysel yaşantısından sosyal etkinliklerine, ruh ve duygu âleminden beden ve şekline kadar hayatının her aşaması ve yönü ile ilgilenmiş, onu saygın ve şeref-li mevkide görmek istemiştir. Nitekim Kur’an’da insanın yeryüzünde halife olmak üzere yaratıldığı (el-Bakara 2/30), çeşitli nimetler, imkânlar ve güzelliklerle dona-tıldığı, en güzel sûret ve sîrette, ölçülü ve dengeli bir biçimde yaratıldığı (el-Beled 9/3-9; el-Mülk 65/23; el-İnfitâr 82/6-8; et-Tîn 95/4) bildirilmekte, çeşitli telkin ve tedbirlerle insan hayatı, insanın aklî, ruhî ve bedenî güzellikleri korunmak istenmektedir.
    Allah insanları en güzel şekilde, dengeli, âhenkli bir surette yaratmakla kalmamış, insanlara mâkul ve mu-tedil ölçüler içerisinde süslenmelerine, güzelliklerini korumalarına, güzel görünmelerine de izin vermiş, hatta bunu teşvik etmiştir. Kur’an’daki “Ey Âdem oğulları, her mescide gidişinizde ziynetlerinizi takınız, yiyin için fa-kat israf etmeyin...” hitabı (el-A‘râf 7/31), Hz. Peygam-ber’in de “Allah güzeldir, güzelliği sever” buyurması bu anlamdadır. Buna karşılık, insanın yaratılıştan gelen özellik ve şeklini değiştirmeyi, fıtratı bozmayı hedef alan tasarruf ve müdahaleleri yasaklamış, yaratılışı değiştirmenin şeytanın emrine uyma olacağı bildirilmiş-tir (en-Nisâ 4/119).
    Burada vücudun fıtrî yapısına müdahale ve onda bazı tasarruflarda bulunma şeklinde tezahür eden davranışlar birkaç alt başlık altında incelendikten sonra konuya ilişkin ortak ölçü ve kurallara işaret edilecektir.
    a) Saçla İlgili Tasarruflar
    Sahih hadis kitaplarının hepsi, Hz. Peygamber’in dö-külen saçın yerine saç eklemeyi ve ekletmeyi yasakladı-ğını rivayet ederler. Nitekim Buhârî ve Müslim’in riva-yetine göre, ensardan bir câriye evlendikten sonra has-talanmış ve saçı dökülmüştü. Ailesi ona takma saç bağla-mak istediler ve bunu Resûlullah’tan sordular. Hz. Peygamber bunun üzerine, “Allah, saç ekleyene ve eklettirene lânet etsin” buyurarak bunu yasakladı (Buhârî, “Libâs”, 83; Müslim, “Libâs”, 117). Aynı şekilde, ensardan bir ka-dın oğlunun evlenmek üzere olduğunu, saçının da bir has-talık sebebiyle döküldüğünü, düğün öncesi başına saç ekletmek istediğini açıklayarak durumu Hz. Peygamber’e arzetti. O da, “Allah (başına) saç ekleyene ve eklettirene lânet etsin” buyurdu (Müslim, “Libâs”, 115).
    Hadis kitaplarında sahâbe arasında benzeri olayların ve taleplerin olduğu, fakat hepsinde de Resûlullah’ın, saça saç eklemeyi, dökülmüş saçın yerine başkasının sa-çını takmayı yasakladığı rivayetleri vardır. Hadislerde geçen lânetin, kuvvetli bir yasaklama üslûbu olduğunu belirten İslâm hukukçuları da, erkek veya kadının ister hastalık ve saç dökülmesi sebebiyle, isterse güzellik kastıyla saçına saç eklemesini, başına başkasının saçını (peruk) takmasını câiz görmemişlerdir. Çünkü bunda hem tabii ve fıtrî şekli değiştirme hem de karşısındaki in-sanlara genç ve farklı görünerek onları yanıltma vardır. Bu sebeple insan saçı haricinde ipek, iplik, yün vb.den peruk takmayı da, aynı şekilde fıtratı değiştirme ve insanları aldatma bulunduğu için, câiz görmeyenler var-dır. Çoğunluk ise bunu câiz görür. Ancak dinen necis sayılan kıl ve tüylerden yapılan peruğun kullanılmasının ise câiz olmadığı belirtilmiştir.
