Bugün okuduğum güzel bir makaleyi yayınlamak istiyorum. Tam olarak kimin yazdığını bilmiyorum bir forumun admini tarafından yayınlanmış belki oda yazmış olabilir. Çok güzel bir yazı

Alıntı
Söğüt’te Ertuğrul Gazi ile manevi bir güneş doğdu. Bu güneş dünyayı 600 yıl aydınlattı. Ama unutulmamalı ki güneş dünyayı her zaman aynı aydınlıkla aydınlatamaz ve şüphe yok ki Osmanlı Devleti’nin 600 yıl boyunca ışığı hep aynı olmadı. Günün vakitlerine benzetecek olursak; Osmanlı Ertuğrul Gazi ile doğdu,Fatih ile öğleye yaklaştı, Yavuz ile ikindiyi buldu, Kanuni’den sonrada akşama doğru yol aldı.

Osmanlı Devleti’nin 600 yıl başarıdan başarıya koşmasının sırrı fetihlerde “cihadın”,devlet içi çalışmalarda ise “Allah Rızasını” baz almaktı. Fakat Osmanlı Devleti Kanuni ile maddi ve manevi havanın zirvesini yaşadı ve şu da bir gerçek ki bir dağın zirvesine çıktıktan sonra yapılacak iki iş vardır; birisi orada kalmak ki bu çok zordur, ikincisi ise zirveden tekrar dağın eteklerine doğru yol almaktır. İşte Osmanlı Devleti Kanuni’den sonra dağın eteklerine doğru yol aldı.

Zirveye çıkışımız hızlı ve emin adımlarla, inişimiz ise yavaş yavaş ve yuvarlanmadan oldu. Her ne kadar tarih kitaplarında Osmanlı Devleti’nin yıkıldığı yazsa da ben buna inanmıyorum. Çünkü; bir devlet halka önderlik eden bir liderin fikri ile yavaş yavaş oluşur; artık bu fikir devletin felsefesi olur, bu felsefe halkın bilincine ne kadar sağlam oturduysa o devletin temeli o kadar sağlam olmuştur. Çünkü devlet adı ile değil devletin temelini oluşturan fikri ile yani ilkesi ile yaşar.

Onlar 600 yıl boyunca ulaştıkları her yere birer tohum atmışlar. Ama bir zaman sonra bu tohumları sulayacak bahçıvan kalmamış. Bizler Osmanlı torunları olarak yarım kalan işi tamamlamalıyız. Dediğim gibi devlet ismi ile değil fikri ile yaşar. Bugün bir Tunus’ta sizin Türkiye’den geldiğinizi öğrenen Tunuslu sizi “Osmanlı’nın torunları gelmiş” deyip kolunuzdan tutup evine götürüyorsa, bir Endonezyalının evinin duvarında Osmanlı Tuğrası varsa tohum atılan toprakta bir hareket var demektir.

Daha birçok adını bilmediğimiz topraklarda bu tohumlar var ve bunu sulayacak Osmanlı torunlarına ihtiyaç var. Ama bu çağrıyı duyan fedakar gönüllü bahçıvanlar da var artık. Onlar yaklaşık 15 yıldan beri de nereye ulaşabilirim diye çabalıyorlar. Bu fedakar bahçıvanlar Osmanlı’nın felsefesini gerçekten kavramışlar. Bu tohumların suyunun “EĞİTİM” olduğunu anlamışlar. Eğer bugün bir Burkina Fasolu öğrenci elini kalbine götürüp İstiklal Marşımızı ezberden okuyorsa, bu öğrencilerle birlikte ailelerinde de Türk Kültürü’nün yansımaları görülüyorsa bu tohumlar filizleniyor demektir. Bu filizler de Osmanlı ruhunun hala var olduğunun göstergesidir.

Dediğim gibi Osmanlı Devleti o kadar seferi, o kadar şehidi adı için vermemiştir. İslam’ın hoşgörüsünü, adaletinin temellerini atmak için vermiştir. Osmanlı Devleti belki şu zamanda fiilen yok ama ana-babasını, vatan toprağını bırakıp onun ektiği tohumları sulayan fedakar gönüller var. Tekrar tekrar yineliyorum devlet adı ile değil felsefesi ile yaşar.

İnşallah bizlere de bu tohumları sulayan bir bahçıvan olmak nasip olur.