NoktaNet adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Öncelikle üslubuna dikkat et. "ucuz ve komik" diyerek aklınca küçümsediğin o argümanlara cevap verirken düştüğün mantık hataları ve sığlık, inan bana sosyoloji veya mantık felsefesi 101 dersinde "nasıl hatalı kıyas yapılır" diye örnek olarak okutulacak cinsten. senin bu "dahiyane" zannettiğin itirazların, aslında konuyu tarihsel bağlamından koparıp günümüz seküler aklıyla yargılamaya çalışan ergen oryantalistlerin kopyala-yapıştır safsatalarından ibaret. Şimdi o çok güvendiğin argümanlarının iskambil kağıdı gibi nasıl yıkıldığını tek tek, tane tane anlatayım ki bir daha bilmediğin sularda boyundan büyük laflar etme.

Senin "güzel bir şey" dediğin o dönemin evlatlık kurumu, kimsesiz bir çocuğa bakmak falan değildi; "soy sahtekarlığıydı". Bir çocuğu evlat edindiğinde kendi öz babasınının adı siliniyor, senin adınla anılıyor, öz çocuklarınla aynı mirası alıyor ve kan bağı yokken hukuken kan bağı varmış gibi "ensest" bir illüzyon oluşturuluyordu (nasıl iyi mi?). İslam, yetime ve kimsesize bakmayı değil, soy ağacının sahtekarlıkla değiştirilmesini yasakladı. Hukuki temeli olan soy, miras ve mahremiyet gerçeklere dayanmak zorundadır senin "bence güzel" fantezilerine değil.

İçki ve faiz konusunda sefil bir mantık hatası var. İçki ve faiz bir YASAKLAMADIR (Nehiy). Peygamberin (sav) bir şeyi "yasaklamak" için önce onu yapması elbette gerekmez. Zina yasaklanırken zina mı edecekti haşa? Ama Zeyneb (ra) meselesi bir yasaklama değil, BİR TABUNUN YIKILMASI VE YENİ BİR HELALİN (Ruhsat) İNŞASIDIR. Bin yıllık iliklere işlemiş bir toplumsal dogmayı (evlatlığın eski eşiyle evlenilemez dogmasını) kuru bir "sözle" yıkamazsın. Sosyoloji bilmediğin buradan belli. toplumlar liderlerinin bizzat yapmadığı, bedelini ödemediği hiçbir tabuyu sözle terk etmezler. Hudeybiye'de Hz.Muhammed (sav) bizzat saçını kazıtmadan sahabelerin bile harekete geçmediğini okusan, liderin eyleminin "neden" şart olduğunu anlardın.

Eleştiriden kaçmak için kılıf uydurulduğu safsatasına gelirsek burada da bu zekayı gerçekten tebrik etmek lazım (!) Kendi uydurduğu bir dinle, kendi hevesi için bir kadınla evlenmek isteyen bir adam düşün... Ne yapar? “Allah bana helal kıldı” der ve sessizce işi bitirir. Neden durduk yere bütün Arabistan'ı ayağa kaldıracak, kendini o dönemin en iğrenç iftiralarına maruz bırakacak, kendi itibarını sıfırlama riskine sokacak bir "evlatlığın boşadığı eşiyle evlenme" krizini tetiklesin? Madem her şey kılıf, madem her şey kendi uydurması, en baştan Zeyd ile Zeynep'i (r.anhüm) evlendirmez, Hz.Zeyneb'i kendi alır, sıfır risk ve sıfır dedikodu ile hayatına devam ederdi. Kendi yazdığı kitaba kendi çekingenliğini ve Allah'tan yediği azarı yazıp bunu "profesyonel kılıf" diye pazarladığını iddia etmek için insan psikolojisinden hiç anlamamak gerekir. Sahte liderler kusursuzdur, hata yapmazlar; Kur'an ise peygamberin insani çekincesini yüzüne vurur. Bu da mı bir şey ifade etmiyor?

