Düşündüm duyduğum bazı hikayeleri neden sizlere paylaşmayayım
burada aklıma gelen bazı hikayeleri paylaşmak istiyorum ülkemizin dört bir tarafında farklı hikayeler olabilir yada Dünyanın bir tarafından, belki sizlerde paylaşabilirsiniz. böylelikle konu etkileşimli bir hale dönebilir.ben çok açıklama yapmayacağım çünkü herkes farklı bir şey anlayabilir farklılıklar da bizi biz yapıyor zaten

Yılan ve köylü adam'ın hikayesi
Fakir köylü, eline kazmasını alır, her gün bahçenin yolunu tutar, akşama kadar kazma sallayarak, toprağını eşelermiş.
Sıcakların alınlardan yağmur gibi ter akıttığı bir devreye rastlayan bu çalışma sırasında adam, biraz ileride susuzluktan dilini çıkarıp ıslık çalan bir yılana denk gelmiş.
Zavallı hayvan can çekişmekteymiş.
Adam haline acımış, kendi içtiği kaptan yılanın önüne azıcık su döküp susuzluğunu gidermiş.
Bir gün sonra, tekrar aynı yerde çalışırken, yine meydana çıkan yılan bu defa da açlıktan hareketsiz haldeymiş.
Toprakların arasından sanki, yalvarırcasına köylünün yüzüne bakıyor, azığındaki sütten birazcık olsun kendisine vermesini istiyormuş.
Adam merhamete gelmiş, meyve ağacının dalında asılı duran azık çantasının içindeki süt şişesinden bir miktar süt döktüğü çanağı yılanın önüne doğru sürmüş.
Bir hamlede başını çanağa uzatan yılan, sütün hepsini içerek birden cana gelmiş ve bundan sonra ilerideki otların arasına doğru kayıp gitmiş.
Bir hayvana iyilik etmenin iç huzuruyla işine devam eden adam, kendi kendine:
İyilik yap denize at. Balık bilmezse Hâlık bilir. sözünü tekrarlayıp duruyormuş.
Bir gün sonra bakmış ki, yılan aynı yerde kendisini ağzında pırıl pırıl parlayan bir altın lirayla bekliyor.
Köylü bunu görünce tekrar azığındaki şişeden bir miktar süt döktüğü çanağı yine yılanın yakınına bırakmış.
Yılan da ağzındaki altını bırakıp, süte uzanarak, karnını doyurduktan sonra oradan ayrılmış.
Böylelikle bir altın kazanmış olan adam, bu alış verişi uzun müddet hergün devam ettirmiş.
Adam, gün be gün yılana bir şişe süt getiriyor, hayvan da bu ikrama toprağa bir altın bırakarak karşılık veriyormuş.
Bu süreçte yılan epey semirmiş, köylü de oldukça zenginleşmiş.
Fakat insanlık haliymiş, köylü, bir gün rahatsızlanmış ve hayvanın kendileri için önemini tembih tembih üstüne anlatarak, oğlunu bahçeye göndermiş.
Elinde sütle mekana varan çocuk, tıpkı babasının yaptığı gibi sütü yılana verip, parayı cebine indirmş.
Amma velakin merakını bir türlü dindirememiş.
Acaba yılan bu sarı liraları nereden getirmekteymiş?
Eğer bunu öğrenebilirse bunca zahmete katlanmak yerine tüm hazineyi bir günde evine götürebileceği düşüncesindeymiş.
İşte bu niyetle yılanın girdiği deliğe doğru bir kazma sallamış.
Kazma, toprağa değmezden evvel yılanın kuyruğunu parçalamış.
Can havliyle gerisin geriye dönen yılan, bir hamlede zehirli dişlerini geçirmiş çocuğun narin tenine.
Oracıkta ölmüş hırslı çocuk.
Neden sonra olup bitenden hasta babanın haberi olmuş.
Evlat acısı yakmış yüreğini adamın, bir süre o mekana hiç uğramamış.
Ama oğlunun acısıyla birlikte yılandan alamadığı sarı liralar da yakmaktaymış canını.
Bir gün yine oraya gitmiş, yılana süt verip, altın almak istemiş.
