• 22-10-2008, 21:14:41
    #1
    Üyeliği durduruldu
    Belki'de Bircogunuz Yazı Uzun diye okumaktan Kacınacaksınız...

    Ama ; Lütfen sonuna kadar okuyunuz Pişman olmayacaksınız...




    Yüreginize İşleyecek bir hikaye ( Yaşanmış)


    "Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren
    sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle
    pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile
    birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden
    gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık
    esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa
    yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma
    odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti.
    Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının
    üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki
    fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına
    rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak
    gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın "Günaydın Anne, Günaydın Baba"
    dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka
    bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı
    bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi
    titreyen dudaklarla öptü. "Günaydın Kocacığım" dedi. Kadın bu
    çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık
    gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara
    bakıp "Günaydın Evlatlarım" dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz
    atıp "Sizleri, hepinizi çok özledim" dedi.

    Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı
    hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna
    doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama
    "Bir taksi istiyorum" dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip,
    apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama
    şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli
    bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna
    sokağı inletiyordu. "Patlama be adam" dedi. Nihayet taksiye
    binebildi. "Teyze hoş geldin" dedi 25-30 yaşlarındaki şoför.
    "Nereye gidiyoruz?" Kadın kısa bir sessizliğin sonunda "Tüm
    bir gün beni taşırmısın?" diye sordu. "Sana 500 lira
    veririm." Adam küçümser bir gülümseme ile, "Mal sahibi benden
    her gün 500 lira istiyor teyze" dedi.

    Kadın gülümsedi

    "O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?"

    "Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye
    gideceğiz?"

    "Anıtkabir'e"

    "Anıtkabir'e mi?

    "Evet"

    "Tamam teyzeciğim"

    "Yaş kaç teyzeciğim?"

    "Seksen sekiz"

    "Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim"

    "Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum"

    "Haklısın teyzecim"

    Taksi Anıtkabir'in kapısına gelmişti. Şoför "Teyzeciğim
    geldik" dedi. Dalgın görünen kadın "Evladım burada yardımına
    ihtiyacım var" dedi. "Benimle gel" Adam şaşırmıştı.
    "Tabii teyze" dedi. Kuşkulu gözlerle "Bizi buraya alırlar
    mı?" diye sordu.

    O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden
    ateş fışkırarak "Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi
    buraya?" dedi

    "Hayır"

    "Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsun?"

    "Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme"

    "Ee o zaman"

    "Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası
    kapalı sanıyordum ben"

    Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.

    Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar
    konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde

    "Nasıl çıkacaksın Teyze?" diye sordu.

    "Her ay nasıl çıkıyorsam öyle"

    "Her ay geliyormusun?"

    "Evet"

    Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır
    ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye
    çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları
    sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan
    ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı.
    Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla
    olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark
    etti. "Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için
    çalıştım" Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha
    okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı.
    Kadın bir anlık suskunluktan sonra "Hadi gidelim" dedi.

    Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför
    kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı. "Yoruldun mu
    Teyze" dedi.

    Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra "Evet hem de çok
    yoruldum" diye cevapladı.

    "Nereye gidiyoruz?"

    "Bankaya"

    Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu
    yaşlı kadının Atatürk'e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda
    dayanamadı.

    "Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?"

    "Sor bakalım evladım"

    "Anıtkabir'de Atatürk'e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O
    söz nedir?"

    "Uzun hikaye evladım"

    "Olsun be teyze anlat ne olur"

    "Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek
    vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende
    "Adalet" dedim. Bunun üzerine "Ne güzel ismin varmış"
    dedi. "Okulu bitirince ne olacaksın" dedi bana. Hemşire dedim. Oda
    "Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır" dedi.
    Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, "Sen istedikten
    sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın" dedi ."

    "Sen ne dedin peki?"

    "Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim."

    "Peki olabildin mi Adalet Teyze?"

    "Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim."

    "Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze"

    "Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine
    göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara
    daha anlayışlı davranabilirsin"

    "Haklısın Adalet Teyze. Bu bankamı gelmek istediğin"

    "Evet"

    "Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?"

    "Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım"

    "Osman teyzeciğim"

    "Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?"

    "Tamam teyzeciğim"

    Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin
    geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü.
    "Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür" diye düşündü.
    Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile
    geldi.

    "Hoş geldin Hakim Teyze"

    "Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti."

    "Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?"

    "Yok aksine hoşuma gitti. Sağol"

    "Nereye gidiyoruz?"