"Soylu-Köle evliliği başarısız oldu" demen ise tam bir hezeyan. Sosyolojik devrim, o evliliğin sonsuza dek sürmesi değil, o evliliğin KIYILABİLMESİDİR. O dönemde bir köle azat edilse bile bir soylunun yüzüne bakamazdı. Peygamber, kendi öz halasının kızını (-Kureyş'in en soylularından birini- bunu galiba bir kaç kere daha söylemek gerekiyor) azatlı bir köleye vererek hukuki ve statüsel eşitliğitescilledi. Evliliğin yürümemesi ise İslam'ın bir başka muazzam gerçeğini gösterir: İslam, altını çizerek söylüyorum sırf "sosyal bir deney" uğruna iki uyumsuz insanı ömür boyu birbirine mahkum eden faşist bir sistem değildir. İnsanların karakteri uyuşmazsa boşanabilirler. Bu, başarısızlık değil hukukun fıtrata saygısıdır.

Geldik iyi doktor tezine. Sen Allah'ı (cc) ve fıtratı, kodlanmış robotlar dünyası mı zannediyorsun? Allah, irade sahibi insanların yaşayacağı imtihanları, duyguları ve uyuşmazlıkları "zorla" engelleseydi dünyada imtihan diye bir şey kalmazdı.. Zeynep ve Zeyd birer robottan ibaret değildi. kendi iradeleri, kibirleri, sevgileri ve çatışmaları olan insanlardı. Allah onların bu insani krizini, kıyamete kadar gelecek tüm Müslümanlara "evlatlık hukuku" ve "toplum baskısına karşı ilahi emre itaat" dersi vermek için bir laboratuvar olarak kullandı.
'hayatımda gördüğüm en ucuz savunma' diyerek girdiğin bu tartışmada, aslında kendi bilgisizliğinin ve ön yargılarının kurbanı olduğunu bizzat kendin ispatladın. Olayları 7. yüzyılın Arap sosyolojisinden koparıp 21. yüzyılın sığ kalıplarıyla yargılamaya kalkarsan, işte böyle en temel mantık hatalarında boğulursun. Sana vereceğim bu cevap da son mesajımdır, daha da yazıp vaktimi israf etmem. Çünkü niyetinin gerçeği öğrenmek falan olmadığı çok açık. Binlerce defa çürütülmüş, yerle yeksan edilmiş bu ergence söylemlerin, sizin gibi 'pek zeki (!)' insanlar tarafından ısıtılıp ısıtılıp sanki büyük bir dahilikmiş gibi tekrar gündeme getirilmesinden gına geldi. Sağda solda 'açık buldum' diye rezil olmadan önce, felsefe ve tarih okuyup azıcık donanım kazanmanı tavsiye ederim. Selametle.
Sosyoloji 101" ve "mantık felsefesi" üzerinden ders verme özgüvenin takdire şayan; ancak kurduğun mantık silsilesi, savunduğun dogmayı rasyonalize etmek için bizzat tarihin ve insan psikolojisinin etrafından dolaşıyor. Şimdi, o "iskambil kağıdı" benzetmeni asıl yerine iade edelim:

Evlatlığın babasının adı siliniyor, ensest illüzyonu oluşuyordu" diyerek sunduğun tablo, sanki İslam öncesi Arap toplumunda her evlatlığın bir kimlik hırsızlığı operasyonu olduğunu varsayıyor. Oysa bu kurumun temel amacı, kimsesiz bir çocuğu bir aileye, bir korumaya ve bir mirasa dahil etmektir. "Soy sahtekarlığı" dediğin şeyi, bugün modern hukukta "soyadı verme" ve "mirasçılık" olarak gayet medeni bir şekilde çözüyoruz. İslam, "soyu korumak" adına bu çocukların kurumsal bir aile yapısından dışlanmasına ve sadece "emanet" gibi görülmesine yol açmıştır. Miras ve mahremiyet gibi teknik konular, evlatlık kurumunu kökten yıkmadan da düzenlenebilirdi. Yakmak, tamir etmek değildir.

