Selamlar,
Aslında insan biriktirmek lazım, ama dediğiniz gibi kaliteli insan biriktirmek lazım. Ama kalitesizi de çöpe atmamak lazım. 10 tane peynir ekmekle de doyarsın, 1 tane en sevdiğin yemeğin en kalitelisinden de. İçi boş az peynirli ekmek karnını geçiştir, mutsuz mecbur doyurur. Ama o yediğin bir yemek seni geceye kadar huzurlu uyutur.
Aslında peynir ekmeği de kapı dışarı etmemek lazım, onun da yeri geldiğinde canının çektiği, çok da güzel doğurduğu oluyor. Güzel yemekler yemeğe başladık diye ekmeği de peyniri de silelim mi hayatımızdan?
Evet, kendini peynir ekmeğe layık görme, ama güzel yemekler yiyorsun diye de bir gün illa ki yolunun düşeceği peyniri ekmeği de elinin tersiyle itme.
Bir gün güzel bir yemek yerken masana mis kokulu bir ekmek gelir, nerde bunun peyniri dersin. O peynire işin o düşer işte. Elinin tersiyle ittiysen tüh dersin peynir olsa çözerdik.
Peki ya bu peynir ekmeği menfaat ve çıkarları için kullanan, olur da bir gün canı çekerse diye elinde tutan bencil bir insan yapmaz mı? Hayır demek istediğim bu değil.
Yemek yerken dengeyi iyi kurmak lazım, denge her şeydir. Aslında güzel yemek yerken de koruman gereken bir denge ve bir mesafe var. Gerekli dengeyi gerekli şekilde gerekli şartlarda gerektiği kadar kurarsan işte o zaman menfaat yada çıkar değil, gerçek birikimi yapmış olursun. Birikimin iyisi kötüsü olmaz, ucuz peynir de yeri gelir yersin, yeri gelir pahalı peynir de yeri gelir çok daha pahalı çok farklı çok güzel bir yemek de yersin.
Tedavülden kalkan 1 kuruş da çekmecende birikir, gram gram külçe altında. Külçe altın çok daha kaliteli, çok daha değerli, çok daha kullanışlıdır, ama yeri bir gelir, o 1 kuruşun müşterisi senden altın karşılığı satın alır. O 1 kuruşa gözün gibi bakmazsın, birikmiştir ama sadece çekmeceyi açtığında görürsün, gidip çöpe de atmamışsındır. 1 kuruş diye öyle kullanmadan bir köşede durmuştur ama, onu çekmeceyi açtığında selamlamaya devam etmişsindir de. Bir gün altınlarını harcayarak otururken biri gelir, o an bir on dakikalığına o 1 kuruşlar için sana altın teklif eder, belli mi olur? Dediğim gibi birikimin iyisi kötüsü olmaz. Kötüsü çöpe atılmaz, ama çekmecede denk gelince bir selamlanır, altın kullansan bile yine de kuruştaki de, gümüşteki de, altındaki de dengeyi iyi korumuşsundur.
Umarım sosyal hayat konusundaki tecrübelerimi doğru aktarabilmişimdir
Kaliteli yaşamaya gelecek olursak. Ağlamak, sinirlenmek, stres olmak yerine gülmeyi bilmek gerekiyor zannımca.
Altında kaldığın, elinden hiç bir şey gelmeyeceğini bildiğin haksızlık için sinirden stresten dört dönmek yerine vay anasını diyip olayın trajikomikliğine gülüp geçtiğin zaman aldığın nefesin kalitesi artıyor.
Elalem ne der diye yaşamak yerine elaleme gülüp kendini mutlu ettiğinde, olmaman gereken ortamlardan çıkıp olman gerektiğin yere oturduğunda kaliten değişiyor.
Oturacak arkadaş bulmadığında kendine yetip kafeye tek başına kahve içmeye gittiğinde bir şeyler değişiyor. Daraldığında uzanıp telefona bakmak yerine üşengeçliği bırakıp bir tarafını kaldırmaya tenezzül ettiğinde, dışarı çıkıp 10 dakika yürümeye alıştığında değişiyor.
Hayırsız akrabalarla sadece selam sabah ilişkisi kurup, gerektiği yerlerde irtibata geçmek, arkandan konuştuklarını duyacağın bir ortamda bunları istemediğini belirtmek değiştiriyor insanı.
Keyfin kaçtığında, huzursuz hissettiğinde hemen gidip kötü bir alışkanlığına sarılmak yerine balkonda bir bardak su içip içine nefes çektiğinde değişiyor.
Değiştirme imkanın olmadığı işe her sabah söve söve gitmek yerine, işin içindeki mutluluğu arayınca, bir yandan da boş zamanlarında farklı ufak girişim tecrübeleri edinmek için adım atınca değişiyor.
Her ay tütün çubuğu almak için ayırdığın bütçe ile spora veya farklı bir sosyal aktiviteye dahil olunca değişiyor.
Kendini değiştirerek değişiyor, kalite böyle artıyor bence.
Tekrardan çok selam olsun serter hocam, benim hayat tecrübelerim de böyle