Adamın geldiğini gören hayvan, yine çıkmış deliğinden ve usulca gelmiş adamın kıyısına.
Yine aç, yine mecalsizmiş.
Adam alış verişe devam etmek istmekteymiş ki o anda yılan dile gelmiş;
Sendeki bu evlat acısı, bendeki de bu kuyruk acısı olduğu müddetçe biz asla yeniden dost olamayız.
Sapiens kitabından bir hikaye
Bir gün eğitim esnasında astronotlar yaşlı bir kızılderili ile karşılaşırlar. Adam orada ne yaptıklarını sorar. Astronotlar kısa süre içinde AY'a yapılacak bir araştırma seyahatinin
parçası olduklarını söylerler. Yaşlı adam bunu duyunca bir an sessiz kalır, sonra astronotlar kendisine bir iyilik yapmalarını ister.
Astronotlar "Ne istiyorsunuz" diye sorar.
Yaşlı adam "Kabilemdeki insanlar Ay'da kutsal ruhların yaşadığına inanır. Onlara halkımdan önemli bir mesaj iletmenizi isteyecektim."
Astronotlar "Mesaj nedir ?" diye sorar.
Adam kendi dilinde bir şeyler mırıldanır , sonra da astronotlara bunu ezberleyene kadar tekrar etmelerini söyler.
Astronotlar "Bu ne demek ?" diye sorar.
Bunu size söyleyemem. Sadece bizim kabilenin Ay ruhlarının bilebileceği bir sır, der"
Üsse geri döndülerinde astronotlar uzun uğraşlardan sonra yerel dili konuşabilen birini bulurlar ve ondan mesajı tercüme etmelerini isterler.
Ezberledikleri seyi söyleyince çevirmen kahkahalarla gülmeye başlar. Nihayet sakinleşince, Astronotların o kadar dikkatle ezberlediği sözlerin,
"Bu adamların size söylediği hiç bir şeye inanmayın. Topraklarınızı çalmaya geldiler." olduğunu söyler.
Tolstoyun "İnsan Ne İle Yaşar" adlı kitabından
Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır.
Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir.
Pahoma Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar yürüyerek yada koşarak ulaştığın bütün yerler senindir fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım. der. Seni başladığın yerde görmek istiyorum. Yoksa bütün hakkını kaybedersin.der.
Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir arazi dikkatini çeker orayı da almak için koşmaya başlar.
Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Vakit epey geçmiş. Daha hızlı Koşar, koşar, ama artık kesilir takâti.
Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahomun burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz
Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur.
Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahomu bu mezara gömerler. Reis Pahomun mezarının başında durur şöyle der: Bir insana işte bu kadar toprak yeter!
Timur ve Yıldırım beyazıt arasındaki hikaye
Koyu bir Sünni Hanefi olan Emir Timur, Ahmed Yesevi Hazretleri için bir türbe inşa ettirmiştir. Bu iki hükümdar yıllar boyu birbirleriyle karşılaşmadan îlây-ı kelimetullah için mücadele ederler. Ancak arada yer alan fitnecilerin ortaya ateş sonrasında karşı karşıya gelirler.
Emir Timur, Sivası kanlı bir şekilde ele geçirir. Nihayetinde iki ordu Ankarada Çubuk Ovasında karşı karşıya gelir. Timur, Asyada getirdiği ve kullanma tekniğini Hintlilerden öğrendiği filleri ortaya sürünce Osmanlı ordusuna karşı büyük bir üstünlük sağlar. Anadoludaki beylerin Yıldırıma ihanet etmesiyle Timur, Osmanlı ordusunu dağıtır ve ağır bir zafer kazanarak Anadoluyu işgal eder.
Osmanlı 12 yıl sürecek olan bir Fetret devrine girer ve taht savaşları yaşanır. Yıldırımın bir gözü kördür, Timur ise bir savaşta aldığı darbe sonrasında aksak kalmıştır. Yıldırımı esir almaya muvaffak olan Timur ona güler ve şöyle hitap eder: Koca dünya kala kala bir kör ile bir topala kaldı!
Devamı gelecek ( umarım
)