    Hadislerdeki yasağı, insanın herhangi bir cüzünü kul-lanmanın insanoğluna hürmeten câiz olmayışı illetiyle açıklayanların görüşünden ziyade, bu yasağı, Allah’ın yarattığı şekli değiştirme ve insanları aldatma illetine dayandıranların görüşü daha isabetli gözükmektedir. Böy-le olunca kullanılan malzeme ne olursa olsun, bir erke-ğin veya kadının başına saçtan veya görünüş olarak saça benzeyen bir maddeden peruk takmasının Hz. Peygamber tarafından hoş karşılanmadığı; ancak, saçı dökülen kim-senin tedavi ile bunu önlemesinin veya yeniden saç bit-mesini sağlamasının câiz görüldüğü söylenebilir.
    İslâm öncesi dönemde kadınlar, kocalarının ölümü ve savaş gibi durumlarda bir elem ve musibet ifadesi olarak saçlarını kazıtırlardı. İslâm bu âdeti yasaklamış, Hz. Peygamber de kadınların saçlarını kısaltabileceklerini fakat tıraş edip kazıtmalarının doğru olmadığını belirt-miştir.
    Yine hadislerde, o dönemde daha çok hıristiyanlar a-rasında yaygın olan bazı saç tıraşı şekilleri, muhteme-len İslâm ümmetinin kişilik zaafına uğramaması, onur ve izzetini koruması gibi amaçlarla tasvip edilmemiştir (bk. Müslim, “Libâs”, 113; Ebû Dâvûd, “Tereccül”, 14).
    Saçta ağaran kılları yolmaya gelince, Hz. Peygamber bu konuda “Ak saçlarınızı yolmayın, saç ve sakalını müslüman olarak ağartan kimse için o saç ve sakal kıyamet günün-de nur olacaktır” buyurmuşlardır (Ebû Dâvûd, “Tereccül”, 17). Bu sebeple de İslâm bilginleri, bir kimsenin saçın-daki ağaran kılları yolmasını genelde mekruh saymışlar, evlenmek üzere olan bir kimsenin ise bu şekilde daha genç görünmesinin haram derecesinde mekruh olduğu belir-tilmiştir.
    Saç boyamaya gelince, Hz. Peygamber saçları bembeyaz olmuş bir sahâbîyi görünce, “Şu beyaz saçların rengini bir şey ile (boyayıp) değiştiriniz. Fakat siyaha boyamaktan kaçı-nınız” buyurmuştur (Müslim, “Libâs”, 79). O dönemde yaşlı yahudi ve hıristiyanlar saç ve sakallarını boyamazlardı. Bunun için de Hz. Peygamber, “Yahudi ve hıristiyanlar (saç ve sakallarını) boyamaz. Onlara muhalefet ediniz (de boyatı-nız)” buyurmuştur (Müslim, “Libâs”, 80). Ancak burada bir emirden ziyade ruhsat ve müsaade söz konusudur.
    Konuyla ilgili hadisleri değerlendiren İslâm bilgin-leri saçın siyah dışındaki renklerle boyanmasını, kına ile boyanmasını kural olarak câiz görmekle birlikte, üçüncü şahısların yanlış anlamasına ve aldanmasına yol açacağı için saçların siyahla boyanmasının cevazında mütereddit davranmışlardır. Kadınların saçlarını siyaha boyatması ise umumiyetle câiz görülür.
    b) Kaş Alma-Kıl Yolma
    Kadına nisbetle yüz, güzelliğin aynası ve odak nokta-sıdır. Yaratılışın güzelliği de onda tezahür eder. Allah her şeyi olduğu gibi yüzü de cemalinin bir tecellisi olarak âhenkli, dengeli ve mükemmel yaratmıştır. Gerek bu anlayışın esas alınması, gerekse Hz. Peygamber’den rivayet edilen bazı hadisler sebebiyle, yüzdeki kılları yolmanın, kaşları inceltme (aldırma) ve kirpikleri uzat-manın şer‘î hükmü İslâm âlimlerini bir hayli meşgul et-miştir.
