İnsanlar toplum olmaya başladığından beri kendi aralarından birini "lider, öncü" seçip onun arkasından yürüme eğilimindeydiler. İslamdan önce de Yakındoğu'da hükümdarlar, "tanrı tarafından seçilmiş" gibi anılırlardı. Yani otoriteyi kutsal gören bir dil vardı.
Eski imparatorluk ideolojileri, rant düzenleri, ekonomik belirsizlikler ve modern otoriter siyaset bir araya gelerek bu davranış örüntülerini ortaya çıkardı.
17. 18 yüzyılda batıdaki Aydınlanma Çağı döneminde özgürlüğü engelledikleri düşüncesiyle siyasi ve dinî otoritelere karşı gelinmiştir. Doğu'da yansımaları olsa da batı kadar etkili bir yansıma gelişmedi.
Doğu, Avrupadaki gibi kilise-akıl çatışması üzerinden değil; gelenek içi ıslah, pratik fayda ve devlet kapasitesi ekseninde yürüdü.
20. yüzyıla gelecek olursak güvenlik bürokrasileri ve tek parti/askerî yönetimler; eğitim-medya-din kurumlarının devletle ilintili olması, bazı ülkelerde lider kültlerini ve yukarıya aşırı saygıyı pekiştirdi. Yani bu durum dinî özden çok rejim tipleriyle ilgili.