Günlük hayatta doğru, gerekli olan şeyleri yapmayıp sonra bunu sadece "seçim ve oy kullanmak" ile çözebileceğini düşünmek hayalperestlik, seçim esnafımızın - işletmelerin aldığı gün sonu gibi bir şey gün içerisindeki doğrunun, yanlışlarının sonucudur, sebebi değil. Kendimize kahraman veya sorunların tek sorumlusu aramaktan sıkılmadık bir türlü. Bir politikacı sadece söylemleri ve idari yöneticiliği ile (milyonlarca insanın bireysel olarak yapmadığı şeyleri) mükemmel şeyler başarabilecek kadar insanüstü süper yeteneklere sahip olsa bunu neden "oy" karşılığında kullansın? Cem Yılmaz'ın Kesin İp Var adlı kesitinde bahsettiği gibi.

İçmek için eve aldığımız damacana suyun depozito bedeli olmadan alabilmenin bedeli ortalama 10 TL, ne kadar borcun olursa olsun oy kullanabilmek için istenen bir ücret yok.


https://www.youtube.com/watch?v=FM5qskzkuEg


Bugün özel muayenesindeki bir psikiyatriste 40-45 dakika sorunlarını, sıkıntılarını ve düşüncelerini anlatmanın ve psikolojik/psikiyatrik - kimyasal tıbbi tedavi başlangıcının ortalama bedeli 800 ile 1000 TL arası. ( İlaç ücreti dahil değil )

Ev geçindirme konusunda da ben bugün riski minimalize etmeden duygusal bir şekilde bir işyeri açsam, her hangi bir tüketim faaliyetine girişsem bunun sorumluluğu, hata payı kimde? Ekonomik olarak kendini farklı türden birikimler ile, iş hayatı için eğitim, kariyer, mesleki tecrübe - soyut birikimlerle mümkün mertebe manevi ve maddi açıdan kendini belirli bir seviyenin üstüne çıkarmadan güzel bir düğün ile evlenmeliyim, güzel ev eşyaları almalıyım, eşim ve çocuklarım ile güzel bir hayatım olmalı diye düşünen insanın "güzel" iş yapmaktan ve "güzel" kazanmaktan başka çaresi yok.

Maddi durumu daha iyi olan insanlar daha minimal hayat yaşarken, bir çoğu evlenmezken veya evlenirken düğün - ev - balayı üçgeninde daha tasarruflu olurken veya çok fazla sayıda çocuk yapmazken gereken şeyleri bireysel olarak yapmadan her şeyi hakkettiğini düşünmek "risk" almaktır ne yazık ki. Milyoner, milyarder bekar hayatı yaşıyor, en fazla 1-2 çocuk yapıyor. Sonra işi, maddi durumu sınırda olan bireyler imkanının üstünde şeyler gerçekleştirip neden zor durumdayım diyor.

X bir ülkenin ürün ve çözümlerini kullanmak istiyorsak, aynı ülkeye de aynı değerde ürün ve çözüm satmak zorundayız. Dünya ekonomisi, Arap Baharı projesinde 2010'larda bizi yabancı yatırımlara boğarken. Yurt dışını keyfi gezmek yerine, ülkemiz içerisinde güzel araç ve elektronik oyuncaklar, güzel evler, tüketimler peşinde koşmak yerine eğitim, nitelikli uzun vadeli ticari yatırımlar peşinde koşsaydık bugün o yatırımcılar ve yatırımlar gitmiş olmazdı.

Kimse sorsam inşaatçılık ve kafecilik gibi yaygın gerçekleştirilen ticari faaliyetleri etik bulmuyor. Fakat azıcık birikim elde eden 4-5 katlı bina yapıp daire satmak istemekten de uzak tutamıyor kendini. Çalıştığım işyerinde en çok şikayet eden, sitem eden patronum ve başka patron müşterilerimizdi. Sonrasında da herkeste para var para yoksa bak sen nasıl telefon alıyorsun, herkes ağlamayana meme yok mantığı ile ağlıyor diye söyleniyorlardı. Tabi aynı insanlar doğru bulmadıkları enflasyon rakamlarını, düşündükleri alt gelir sınıfındaki insanların hayatını o kadar önemsiyorlardı ki pandemi dönemindeki kredileri araba, ev, arsa, yazlık yatırımları için kullanmaktan geri de kalmadılar.

Hayat ne yazık ki bireysel ve rekabet üzerine kurulu. Dünyaya gelirken bile milyarlarca sperm hücrelerini "rekabet" edip geçerek dünyaya geldik. İşimize geldiğimizde Yaratıcınında, Devletinde tarafsız, adil olmasını isteyip işimize geldiğinde bizim tarafımızda olupta manevi ve maddi olarak yardım etmesini istemekten vazgeçmeliyiz.