Uzun süredir birlikte olduğum sevgilimin hayatındaki çevre değişimiyle birlikte, aramızdaki bağın yerini soğukluk ve "eskisi gibi hissetmiyorum" itirafları aldı.
İnsan, sevdiği kişinin "seninle konuşmamak için uyuyor gibi yapıyorum" demesindeki dürüstlüğün ağırlığı altında ezilirken bile, geçmişin hatırına ayakta kalmaya çalışıyormuş.


Kısa bir ayrılığın ardından yeniden bir araya geldiğimizde, bıraktığımız yerden devam edeceğimizi sanmıştım; ancak kendimi daha derin bir çöplüğün içinde buldum.
X, hayatına giren yeni insanlarla olan samimiyetini "arkadaşlık" kisvesi altında normalleştirirken, benim bu belirsizlikten duyduğum huzursuzluğu "baskıcılık" olarak nitelendiriyor.
Eskiden her adımında fikrimi alan o insanın, şimdi sınırları ihlal etmesini bir özgürlük ilanı gibi sunması, aramızdaki saygı dengesini tamamen bozdu.


En ağır olanı ise mesafelerin coğrafi değil, zihni olması. Aramızda sadece otuz dakikalık bir yol varken, koca iki ayı tek bir saatimizi bile paylaşmadan geçirdik. O, arkadaşlarına, projelerine veya sıradan sosyal aktivitelerine zamanı sonsuz ayrırken; bana gelince "vakit" bir mazeret duvarına dönüşüyor. Ben her hafta sonunu, hafta içindeki tüm yorgunluğumu unutturacak bir buluşma ümidiyle karşılarken, her seferinde bir bahaneyle kapıdan çevriliyorum.


Sadece seviyorum ve üzülmesin diye sabrediyorum sizce doğrumu yapıyorum yanlış mı?