Babam evde yoksa, okula giderken mahallemizdeki bakkalımızdan harçlık alabileceğimizi biliyorduk. Şimdi "bir çocuğun marketten harçlık isteyebilmesi" fikrine ne kadar uzak duruyorsak, hayat o kadar acımasız ve mekanik bir hale dönmüş demektir.
Bakkal, komşu, mahallenin delikanlısı, pencere önü teyzeleri...
Bütün bunlar katı kuşatmanın içinde açılan gedikler olarak hayatımızı kolaylaştırıyordu. Şimdi nefes alacak küçücük bir aralık bile kalmadı.
Bu kuşatmanın sonunda, ruhlarımızı işgalden korumanın bir yolu yok gibi.
Kapitalizm, insanların birbirlerine merhamet duymasını engelleyebilmek için yüz yüze iletişim yerine kurumsal kimliklerin iletişimini önceliyor.
Merhamet, modern ekonomik ilişkilerde en büyük günahlardan biri. Bir hesap hatasından veya stratejik yanlışlardan geri dönmek mümkün. Oysa merhamet geri dönülemez bir zaaftır artık.
Bir yoksulun yüzüne bakan insanda, küçücük bir vicdan kırıntısı bile varsa, o yoksula yardım etmek ihtiyacı doğar. Oysa bir markete herhangi bir şirkete girdiğinizde insanlarla değil, soyut bir kurum kimliğiyle muhatap olursunuz.
"Sonra öderim" sözünü duymayalı ne kadar uzun zaman oldu...

Kapitalizm yüz yüze bakmamaktır çünkü.
Çünkü kapitalizm insansızlıktır.