    "Seyranbağlarına"

    "Tabii"

    "Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen"

    "Tüm Anadolu'yu karış karış gezdik rahmetli
    kocamla"

    "Ne iş yapardı amca?"

    "Subaydı."

    "Ne zaman vefat etti?"

    "1952'de"

    "Çok olmuş.Gençmiş"

    "Kore savaşında şehit oldu."

    "Allah rahmet eylesin Hakim teyze"

    ' Sağol'

    "Seyranbağları'na geldik nereye gideceğiz?"

    "Sağa sap. İkinci binanın önünde dur."

    "Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben"

    "Yok bekle burada"

    Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan
    görünen levhasına baktı. "Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu"
    yazısını okudu. Anlam veremedi. "Bu kadın burada ne yapar ki?"
    diye düşündü.

    Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı
    kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın
    "Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman
    yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın.
    Yine gelin" dedi.

    Adalet hanım, buğulu gözlerle "İnşallah. Kızlara selamımı
    söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın" dedi.

    Araba hareket etti.

    "Nereye Hakim Teyze?"

    "Hemen iki sokak öteye"

    Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park
    etti. Bu binada da "Ankara Seyranbağları Huzurevi" yazıyordu.

    "Bekle beni"

    "Tabii Hakim Teyze"

    Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir
    çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp
    öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet
    Hanım'ın gözlerinden akan yaşları fark etti.

    "İyi misin Hakim Teyze"

    "İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor"

    "Nereye gidiyoruz?"

    "Cebeci Asri Mezarlığına"

    "Tamam"

    "Teyze nerelisin sen?"

    "Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra
    Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara
    kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke'ye
    döndük. Allah'a Şükür Babam'da sağ salim döndü savaştan."

    "Sonra ne oldu?"

    "Liseye Aydın'a gönderdi babam. Orada Atatürk'le
    karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul'a gittim. Hukuk
    fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye'de
    okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik.."

    "Çocuğunuz var mı?"

    "Bir kızım bir oğlum vardı."

    "Neredeler şimdi?"

    "Oğlum dışişlerinde çalışıyordu."

    "Ne güzel"

    "1978'de Fransa'da Ermeniler öldürdüler."

    "Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun.. O da babası gibi şehit
    oldu yani"

    "Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı
    vermesin."

    "Amin. Ya kızın?"

    "O eşi ve çocukları ile İzmit'te yaşıyordu. Öğretmendi.
    1999'da depremde hepsi vefat ettiler."

    "Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze
    kusura bakma"

    "Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme
    sağol"

    "Geldik Teyze"

    "Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin."

    "Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve
    bırakayım."

    "Yok beni alacaklar buradan"

    "Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim.
    Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 'yi ona veririm.
    Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin
    parasal karşılığı yok zaten."

    "Çocukların var mı?"

    "İki tane ellerinden öperler." Taksinin güneşliğinden
    çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.

    "Adları nedir?"

    "Kemal ve Ayşe"

    "Oğlumun adı da Kemaldi."

    Sessizliğin ardından Osman'ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..

    "Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız,
    dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk'ün
    bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de
    vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara."

    Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar
    yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır
    ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en
    büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen
    kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı. Osman arabasını mal
    sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.

    Ertesi gün Ankara'da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök
    delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay
    ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz
    gezdirdi.. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların
    yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili
    kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber
    dikkatini çekti.

    "Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin
    Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ'a ait olduğu
    belirlendi. Adalet YILMAZ'ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve
    oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm
    parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları'ndaki bir
    kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis,
    Adalet YILMAZ'ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor."

    Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici
    arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu
    yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman'ın bardaktan
    boşanırcasına yağan yağmur altında "Gökler bile sana ağlıyor"
    diyerek ağladığı...

    ("ADALET" Öykü, Yayın Tarihi 1 Ekim, 2008 )

    Duygusalhikayeler.com Alıntıdır...
  • 22-10-2008, 21:35:01
    #2
    EuK
    Üyeliği durduruldu
    .
  • 22-10-2008, 22:17:57
    #3
    Üyeliği durduruldu
    Bu direk kitap olmuş ama müthiş hikaye gerçekten...
  • 22-10-2008, 22:22:18
    #4
    çok duygulu ve öğüt verici...
  • 22-10-2008, 22:32:46
    #5
    Gözlerim biraz ağrıdı ama sonuna kadar okudum.Çok güzel.