    Hz. Peygamber bir hadislerinde, “Allah yüz tüylerini yo-*** ve yolduran kadına lânet etsin...” buyurmuş olup (Buhârî, “Libâs”, 84; Müslim, “Libâs”, 120), bu yasağın hangi nevi fiilleri kapsadığı İslâm hukukçuları arasında tartışma konusu olmuştur.
    Çoğunluğa göre kadının, kocası için ve onun izniyle yüzünde biten kılları alması, makyaj yapması, hatta ka-şını düzeltmesi/inceltmesi câiz olup hadisteki yasak, kadının dışarı çıkmak için yüz kıllarını yolması ve kaş aldırması ile ilgilidir. Mâlikîler de dahil bir grup âlim ise, bunu yaratılışı değiştirme olarak değerlendir-diğinden her ne surette olursa olsun câiz görmemekte veya mekruh görmektedir. Hadiste yasaklanan kıl koparma-yı, yüzde sonradan biten ve yüzü çirkinleştiren yüz kıl-larını koparma değil de, kaşları inceltmek veya yukarı kaldırmak için kaş kıllarını yolma olarak anlamak daha doğru görünmektedir.
    Hadiste gerek saç ekleme ve boyama, gerekse yüz kıl-larını yolma hakkında vârit olan yasak, yaratılışı de-ğiştirme, insanları aldatma, farklı görünme gibi gaye-lerle yapılan sunî müdahalelerle ilgilidir. Yoksa saçla-rı bitmeyen veya anormal bir şekilde dökülen kimsenin, erken yaşta saçı ağaran, yüzü/vücudu anormal bir şekilde kıllanan çocuğun tıbbî müdahale ile, ilâçla veya ameli-yatla tedavi olup normal bir yapıya kavuşturulmasında bir sakıncanın olmadığı açıktır. Günümüzde yanlış ve bilinçsiz bir şekilde kullanılan ilâçların, tabiat den-gesindeki bozuklukların vücudun hormonal dengesini de bozduğu ve bazan bu tür tedavi ve müdahaleleri kaçınıl-maz kıldığı âşikârdır.
    c) Vücutta Kalıcı İz Bırakan Tasarruflar
    Dövme (veşm) yaptırma, Hz. Peygamber’in hadislerinde şiddetle yasaklanıp lânetlenmiş (Buhârî, “Libâs”, 85-87; Müslim, “Libâs”, 119), İslâm bilginleri de bunu, Allah’ın yarattığı şekil ve surette kalıcı değişiklik meydana getirdiği için câiz görmemişlerdir. Hatta başta Şâfiîler olmak üzere bir grup âlim, dövme yapılan yerde biriken kanın necis, pis olduğunu, dövmeyi yok etmenin vâcip olduğunu da ilâve ederler.
    Dişlerin güzellik için törpülenerek seyrekleştirilme-si de (teflîc) hadiste yasaklanmıştır (Buhârî, “Libâs”, 86; Müslim, “Libâs”, 119). Bu sebeple İslâm âlimleri te-davi kastı olmaksızın sırf güzellik için dişlerin sey-rekleştirilmesini Allah’ın yaratışını değiştirme olarak tanımlayıp câiz görmezler. Çünkü dövme, dağlama, dişleri seyrekleştirme gibi tasarruflarda tedaviden çok estetik görünüm, yaratıldığı şekil ve sureti düzeltme/değiştirme maksadı hâkimdir. Buna karşılık fakihler, dişlerin gü-müşle, hatta altınla bağlanarak sağlamlaştırılmasını tedavi ve ihtiyaç noktasından değerlendirdiği için câiz görmüşlerdir. Ağız ve diş sağlığının korunması için ya-pılan tedaviler, diş dolgu ve kaplamaları da böyledir.
    Kızların kulaklarının küpe için delinmesi de, süslen-me hakkının kapsamında mütalaa edilerek câiz görülmüş-tür.

