Eskiden Ramazan başka gelirdi. Gerçekten başka gelirdi. Fırına giderdik, sırada beklerdik. Saat yaklaşsın diye gözümüz yolda olurdu. O pideyi almak bir başarı gibiydi. Eve yürürken sıcak pidenin kokusu, sofraya yetiştirme telaşı, ezanı beklerken içimizdeki heyecan… Küçücük şeylerden kocaman mutluluk çıkardı.
Şimdi her şey var ama o tat yok.
Pide var, market dolu, sipariş uygulaması var. Ama heyecan yok.
Sanki her şey siyah beyaz oldu. Eskiden renkliydi. Mahalle vardı, sohbet vardı, yüzler gülerdi. Şimdi kimsenin yüzü gülmüyor. Herkesin başı öne eğik. Geçim sıkıntısı mı, gelecek kaygısı mı, hayatın ağırlığı mı bilinmez ama insanların içindeki ışık sönmüş gibi.
Ramazan geliyor ama içimize gelmiyor artık.
Sofralar kuruluyor ama o eski sıcaklık yok.
Kalabalık var ama samimiyet az.
Belki çocukluğun verdiği saflıktı o tat.
Belki de gerçekten hayat zorlaştı.
Ama bir gerçek var: Eskiden küçük şeyler mutlu etmeye yetiyordu.
Şimdi büyük şeyler bile heyecan vermiyor.
Ramazan hala aynı Ramazan ama biz aynı değiliz sanki.