*sene tam 1 sene öncesi*
Belarus'a eğitim için gittim, mevzuyu anlatayım. yaklaşın yamacıma;

minsk'te devlet dil üniversitesinde ilk ayımı doldurduktan sonra bi kaçamak yapayım trenle kiev'e (ukrayna) geçeyim dedim. trene bindim gittim, 1 ay kaldıktan sonra yine trenle dönüyorum... Sınırda, Gomel'de trene gümrük memurları bindi. Pasaport'u falan gösterdim, sağlık sigortan nerede diye sordu... dedim yurtta, ben öğrenciyim a-ha bu da propuskum (öğrenci kartı gibi bişi) "o zaman gidemiyorsun " diyerek bi gülüş attı ve "valizini al gel benimle" dedi.

Beni aldılar bir barakaya doğru götürdüler, tren bu sırada harekete geçtim. Normalde rüşvetten içeri girsen, rüşvet ödeyerek çıkıyorsun. Böyle bir ülkede ben 3-4$'lık sağlık sigortam yok diye sınırdışı ediliyordum. Cepte kuruş yok! Olay daha gariban zamanlarımız, yeni yeni para vurduğumuz zamanlar internetten. Acemilik ya tüm parayı pavyonlarda/strip clublerde yemişiz. "her tayfun bey diyene vermişim 100 doları" lakin Sabri abinin kuşu hiç hesaba katmamışız

Cepte tam olarak, 110 bin belarus rublesi var yani 7-8 dolar bir şey yanlış hatırlamıyorsam (gardan gideceğim yere kadar rahat götürecek bir para ayırmıştım) bi de böyle 200 ukrayna grivnası ya var ya yok (20 lira).

Bunlar aldı beni barakaya koydular, arkadaş kutup soğuğu! Ben ki iç ve doğu anadolu kırması bir çocuğum hayatımda "üşüdüm" lafını kullanmamışımdır. Afedersiniz totomda hissediyorum soğuğu, ellerimi koltuk altıma kıstırıyorum. Petekten bozma elektrikli ısıtıcı var, ona sarılmışım ceketimi siper etmişim kendime. Gece 2 civarıydı beni indirdiklerinde, bir Allah'ın kulu Ingilizce bilmiyor, e benim Rusça anca, anca. Yeni öğrenmeye gitmişim zaten. dert anlatamıyorum.

Böyle 60lı yaşlarda bir dayımızı getirdiler (transit vizesi yokmuş, ondan almışlar). Ingilizce süper, yahudi bir özbekmiş... New York'ta 7 tane dükkanı varmış. (kıyafetlerden belli armani paltolar, nautica valizler ve duruştan belli) e özbekler rusça bilir. bana epey yardımcı oldu, gümrük memurları sabah 8-9 civarı seni sınıra bırakacağız dedi. bıraksınlarda oradan Minsk'e nasıl gideceğim? tabi adamların umru değil. biletim yanmış, hava buz gibi soğuk, cepte para yok. hesap kitap yapıyorum, çaresizce defalarca cepteki parayı sayıyorum, banka kartım var, banka kartında bi miktar para var ama otobüse nasıl geçiricem vs. vs. kafamda deli sorular.

bunu gördü dayı durduk yere o yahudi adam bana $10 para çıkarıp verdi. o $10 cebimdeki tüm paralarla birleşince tamı tamına bir otobüs ve 4 günlük sigorta almama yetecek kadar para etti.

sınıra bıraktılar, koca gümrükte yabancı dil bilen tek bir insan bulabildim! rütbeli bir polis memuru, rütbe dediğim çavuş tarzı bir şey. dünyanın en güzel kadınlarının olduğu ülkede, bıyıklı, kezban bir tip. şimdi biz de çirkin adam değiliz şükür, gördü yağız delikanlıyı yüreği pır-pır yardım etti. Ukrayna'dan gelen otobüsü durdurdu ve beni almalarını söyledi. E otobüsteki herkes gümrükten geçecek, otobüs geçecek derken ben sınırı geçtim, kontrol noktasından 20-30 metre sonra dışarıda bekliyorum. Tamı tamına 1.5 saat! Eller buz kesti, en sonunda bindim. Minsk'e vardım gideceğim yere gittim, ama o yolculuk bana bir ders oldu, hem de ummadık taşın baş yarabileceğini öğrendim.

Sadaka harbiden önemli, ayrıca kul sıkışmadıkça hızır yetişmezmiş.

bu sadece şu lanet memlekette yaşadıklarımdan bir kaçı.