cepoyunz adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Ciddi ciddi dünyanın sonunun gelmesini isteyenlerdenim. Ancak o zaman zengin ve fakir eşit olacak.
Bir fakir olarak söylemeliyim ki:

Zengin ile fakirin eşit olabilmesi için fakirlerin daha mantıklı ve verimli çalışmayı, iş kolikliğin nasıl insanı zenginleştirdiğinin farkına varmalı, zenginlerde rekabetin - serbest piyasa ekonomisinin ve hissedarlı - görevlerin, sorumlulukların, kazancın mümkün mertebe yayılımının nasıl daha büyük rekabet ve gelişim doğurduğunun farkına varmalı.

Zengin tekel olma derdinde halbuki bilmiyor ki paranın miktarı değil önemli olan aynı birim para ile alınabilen en gelişmişi, teknolojiği, yenisi olmadığı sürece kazandığın paradaki sıfırlar anlamsızlaşıyor.

Fakirde zengin olma derdinde fakat o da bilmiyor ki ilk amaç baştaki sıfır olmayan rakamın yanına rakamlar ekleyebilmenin ilk yolu o rakamları düşünmekten ziyade gelişim, verimlilik, yüksek emek ve yüksek mantık - akıl - gözlem - rasyonellik.

Para, gelir başarısı. Bir nevi okuldaki bir dersteki sınavdan yüksek not almak gibi bir başarıdır. Doğru zamanda, doğru şekilde, doğru emeği, doğru insanlarla doğru işi yapan yüksek başarı elde ediyor.

Başarısızlar arasında çok emek gösterip, aklını mantığını kullanıp da başarısız olan yok mudur vardır. Fakat bu sanıldığı kadar yüksek değil. Bir de şu düşünülmemeli. Çalışıyoruz neden refaha eremiyoruz refah yaşam herkesin hakkı. Neden refaha eresin? Sadece sen çalışmıyorsun ki 7-8 milyarlık nüfusta milyarlarca insan çalışıyor. Matrah bir şey değil artık çalışmak.

Zenginlerin anlamadığı rekabet kavramının önemini şu düşüncem ile paylaşıyorum:

1960'lardaki 1 milyon dolar, dolar enflasyonu nedeniyle bugünün 6-7 milyon dolarına eşit. Yani bir nevi 1960'larda 1 milyon dolar sahibini, 6 milyon dolar sahibi olarak sayabiliriz bugün geçmişle günümüzü kıyaslayacak olursak.

1960'larda 6 milyon dolara sahip biri. Bugün 500.000 dolara sahip birinin elde edebildiklerinin çoğunu elde edebiliyor muydu?

Hayır edemiyordu.

Ne bilişim, ne sanayi alanında 80'lerden itibaren gelişen ürünlerin çoğu bugünkü haliyle o zaman yoktu. İlkel veya biraz gelişmiş halleri vardı.

İşte rekabet ve gelişim böyle bir şey.

1500-1600'lı yıllarda varlıklı insanlar, padişahlar, krallar, vezirler. Belki bugün hesaplayacak olsak sahip oldukları altınlar bugünkü dev holdinglerin kaç misli bireysel servetlere veya toplumun tüm servetine hükmedebilme hakkına sahiptiler.

Bugün 20.000 doları olan birinin yapabileceği, elde edebileceği bir çok şeyi elde edemiyorlardı.

Para, gelir önemlidir ama onunla satın alabileceğin şeyler gelişmiş, hızla ilerleyen şeyler olmadıkça anlamı yok.

Krallar, sultanlar sahip oldukları toprakları ne doğru dürüst tam anlamıyla görebilmişlerdir, görenlerde ömrünü yollarda heba etmiştir. Bugün bir otomobil, bisiklet, motor, uçak ve bir miktar para ile bir çok Sultandan, Kraldan çok daha fazla yer görebiliyorsun.



digiklan adlı üyeden alıntı: mesajı görüntüle
Hiç birşey olmayacak.
Bugünkü dünyanın çok kötü bir yer olduğunu zannediyorsanız sizi 200 sene öncesine gönderelim.
Orada insanların bir birini düzdüğü bir ekonomik sistem yok, sizi barkodlayan şirketler yok, her yer beton yığını değil, karbon salınımı çok az, trafik yok...

200 sene önce ingiltere'de şehirliyseniz fabrikalarda günde 16 saat haftasonu izni olmadan, sigorta olmadan, emeklilik olmadan çalışırdınız.
200 sene önce Osmanlı'da yaşarsanız, yaptığınız 10 çocuktan 5 tanesi 3 yaşına gelmeden hastalanır ölürdü, ilaç kartelleri yoktur ama ilaç da yoktur, hastanede, doktoru da zor bulursun eğer zengin ya da üst düzey memur değilsen.
200 sene önce Rusya'da yaşıyorsanız sizi düzen bankalar, karteller yoktu ama federal ağalar beyler vardı sizi karın tokluğuna çalıştıran. Üstelik çalışacağın bankayı sen seçebilirsin ya da bankalarla çalışmamayı, ama seni düzecek ağayı beyi seçemezdin.

