Dinimizin kaynağı konusunda net bir ölçütümüz var: Allah'ın kelamı. Kur'an kendini şöyle tanımlıyor:
"Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık." (En'am 38)
"Sana Kitab'ı, her şey için açıklayıcı, bir hidayet, rahmet ve müslümanlara müjde olarak indirdik." (Nahl 89)
"Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir." (En'am 114)
Bu ayetler açık: Kur'an, kendisini eksiksiz ve açıklayıcı olarak tanımlıyor. Buna rağmen bugün dini hükümlerin büyük bir kısmı, Peygamberimizin vefatından 150-250 yıl sonra derlenen, sözlü rivayet zincirleriyle aktarılmış hadis kitaplarına ve daha sonra yazılan fıkıh/tefsir eserlerine dayandırılıyor.
Sorulması gereken soru şu: Hz. Muhammed sağken vahyi bizzat Allah'tan alıyordu; ama biz bugün elimizdeki "sahih" denen rivayetlerin gerçekten onun sözü olduğunu nasıl %100 emin olabiliriz?
İsnad zincirinde bir tek ravinin unutması, yanılması ya da art niyeti, aradan geçen iki asır boyunca metnin şekillenmesine yetebilir. Binlerce hadisin "mevzu" (uydurma) olarak reddedilmiş olması bile, bu kaynağın ne kadar hataya açık olduğunun kanıtı değil mi?
Ahirette hesaba çekileceğimiz kitap Kur'an'dır — sonradan yazılmış, insan eliyle derlenmiş, aralarında birbiriyle çelişen binlerce eser değil. Din, bir kişinin ya da bir alimin yorumuna değil, doğrudan Allah'ın sözüne dayanmalı.