İlk insanlar avcı-toplayıcı ve göçebelerdi. Üşümesi gerekiyorsa üşüyorlar, avlanması gerekiyorsa avlanıyorlar, eşlerini korumaları gerekiyorsa vahşi hayvanlarla mücadele ediyorlardı. Hayatı hissederek yaşıyorlardı. Ne zaman ki insan göçebe hayatı bırakıp, yerleşik hayata geçti; benliğini kaybetmeye başladı. Ektiği buğdayın kölesi oldu, başını bekler oldu. Konfor alanını geliştirdikçe kendinden uzaklaştı. Nüfus patlamalarına ve kaynakların hızla tükenmesine sebep oldu. Bugün karınca gibi çalışıyoruz. Zamanımızı para karşılığı kiraya veriyoruz. Peki Dünya'nın bu kadar üretime, bu kadar insanın çok çalışmasına ihtiyacı var mı? Birilerinin banka hesaplarına yeni sıfırlar eklemek dışında neye yarıyor?

Atalarının ilkel genlerini içlerinde taşıyan ama bu durumu baskılamış hayatlar yaşıyoruz. Günümüzde atalarımızın mirası özellikler yadırganıyor. Feminen erkeklerin, bunların karşısında maço kadınların yetiştiği bir çağdayız artık. İki taraf da mutsuz. Sağlıklı ilişkiler kurulamıyor.

Sonuç olarak; insan ömrü uzadı. İlk insanlara göre 25-30 yıl daha fazla yaşıyoruz. Aç kalmıyoruz, üşümüyoruz. Hemen hemen herkes temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Sıcak yuvalarımızda risk almadan, zorluk yaşamadan, teknolojinin esiri olmuş bir şekilde hayatı hissetmeden devam ediyoruz.

Peki sahiden yaşıyor muyuz?