fermante sucuğun tavada çıkardığı cızırtı sesisini dinlemek, hoşlandığın birini görünce kalbinin pır pır etmesi, kır çiçeklerinin farklı tonlardaki renklerini görmek, okey oynarken uzun süre beklediğin ara taşı çekmek, hakan çalhanoğlunun ansızın attığı golleri izlemek, "iyi ki yaşıyorum" dedirtmiyor mu ?
Bir hapishanedesin. Önce bedenine sonra küreye mahkumsun. Hergün biraz daha çürüyorsun. Sonunda, en iyi ihtimalle, sucuğun cızırtı sesini dinlediğin kulakların ve golü izlediğin gözlerin toprakla dolacak. Bu sadece senin değil, tüm sevdiklerinin ve tanıdıklarının başına geldi veya gelecek. Şimdi bu gerçekle mutlu musun?
Sadece küçük zamanın bir tanığı, her nefeste çürümekte olan bir köle ve mahkumken, dünyadaki tüm kum tanelerinden daha fazla yıldızın varlığından haberdar ve önemsizliğinin farkındayken insan iyi ki yaşıyorum diyebilir mi? Anlık hazlar, varlığın sorunu ve mecburiyeti olan bedenin ihtiyaçlarını karşılayabilmek anlamlı mı?
İnsan'ın yüzde 80'i su değil. İnsanın %99'u karanlıktan (kara maddeden) oluşur.
Bu tür sorular heinrich heine'den arthur schopenhauer'a, freud'dan hartmann'a kadar birçok kişi tarafından farklı şekilde dile getirildi. Yakın yüzyıl filozof ve bilim adamları dışında günümüzde edindiğimiz bilimsel veriler de bu anlayışın doğru olduğunu gösteriyor.
Bu dizeler Heine'e ait:
"Uyku iyidir.
Ölüm daha iyidir.
Ama elbette daha iyisi hiç doğmamış olmaktır."
Hep unutuyoruz. Kimimiz sucuğun cızırtısında gerçeği kaybediyor, kimimiz sevgilinin gözlerinde bir rüyaya dalıyor. Gerçek ise simsiyah, orada duruyor.