phpc adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Göğün genişlemesi (zariyat 47) ve yerin göğün ayrılması (enbiya 30)... konuları ilk kez Kur'an'da değil 3-4 bin yıl önceki Sümer tabletinde geçiyor. İçerik ve anlatış birebir aynı. Sümerlere inen peygamberlerin bu bilgiyi verdiğini düşünürsek de dünyanın düz olduğunu söylemeleri peygamber sözü olduğu tezini çürütüyor. Konu açık ve net görünüyor. Biz de teşekkür ederiz.
Sevgili kardeşim yanlış biliyorsun
doru olan
Sümer tabletlerinde göklerin genişlediğini ifade eden herhangi bir bilgi yer almaz. Aynı şekilde, Enbiyâ Suresi 30. ayetinde geçen “yer ve göklerin bitişik olup sonradan ayrıldığı” yönündeki ifade, yani modern anlamda Big Bang’e işaret eden bu kozmik olay da Sümer metinlerinde bulunmaz. Bu tür bilgiler, Kur’an’ın özgünlüğünü ve ilahi kaynağını gösteren ayetlerdir.
Evet, Sümerlerden gelen bazı bilgi kırıntıları Kur’an’daki içerikle benzerlik gösterebilir. Ancak bunlar genellikle gezegenlerin isimleri, dünyanın merkez kabul edilmesi veya dönüş yönü gibi gözleme dayalı, dönemine göre sınırlı verilerdir. Bu bilgiler diğer antik uygarlıklarda da benzer şekilde yer alır. Oysa Kur’an, bunlardan farklı olarak bilimsel gerçekleri hem sistematik hem de yanlışlardan arındırılmış şekilde sunar.
Nitekim ben şahsen uzun süre boyunca Sümer tarihi ve tabletlerini araştırdım. Bu kaynaklarda evrenin genişlediğine dair bir ifade, insan embriyosunun gelişim evrelerine dair detaylı bir bilgi veya Big Bang’i tarif eden bir metin yer almamaktadır. Sümer kozmogonisi daha çok tanrılar arası savaşlar, kaostan düzenin oluşumu gibi mitolojik anlatımlara dayanır. Bu yönüyle Kur’an’daki kozmik ifadelerden bariz şekilde ayrılır.
Kur’an’da geçen bu tür bilimsel gerçeklerin kaynağını anlamak için Bakara Suresi 31. ayetinde geçen “Âdem’e isimlerin öğretilmesi” ifadesine dikkat etmek gerekir. Bu ayet, insanoğluna başlangıçtan itibaren bilgi verildiğini, yani vahiy yoluyla bir ilim mirasının aktarıldığını gösterir. Sümerler gibi eski toplumlara gelen peygamberler aracılığıyla bu bilgiler parçalı biçimde ulaşmış olabilir. Ancak zamanla bu bilgiler tahrif edilmiş, mitolojiyle karışmış ve asli doğruluğunu yitirmiştir.
Sonuç olarak, Kur’an’da yer alan bilimsel gerçekler sadece öncekilerden aktarılmış bilgiler değil; aksine, çoğu zaman ilk kez doğru, sade ve evrensel biçimde Kur’an aracılığıyla insanlığa sunulmuştur. Bu da onun ilahi kaynaklı olduğunu gösteren güçlü delillerden biridir.