Bir iletişimci olarak biraz teknik açıklama getireyim.
İletişimde mesaj aktarılırken taşımada kullanılan kanalın yapısı gereği şifrelenir ve deşifrelenir.
Ve bu encode ve decode işlemlerinde mesaj hiç bir zaman aynen taşınamaz ve her zaman kayba uğrar ya da bozulur.
Basit örnek vermek gerekirse bir maç canlı yayıınında kameranın kaydettiği çim rengi verinin taşınacağı kanala uygun bir dijital veriye video codec ile çevrilir, sonra bu uydudan aktarılır, ve ulaştığı televizyonun uydu alıcısı ve görüntü işlemcisi bu rengi işler ve kendi panelinin gösterebileceği en uygun renge decode eder, panel de kullanım ömrü ve saatine bağlı olarak bu rengi bir miktar bozulma ile gösterir. Hatta o gün ekran üzerinde toz varsa, ya da ekranda başka bir ışığın yansıması varsa o bile rengi bozar.
Yani sahadaki çimin gerçek rengi ile televizyonda gördüğümüz çim rengi hiç bir zaman aynı renk değildir.

Kitap ve lisan zaafiyetleri olan iletişim araçlarıdır.
O yüzden ortada kesin değişmeyen bir kitap olsa da tarihte yüzbinlerce alim buna anlam vermek için uğraşmış.
Ve anlamı tamamlamak için sünnete bakmışlar ve akıl ile kıyas yapmaya kalkmışlar.
İslamiyet'i gerçekten anlayabilecek yegane insanlar peygamberlerdir, çünkü din onların kalplerine beyinlerine ilham olarak indirilmiştir.

Peygamberlerden sonra din, insandan insana geçen ve kitaptan insana geçen mesajlardır. Ve bu mesajlar bozulmaya ve farklı anlaşılmaya açıktır.
Ulemanın asırlardır uğraştığı şey ise insanları ortak bir mesajda ittifak ettirebilmektir.
Çünkü bir gün insan beynine modem takılıp duygu ve düşünceler dijitalleştirilip tek tip olarak transfer edilene kadar hiç bir fikir, idealoji ve din tamamen eksiksiz ve hatasız olarak insandan insana aktarılamaz.

Yani islamiyeti tam olarak %100 anlamak diye bir şey yoktur.
Herkes dini kendi yaşam deneyimlerine göre anlamlandırır.
Sevgi sözcüğü lugatta aynı anlamda görünse de şiddeti ve türü bakımından yüzlerce farklı anlama gelebilir.

Kırmızı Başlıklı kız masalınıküçük çocuklara okuyup masalın ana fikrini sormuşlar, çocuklardan masaldan nasıl bir ders aldıklarını sormuşlar.
Gelen yanıtlar, büyükanneyi ziyarete gitmemeliyiz, orman tehlikelidir, kurtlar kötüdür gibi masalın asıl ana fikrinden çok uzak fikirler.
Çünkü o yaştaki çocukların dar hayat deneyimleri bu masalın ana fikrini farklı anlamalarına neden oluyor

Aynısı din için de geçerli.
Biz size şah damarınızdan daha yakınız ayeti insanların yaşam deneyimine göre farklı düşünce ve duygular yaratır.
Kimi bu ayeti Allah bana şah damarımdan bile yakın, Allah benim içimdedir. Enel hak diyerek sevgi duygusu yaşayabilir.
Kimisi de bu ayeti bir tehdit olarak görüp, Allah gırtlağımı sıkacak kadar yakınımda sürekli beni takip ediyor diye korku duygusu yaşayabilir.

O yüzden bu gerçek islamiyet o mudur bu mudur tartışmalarını biraz garip karşılarım.
Çünkü Işid'ciler de gerçek islamı yaşadıklarını iddia ediyorlar ve her adımlarını sünnete ve ayete dayandırıyorlar.
Taliban da gerçek islamı yaşadığını iddia ediyor ve dinden referans göstermeden hiç bir uygulama yapmıyor.
Adnan Hoca'da gerçek islamı yaşadığını iddia ediyor ve adamın dini bilgisi muhtemelen internetten kopyala yapıştır dini paylaşım yapanlardan fazla.

Yani tüm bu uzun açıklamaın özeti şu, bir adam şekilci bir kültürden geliyorsa dinin şekline sarılır, sarığı cübbeyi takar, sakalı uzatır, namaz kaçırmaz, cemaati takip eder ama fırsatını buldu mu vergi kaçırır, birilerini kazıklar, bencilce kul hakkı yer.
Başka bir adam da şekile değil öze değer veren bir kültüre karaktere sahiptir, kul hakkı yemez, empati yapar, vicdanlı davranı, merhamet eder. Ama kurban kesmez, namaz kılmaz, şekle kıymet vermez.

Ben gerçek islamın şu anda dünyada yaşananların ve gerçek müslümanın dünyada yaşayanların hiç biri olmadığına inanıyorum.