Bazıları şanslı doğar. Hayat boyunca işleri hep rast gider. Onlar hep hayatın keyfini sürer.
Bazıları olumsuzluklar içinde, kendi güçleri ve çabaları sonucu başarı kazanır. Onlar da başarı hikayesi yazar.
bazıları ise ne yapsalar başaramaz. Her zaman her yerde kaybetmeye devam ederler.
Arkadaşlar, hayatta her şey sebep sonuç ilişkisi içinde yer alır. Bu sebepler her olayın bir sebebi bir de sonucu olur. Hayatımızdaki her şey birbirine zincirleme bağlıdır. hayatımızdaki olumsuzlukları kadere, dünyanın kötülüğüne, topluma vs bağlamak bahaneciliktir. Bu yüzden bahaneci olmuyoruz. en azından ben olmuyorum.
Ama hayat öyle bir şey ki, içimizden bazıları anormal bir şekilde hep engellerle karşılaşıyor. Engeller aşılamıyor. Başarı kazanılamıyor. Hep kaybediliyor. İşler olağanüstü bir şekilde ters gidiyor.
Bizim toplumda akıl veren uyanık çoktur. Bunlar sürekli başkalarına ahkam kesmeyi, başkalarını küçümsemeyi, kendilerini yüceltmeyi severler. Kendileri bir şekilde bir şeyler başardıysa, artık onu kimse tutamaz. Evde işet okulda sağda solda konuşur da konuşur, ağzı durmaz. Neyse konumuz bu değil...
Ne yapsa hayatta dikiş tutturamayanlarımız var. ben de onlardan biriyim. Oğuz Atay'ın tutunamayanlar romani bizim gibiler için yazılmış, daha okumak nasip olmadı.
Bir de Ray Charles ustanın born to lose eseri var. Müzikal olarak pek çekici değil ama sözleri bizi anlatıyor. Yani birileri akıl vermeye kalkışsa bile ben de örnek vermek istedim ki, tüm dünya için geçerli böyle bir gerçeklik var. Bizlar kaybetmek için doğanlarız...
https://www.youtube.com/watch?v=EsOmizjm0Xw