    d) Estetik Ameliyat
    Teknoloji ve cerrahî tıptaki gelişmelere paralel ola-rak günümüzde giderek yaygınlık kazanan ve tedaviden ziyade vücudun dış görünüşünü güzelleştirmeyi amaçlayan estetik ameliyatlar hakkında, klasik fıkıh literatüründe özel bir açıklamanın bulunmayışı gayet doğaldır. Ancak vücuda yapılan estetik veya tıbbî müdahalelerle ilgili yukarıdaki hadislere ilâve olarak sünnette ve fıkıh kül-türünde yer alan bazı açıklamalar bu konuya ışık tutacak niteliktedir.
    Hz. Peygamber döneminde Urfece adlı sahâbînin savaşta burnu kopmuş, yerine gümüşten sunî bir burun yaptırmış-tı. Ancak bu gümüş burnun koku yapması üzerine Hz. Peygamber bu sahâbînin altından burun yaptırmasına müsaade etti (Tirmizî, “Libâs”, 31). Burada Allah’ın yarattığı şekli değiştirme değil ihtiyacın bulunması ve tedavi amacı söz konusudur.
    Klasik dönem fakihlerinin muhtemel ve farazî olaylar üzerine yaptığı açıklamalar dikkate alınırsa, onların vücut üzerinde yapılacak tasarruflarda tedavi kastının, ihtiyaç veya zaruretin bulunmasını esas aldıkları görü-lür. Nitekim doğuştan fazla bir uzvu, meselâ parmağı, dişi kestirmeyi, yaratıldığı hal ve şekli (hilkat) de-ğiştirme değil, hilkate, normale dönüş ve bir zararın izâlesi olarak değerlendirdiklerinden câiz görürler. Bu nevi müsaadelerden anlaşıldığına göre, bir kimsenin ken-dini toplum içerisinde aşağılık kompleksine iten, mânen eziyet görmesine ve aşağılanmasına yol açan fazlalıkla-rın ve şekil bozukluklarının, yanıkların, şaşılığın vb.nin giderilmesi tedavi mahiyetinde olup câizdir. Çün-kü buna ihtiyaç vardır ve hilkati değiştirme yasağının kapsamına girmemektedir.
    Halbuki günümüzde oldukça yaygın olan estetik cerrahî müdahalelerin önemli bir kısmı; burun, çene, kulak, gö-ğüs, bacak gibi uzuvların daha güzel görünüp, sahibini daha genç göstermeyi sağlama gayesine mâtuftur. Yaşlanma ile ciltte meydana gelen kırışıklıkların giderilmesi, yüz cildinin gerilmesi; hareketsizliğin, aşırı beslenme-nin, hormonal dengesizliğin, ırsiyetin yol açtığı aşırı şişmanlığın giderilip vücut yağlarının ameliyatla alın-ması gibi estetik ameliyatlarda, tedaviden ziyade este-tik duygusu, insanlar arasında daha genç, dinç ve güzel görünme gayesi hâkimdir. Bu da, hadislerde belli örnek-ler üzerinde dile getirilen hilkati değiştirme, Allah’ın yarattığı şekil ve sureti bozma ve değiştirme (tebdil ve tağyir), insanları aldatma yasağı çerçevesine girmekte-dir.
    Vücut üzerindeki tasarruflar, özellikle estetik cer-rahî müdahalelerle ilgili olarak şu kural ve ölçüler zikredilerek genel bir değerlendirme yapılabilir:
    1. Vücut üzerinde tasarrufa, estetik cerrahî ve müda-haleye ancak bir tür tedavi olarak tıbbî ihtiyaç ve za-ruret halinde başvurulmalı, bu ölçünün dışına çıkılmama-lıdır.
    2. Daha kolay ve basit başka bir yol ve usulün bulun-maması gerekir.
    3. Gaye aslî hilkati değiştirmek olmamalı, doğuştan (genetik olarak) taşıdığı özellik ve şekli, yaşın ve ta-biatın icabı vâki olan gelişmeleri değiştirme kastı ta-şımamalıdır.
    4. Hile, aldatma ve yanlış anlamaya yol açmamalı, böyle bir amaç taşımamalıdır.
    5. Karşı cinse benzeme kastının da bulunmaması gere-kir.
    6. Müdahalenin yapılmasının galip zanna dayanan bir yararı, yapılmamasının da fiilî ve halen mevcut bir za-rarı bulunmalıdır.
  • 17-10-2009, 20:46:14
    #20
    Üyeliği durduruldu
    digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
    Cep telefonunun ekran koruyusu yap emin ol daha çok görürsün...
    Bak ben bir dövme yaptırdım 10 sene önce özentiden. Şimdi kimseye dövme önermiyorum. 10 senede sıkıldım. Hem de 50 tane hata buluyorum her baktığımda. Hem de eskimeyecek bir şey başiktaşlıyım diye karakartal çizdirmiştim.
    O yüzden resim taşıyacağıne cep telefonun ekran koruyucusu yap. bilgisayarının wallpaperı yap.
    Dövme sürekli baktığın ve gördüğün bir şey değildir. Bir süre sonra zaten görmez hale gelirsin. Yaşın da genç dövme yaptırmak için bekle vücudun otursun. Ben 20 yaşında yaptırdım. Üzerine 3 kere kilo alıp verdim deforme de ettim biraz.