İçki ve faiz örneğinde "Peygamberin yapması gerekmezdi" diyerek aslında kendi sosyolojik argümanını çürütüyorsun. Eğer bir lider, bir şeyi yasaklayabiliyorsa (nehiy), bir şeyi helal kılmak için de sadece sözü ve otoritesi yeterlidir. "Bin yıllık tabu ancak eylemle yıkılır" iddian, Hudeybiye örneğiyle de uyuşmaz. Hudeybiye'de sahabelerin tereddüdü, emrin "tabu yıkması" değil, stratejik bir yenilgi gibi algılanmasıydı. Bir devrimci lider, "Kendi evlatlığınızın boşadığı eşle evlenebilirsiniz" dediğinde buna uymayacak olan sahabe, "İçki haramdır" dendiğinde de uymazdı. Buradaki "eylem şarttır" ısrarı, aslında bu özel evliliğe duyulan kişisel arzuyu sosyolojik bir zorunluluk gibi paketleme çabasıdır.

İnsan psikolojisinden bahsetmişsin ama en temel "manipülasyon" tekniklerini atlamışsın. "En baştan Zeyneb'i kendi alırdı" diyorsun; ancak o anki toplumsal dengeler, Zeynep'i (soylu bir kadın) azatlı bir köle (Zeyd) ile evlendirerek bir sosyal sınıf deneyi yapmayı gerektiriyordu. Bu deney (senin de kabul ettiğin üzere) başarısız olunca, ortaya çıkan krizden bir "ilahi emir" ile çıkmak, en baştan almaktan çok daha güçlü bir meşruiyet sağlar. "Allah'tan azar yediği ayeti niye yazsın?" sorusunun cevabı basittir: Zafiyet gösteren değil, Allah tarafından doğrudan muhatap alınan ve düzeltilen lider imajı, kusursuz görünen liderden çok daha sarsılmaz bir otorite kurar. Bu, teolojik bir tahkimat stratejisidir.

İslam iki uyumlu olmayan insanı mahkum etmez" diyerek boşanmayı savunuyorsun ama atladığın bir şey var: Bu evliliği en başta kuran ve "ayrılma" diyen irade, İslam inancına göre her şeyi bilen (Alim) Tanrı'nın yönlendirmesidir. Eğer Allah bu iki insanın uyumsuz olduğunu ve bu evliliğin yürümediğini biliyorsa, neden bir kadını ve bir adamı bu "kriz laboratuvarında" mutsuzluğa mahkum etmiştir? Bir "doktor" hastasını iyileştirmek için mi deney yapar, yoksa sonucu zaten bildiği bir acı üzerinden "kıyamete kadar sürecek bir kural" koymak için mi? Eğer mesele sadece hukuk ise, bu kural bir cümlelik bir ayetle de gelebilirdi; insanların hayatını bir dramın içine sürükleyerek değil.

Argüman sıkışınca başvurulan "ergen oryantalist" veya "seküler akıl" suçlaması, tartışmayı kazanamayanların sığındığı bir limandır. Biz olayları 21. yüzyılın kalıplarıyla değil, evrensel mantık ilkeleriyle ve sizin bize sunduğunuz "kusursuz düzen" iddiasıyla yargılıyoruz. Kendi içindeki çelişkileri örtmek için "tarihsel bağlam" diyenlerin, aynı tarihin işlerine gelmeyen kısımlarını (kölelik, cariyelik vb.) nasıl "çağlar üstü" savunmaya çalıştığını da iyi biliyoruz.
Sonuç olarak: "Dahiyane" dediğin savunmaların, aslında 7. yüzyılın toplumsal krizlerini bugünün modern insanına kabul ettirilebilir kılmak için yapılmış zorlama yorumlardan ibaret. Bilmediğimiz sularda değil, sizin yıllardır sığlaştırdığınız o sularda gerçekleri arıyoruz. Bundan sonra yazmasan da olur. İyi forumlar.