Eyvallah.
insan icadı olan veya isanın yorumladığı her şey aslında bir bilinçaltı oluşturmak gibi birşey gibi bir anlama çıkıyor. Burada buna karşı yapılacak en büyük savunma öz farkındalık sanırım.
Sonuçta bir bebek ilk doğduğunda neyin ona zarar vereceğini bilemediği gibi neyin onu üzüp mutlu edeceğini bilememesi gibi aslında her şey bilmekle başlıyor. O zaman en büyük yük, suç ve sorumluluk bilmek oluyor.
Bir köpek ile insan arasındaki temel fark insanın öleceğini bilmesidir. Köpek bunu bilmez.
Ben bu konuda insanın öleceğini bilmesini temele koyarım.
Tüm can sıkan düşünlerimizin temelinde bu gerçek bulunur.
Her günün tekrarını dert etmek bile öleceğimizi bildiğimizden zamanın israfına dayanır.
Ne yaparsam yapayım öleceğim.
Neyi başarırsam başarayım öleceğim ve anlamı kalmayacak.
Sevmişim ya da sevmemişim ne fark eder son bulacak.
Derinlere indiğimizde tüm bu anlam, mana, değer, kıymet ne diyorsak hepsinin altında ölüm gerçeği yatar.
Annem ölecek, babam ölecek, ben öleceğim çocuğum ölecek.
Direkt olmasa bile dolaylı yoldan tüm problemlerin altında eşelendiğinde bu neden çıkacaktır.
İnsanın bunu aşacak ya da geçersiz kılacak şeyleri bulması gerekiyor ama bu kişilikle alakalıdır yani her kişi için farklı yollar doğru yol olacaktır.
Biri + biri - yol olabilir. Kişiden kişiye iki yolda doğru yol olabilir.
Kişisel olarak kendimizi ne kadar geliştirip "doğru düşünme ve sorgulamaları" yapabilirsek o kadar iyi bir hayat yaşayacağımızı düşünüyorum.
İnsan beyninin aşamayacağı bir sorun yoktur.
En aşılamayacak ölüm gibi belirli konuları ise sorun olmaktan çıkartabilecek kapasiteye sahiptir diye düşünürüm.