İnsanlığın kötüye gittiğini düşünenlerin biraz tarih okumaya ihtiyacı var.
Dedeleriniz zamanında insanların %99'u doğduğu şehrin köyün dışında çok bir yer görmüyordu.
50 sene önce bebek ölüm oranları bugünün 100 katıydı.
1949'a kadar ilaç kartelleri yoktu ama antibiyotik de yoktu insanlar bugün umursamadığınız basit enfeksiyonlardan ölüyorlardı.
Dünyada ortalama insan ömrü 1950'lere kadar 38 seneydi.
Bugün emeklilik 60 mı 70 mi onu tartışıyoruz.
Bugün o ilaç kartellerinin bulduğu ilaçlar ile yaşamını sürdürebilen, o ilaçlar olmadan 1-2 ayda ölecek milyonlarca kronik hasta insan var.
Bugün ağanın beyin doğuştan marabası değilsin, çalışacağın bankayı şirketi sen seçiyorsun.
Ortalama geliri olanlar pasaport çıkarıp başka ülkeleri görebiliyorlar.
Yurt dışına çıkamayanlara internet her tülü bilgiyi, videoyu, bilgiyi cebine getiriyor.
Trafik yoktu. Ama araç da olmadığı için insanlar evlerinin yürüyüş mesafesi menzili dışında daha uzağa gidemiyorlardı kolay kolay.
Bu herşey kötüye gidiyor saçmalığına inanmıyorum.
Eve gidiyorsun, musluğu açınca kombiden sıcak su akıyor.
50 sene önce her hangi bir köyde eve 50 kilo su taşıyıp, daha önce hazırlayıp, kestiğin odunları yakıp, suyu ısıtıp, banyo yapabilirdin peki bunu günde 2 defa yapabilir miydin?
Hak hukuk eğitim ucube durumda demiş arkadaş.
Siz bu hak hukuk eğitim kavramlarının kaç senelik geçmişi var farkında mısınız? 50 sene önceki hak hukuk eğitim, 100 sene önceki hak hukuk eğitim bugünden daha mu iyidi sanıyorsunuz? 100 sene önce Türkiye'nin kağıt üretim kapasitesi neydi? 50 sene önce okullaşma oranı neydi? 30 sene önce kaç üniversite vardı memlekette bugün kaç tane var?

Şimdi hayat bu kadar kolaylaşmışken, bu kadar hızlanmışken, bu kadar farklı tercihlere alternatifler sunarken, herşey kötüye gidiyor diyorsanız, siz hiç geçmişte insanların neler yaşadığını bilmiyorsunuz demektir.
+1

Tıp bilimi denen şey olmasa ben şuan yaşamıyordum veya yaşasamda zihinsel ve fiziksel engelliydim. Tıp + Sağlık Sigortası sistemi sayesinde.

Gelişim oluyor arkadaşlar çok ciddi bir gelişim oluyor. Bazı insanlar kendisini ve yaşadığı yeri geliştirirken, bazı insanlar kendisine ve çevresine zarar veriyor. Biz zarar verenleri , kötü gerilemeleri göze alarak dünya nereye gidiyor diyoruz. Kötülük eden, yaptığı kötülük ile hayatını kötü bir şekilde sürdürmeyi devam eder. Bunu ilahi anlamda söylemiyorum. Profesyonel anlamda söylüyorum.

Seçtiğin bir meslek, yaptığın doğru veya kötü bir tercih senin artık zoraki kaderin haline geliyor. Ve o seçtiğin tercihi değiştirebilmek zor olduğundan ne yolda başladıysan o yolda o yolun artıları ve eksileri ile devam ediyorsun.

Uyuşturucu kartelleri, mafyalar birbirlerini vurmakla geçiyor ömürleri. Meslekleri bu çünkü zamanında birilerini vura vura o konuma geldiler, o yola girdiler. Bir yazılımcı, mesleğini sevsede sevmesede ömrünü kodlar arasında veya algoritmalar arasında geçirecek zamanını. O da mesleğinin kötü ve olumlu etkilerini yaşayacak. Belki gözleri erken bozulacak sürekli bir yerlere uzun süre odaklanıp gözlerini kurutmaya maruz bırakırsa.

Bilgisayarı belki keyifli kullanamayacak mesleği bilgisayar üzerinde olduğundan işini bilgisayarda yaptığından işi bilgisayar olmayan biri gibi aman oyunumu açayım, internette gezineyim, ****** içerik tüketeyim kapatım modunda olamayacak belki ama işte onunda kendine göre artıları olacak, kazanımları olacak. Nasıl ki taksiciler araç sürmekten, taksicilik mesleğini yaparken o araç, otomobil ve trafik üçlüsünde her şeyden bunalıp otomobil sürmeye karşı ya duygusuzlaşıp ya da öfke besliyorlarsa bu her meslek için üç aşağı beş yukarı olacak.