Yargıtay; Man Adası davasını bozmuş.
Cumhurbaşkanı Erdoğanın açıklama yapmasını ve üzerine atılı suçlamadan aklanması için GEREKİRSE Yüce Divan yolunun seçilmesinin en doğru karar olduğunu düşünüyorum.
Masum olan yargıdan korkmaz. En ince detayına kadar araştırılmasına izin verir.
Elhamdülillah; Alnı ak başı dik olan kişi korkmaz
Şahsi kanaatim böyle bir şeyin olmadığı yönünde.
Yine de aklanılması lâzım
1000 Yıllık Kadim Medeniyetimizin bize öğrettiği hakikat adalettir.
***
Hz. Âişeden rivayet edildiğine göre, Mahzûm kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlileri pek üzmüştü. Bunun üzerine:
- Bu konuyu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile kim görüşebilir? diye kendi aralarında konuştular. Bazıları:
- Buna Resûlullahın sevgilisi Üsâme İbni Zeydden başka kimse cesaret edemez, dediler.
Üsâme de onların istekleri doğrultusunda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile konuştu.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Üsâmeye:
- Allahın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun? buyurduktan sonra kalkıp bir konuşma yaptı ve şunları söyledi:
Sizden önceki milletlerin yok olmasına sebep, içlerinden soylu biri hırsızlık yapınca ona dokunmayıp, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca ona cezasını vermeleriydi. Allaha yemin ederim ki, Muhammedin kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim.
Buhârî, Enbiyâ 54, Megâzî 53, Hudûd 11, 12; Müslim, Hudûd 8, 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 4; Tirmizî, Hudûd 6; Nesâî, Sârık 6; İbni Mâce, Hudûd 6
***
Fatih Sultan Mehmed ve Mimar İpsilanti Efendi
Biliyorsunuz, günümüzde haklı olan değil de güçlü olan davayı kazanıyor, maalesef. Adliye hikâyeleri bunun örnekleriyle dopdolu. Haklı olan güçlü olacağına, güçlü olan haklı sayılıyor. Tabii düzenin çivisi git gide çıkıyor.
Oysa bu topraklarda, bize diktatör olarak tanıtılan padişahlar döneminde, haklı olan güçlüydü. (Kuvvet haktadır formülü) Mahkeme karşısında padişahla sıradan vatandaşın hiçbir farkı yoktu.
Hisse alınması dileğiyle, Fatihle ilgili yaygın bir kıssayı hatırlatmak istiyorum.
Rivayet olunur ki, Fatih Sultan Mehmed, adını taşıyan camiin inşaatında kullanılacak mermer sütunları kestiren Rum mimarlardan İpsilanti Efendiye kızıp elini kestirir.
Bunun üzerine İpsilanti Efendi, ilk İstanbul Kadısı Sarı Hızır Çelebiye başvurur. Haksızlığa uğradığını belirtip, hakkının Padişahtan alınmasını ister.
Kadı, Padişahı çağırtır. Padişah girdiğinde İpsilanti Efendi dâvâcı makamında ayakta durmaktadır. Padişah maznun minderine bağdaş kurmak üzereyken, Kadı Efendi kükrer:
Begüm, hasmınla mürafaai şer olunacaksın, (Beyim, davacı ile yüzleştirileceksin) ayağa kalk!
Padişah kalkar. Kendisini savunması istenince hata ettiğini belirtir. Kadı Efendi Kısasa kısas hükmünü verir: Hüküm gereğince Padişahın da eli kesilecektir.
Dinleyenler dehşetten ve hayretten dona kalmışlardır. Padişahın boyun bükmüş, hükme rıza göstermiştir. Durum o kadar alışılmışın dışındadır ki, İpsilanti Efendinin eli-ayağı titremeye başlamıştır: Aklı başına gelir gibi olunca da, dehşete düşer, dâvasından vaz geçtiğini bildirir.
Kadı Efendi, kısas hükmünü diyete dönüştürür: Padişah, Rum mimarın kestirdiği kolunun diyetini şahsi parasından ödeyecektir.
Mahkeme sona erip herkes çıktıktan sonra, Padişah, Kadıya döner: Bak a Hızır Çelebi, bu padişahtır deyu şerife mugayır hüküm verseydin, şu kılıçla başını keserdim.
Kadı Hızır Çelebi minderini kaldırır, minderin altında duran demir topuzu Padişaha gösterir:
Siz de padişahlığınıza mağruren hükmü tanımasaydınız, billahi bu topuzla başınızı ezerdim.
Siz emreyleyin efendim, biz kitabına uydururuz diyen ve bin türlü zulme kanun ve hukuk elbisesi giydiren sözde hukukçulara, veyl!
#manadası #yargıtay
Yazı: abim