Yaklaşık 10 yıldır bu forumdayım. Çok aptalca cevaplar verdiğim de oldu, çok kişinin kalbini kırdığım da oldu. Hepiniz hakkınızı helal edin. Benden yana herkese hakkım (varsa) helal olsun. Şimdi gelelim konuya
Bu gece eşimle kısa da olsa ciddi ciddi işi gücü bırakıp bir sahil kasabasına yerleşmeyi konuştuk. Bilenler vardır eşim devlet memuru ben ise özel sektörde çalışan birisiyim.
Evet konunun başlığındaki gibi. Kaç günümüz kaldı ki. Mandıra filozofu 2 diyeceksiniz evet başlığı esinlendiğim film o.
Sabah kalktığınızda bugün 6 saat kitap okuyayım deseniz. Evinizin bir duvarını yeşil, diğerini pembe boyasanız. Bir odaya hiç elektrik bağlamasanız. Eski püskü eviniz olsa. Çocuklarınıza hiçbirşey almayıp onlara sadece saygıyı sevgiyi doğayı öğretseniz kötü mü olur.
Hemen negatifçilerin sorusunu soralım. Nasıl geçineceğiz

gel gel...!!
- Beslediğin hayvanların hastalığı
- Kendi hastalığın
- Yetiştirdiğin bitkilerin hastalığı
- Hırsızlık (olmayan yer mi var

)
- Çocukların eğitim hayatı
- elektrik
- su
- ısınma
- ekmek
...................
olumsuzluklar biter mi?
Bir sabah kalktınız, o da ne. Bedeniniz yatakta siz kalkmışsınız.
Öldüğünüzde bunların hiçbirinin bir öneme olmayacağına göre, bırakalım hayatın güzel yönlerini yaşamaya çalışalım.
İnancınız olsun ya da olmasın. Şurada kalan birkaç günümüzü güzel yaşasak fena mı olur.
Sakıp Sabancı'nın bir sözü vardı "Malım mülküm olmasaydı da, oğlum sağlıklı olsaydı"
Neyse buraya kadar sıkılmadan okuduğuna göre, yorumlara da ciddi ciddi cevap verirseniz sevinirim.
Bu konuyu 15 günlük tatilden Kemer'de düşündüm. 350 gün çalışma sonunda zar zor kazandığım 15 günümün başlangıcında düşündüm. 365 gün tatil hayaliyle heyecanıyla.
Burayı gerçekten seviyorum

(forumu

)
Kemer insana bunu hep yapar biliniz
Gördüğüm kadarıyla siz hayatın güzel yönlerini yaşıyorsunuz zaten, sadece henüz farkında değilsiniz
Kurgulamak istediğiniz yaşamla mevcut gerçeklikler ise pek uyuşmayabilir ne yazık ki, bunu tek değil tüm açılardan değerlendirerek söylüyorum. Ama insan yine de içine düşünce başkalarını dinler görünür ama egosu bildiğini okumak ister ve bazen inat için bile hayatını değiştirebilir.
Bu yüzden naçizane birkaç gerçekçi tavsiyem:
Düzenli para şart, değişmez kural hatta mümkünse bol miktarda gelir mal mülk olsun. Başlarda her şey tozpembe gelebilir ama sonradan perdeler kalkınca gerçekler acıtır. Oralara kaçıp kurtulma düşüncesine sahip olabilirsiniz ama oradan da kaçmak isterseniz ne olacak, bu yedek planı hazırlamadan taşınmayı düşünmeyin. Ya bir gün çok ciddi ve sıkıntılı bir durum olsa... Para şart.
Çocuklarınız büyüyünce sizinle aynı fikirde olacaklar mı? Erkeklerse hadi bir nebze ama kız çocukları ise gelecekleri sıkıntılı olabilir, onlar bu düzeni sürdürebilecek durumda olacaklar mı, ömür boyu bunu isteyecekler mi? Para şart.
Sosyal ve kültürel anlamda uzun vadede ciddi sıkıntı yaşama ihtimaliniz var, uyum sağlamak isteyip istemeyeceğiniz belli değil. Oradaki hayatınızı mumla arayabilirsiniz. Alternatif yaratmak için para şart.
Side'nin günbatımları müthiştir, orada elişleri satan bir teyze vardı ama sırtı hep denize dönüktü suratı asıktı bir gün kendisine "Ya teyzecim, arkanda dünyanın en güzel ve huzur verici manzaralarından biri var ama senin sırtın hep dönük yüzün asık, dön biraz rahatla gülümse üç günlük dünyada" dediğimde "benim onu görecek halim mi var, kırk türlü derdim var" demişti. Yani sorunlarınız arttıkça stresiniz artar, etrafınızdaki güzellikleri görmeniz zorlaşır, odağınız değişir. Para şart.
Bilmem anlatabiliyor muyum?
Sizin bana göre asıl odaklanmanız gereken kısım; 350 gün çalıştığınız işten şikayet etmek yerine daha fazla para kazanma yöntemlerini araştırıp daha çok kazanabileceğiniz ve zamanınızı ayarlayabileceğiniz bir iş oluşturmak ve kendi özgür zamanlarınızı yaratabilecek kadar zengin olmak. Gelirinizi artırmak seçeneklerinizi çoğaltır.
Siz hiç kendini bir sahil kasabasına ailesiyle birlikte kapatan milyarder gördünüz mü, göremezsiniz çünkü onlara her yer sahil kasabası