    Anladım ama sanırım yaptırmayacağım iyi şeyler yazmıyor ama bunu benim sorum işte zevkim için yapmıyorum. İçimden ses günah değil diyor. Belki silinecek malzeme ile yaptırırsam sonradan sildiririm. Sanırım az ara versem iyi olacak. Telefonum ekranına koyamam çünkü 1110 mu ne şunlardan;



    Ama dayanıklı telefonlar hep alıyorum diğerleri kırılıp bozuluyor bunu 10 kere yere düşürdüm birşey olmuyor. Fiyatıda ucuz tavsiye ederim burdanda herkese..

    Ama bilgisayarın ekranına koaymam iyi olur. İnşallah iyi olur durumum diğer süsten güzel görünmeden öte bir durum arkadaşlar bunu üstüne basarak söylüyorum ben osmanlı buğrasını kimseye güzel görünmek için yapmıyorum zaten göğsü açıkta gezmem Sadece bunu bilmek hissetmek için..
  • 17-10-2009, 23:38:14
    #21
    Üyeliği durduruldu
    Hz. Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: "Resûlullah (asm) şöyle buyurdular:

    "İğreti saç takana da, taktırana da, bedene dövme yapana da, yaptırana da Allah lânet etsin!" (Buhârî, Müslim)

    Hadis-i Şerif’ten açıkça anlaşıldığı üzere dövme yaptırmak kesinlikle haramdır. Çünkü dövme vücuttaki tabîiliği bozar.
    Dövme, vücudun belli yerlerine mesela elin sırtına, bileğe, pazuya, yüz veya dudağa kalıcı şekilde işlenen nakışlara denir. Deriye iğne veya çuvaldız gibi sivri bir şey kan akıtacak kadar batırılır. Deri altındaki boşluğa mürekkep kına vs. basılır. Deri altında bunlar kuruyunca bir daha çıkmayacak renkli lekeler bırakır.
    Âlimler, dövme yapılan yerin necis olduğuna hükmederler. Bu sebeple dövme gusle manidir. Çünkü orada akan kan hapsolmuş ve kurumuştur. Yaralama pahasına da olsa temizlenmesi vâcibtir. Fakat temizlenmesi uzva zarar verecekse olduğu şekilde kalması caizdir. Günahından kurtulmak için tevbe edilir.

