Elbette hepimizin yaşam deneyimleri, aile yapımız, sorgulama biçimimiz farklı. Ben de bu süreçte belirli bir dine bağlı kalmamayı tercih ettim. Bunun temel sebebi, inanç sistemlerinin çoğunun mutlak doğrular sunduğunu iddia etmesi ama bu doğruların çoğu zaman tarihsel, kültürel ya da coğrafi faktörlere göre şekillenmiş olmasıydı. Dinlerin ortaya çıkışını, yayılma biçimlerini, kutsal metinleri ve tarihsel bağlamlarını araştırdıkça şunu fark ettim, inandığımız şeyler çoğu zaman nerede ve hangi ailede doğduğumuzla doğrudan ilişkili. Ayrıca bilimsel yöntemle doğrulanamayan veya çelişen birçok dogmaya "sırf inanç gereği" teslim olmak bana epistemolojik olarak sorunlu geliyor. Bu yüzden şüpheyle yaklaşmayı ve bilinemezliği kabul etmeyi, kesin yargılardan daha samimi ve dürüst buluyorum. Tabii ki benim de hiçbir inanca saldırım yok, herkesin inancına saygım sonsuz. Ama aynı saygının inançsız ya da sorgulayıcı bakış açısına da gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bazen bir şeye inanmamak da derin bir içsel yolculuğun sonucudur.