    (Kaynak: Kütüb-i Sitte)
    http://www.sorusorcevapbul.com/soru-...irmak-caiz-mi/
  • 17-10-2009, 23:41:08
    #22
    Hadis yeterli değil mi?

    Alıntı
    Abdullah (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v): “Dövme yapan ve yaptıranı güzel görünmek için kaşlarını alan ve dişlerini inceltip dişlerinin görüntüsünü değiştirenleri lanetledi.” (Buhârî, Libas: 83; Müslim, Libas: 33)
    Alıntı
    "İğreti saç takana da, taktırana da, bedene dövme yapana da, yaptırana da Allah lânet etsin!" (Buhârî, Müslim)
  • 18-10-2009, 00:21:49
    #23
    Üyeliği durduruldu
    İlk girdiğimde "dövme"yi kavga sanmıştım.
    Ama velakin şimdi anladım ki ;
    Benim bildiğim kadarıyla "Dövme şeytanın kitabıdır" sözü var ve ayrıca
    Peygamber Efendimiz (sav) dövme yapanlara lanet olsun demiştir
  • 18-10-2009, 10:15:23
    #24
    Kimlik doğrulama veya yönetimden onay bekliyor.
    http://sorusor.diyanet.gov.tr/ attım beklıyorum


    edit: okudum yorumu fakat orada boya olarak söz ediyor geçici dövmeler kalemle yapılıyor oda günahmı acaba???
  • 18-10-2009, 10:17:43
    #25
    dövme gusle manidir. bundan dolayıda haramdır.
  • 18-10-2009, 11:56:59
    #26
    Diyanetin cevabı ;

    Hangi amaçla olursa olsun her türlü dövme yaptırmak günahtır. Abdullah İbn Mesûd (r.a.) rivayet edildiğine göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Leane’l-lâhü’l-vâşimâti ve’l-müstevşimâti, ve’n-nâmisaati ve’l-mütenemmisaati, ve’l-mütefellicâti li’l-hüsni’l-mğayyirâti halka’l-lâhi...” Meali: “dövme yapan ve yaptıran kadınlara, kaşlarından (yüzünden tüy) yolan ve yolduranlara, dişlerini seyreltip inceltenlere, böylece Allah’ın yarattığı şekli değiştirenlere Allah lânet etmiştir.” (Buhârî, "Libas", 87(5948); Muslim, Libas, 120 (2120).


    Dövme yasak ve günah olmasına rağmen, yapan kişiyi dinden çıkarmaz, sadece kişi bununla günahkâr olur. Ayrıca kalıcı dövmede boya, cilt altına zerkedilerek yapıldığı için gusül ve abdeste engel olmaz. Bu durumda dövme yaptıran kişinin tövbe edip Allah’tan af dilemesi gerekir. Ayrıca tövbe yaptığının bir alameti ve nişanı olarak ta en kısa zamanda yaptırdığı dövmeyi, vücuduna zarar vermeyecekse, cerrahi bir operasyonla vücudundan kazıtması gerekir. Ancak cerrahi operasyon vücuduna zarar verecekse veya operasyondan sonra vücutta çirkin bir görüntü kalacaksa, dövmenin kazıttırılması gerekmez. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle kazıttırılamıyorsa imkân bulunana kadar da vücutta kalabilir.

    Deri üstüne yapılan geçici dövme ise hem günah hem de gusle engel olur. Zira gusülde cildimizi yıkamak farzdır. Boya da deri üzerinde tabaka oluşturduğundan dolayı suyun cilde geçmesine engel olur. Bundan şiddetle uzak durulması gerekir. Ayrıca bu geçici dövme, abdestte yıkanması farz olan yerlere yapılmış ise; abdestin geçerliliğine de engel olur.
  • 18-10-2009, 12:47:29
    #27
    Üyeliği durduruldu
    Anladım teşekkürler ++