@UstaUser , sizin sorunuza gelebilecek, binlerce cevaplardan biri;


Çocukken, hepimizin olmasa da çoğumuzun, gece uyumadan önce -iyi ya da kötü- arkadaşları vardı: hayaller ve düşünceler...

Şimdilerde küsmüşe benziyoruz onlara. En azından kendim için bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Öyle ya; büyümek ve hayallerin küçülmesi.

İşte bu düşünceler arasında biri vardı ki, O hep orada, tüm azametiyle durdu. Tam kavramaya çalışacakken, birden kendimizi fikir arbedelerinin içinde bulduk hep.

Peki O gerçekten kavranabilir miydi; yoksa bazılarının koyduğu sınırlar gerçek miydi? Bu yazıda, hep büyük merak konusu olan ''Varlık nereden geldi; Evren nasıl oluştu?'' sorununu inceleyeceğiz.



1.İsmi Yanlış Koyulan Bebek: Big Bang (Büyük Patlama) ve Öncesi

Evren'in, Büyük Patlama ile oluştuğunu bazı kanıtlar (Kozmik Mikrodalga Fon Işınımı, sürekli genişleyen Evren vs..) aracılığı ile biliyoruz.

Ancak bu sıfat tamlamasında geçen ''Patlama'' ifadesi, paradigmayı çok farklı yerlere kaydırabiliyor.

Çünkü; bu ifade, insanların zihninde devasa, gürültülü, parlak ve azametli bir ''patlama'' olarak canlanıyor. Peki, canlanması gereken imaj bu değilse ne?

Öncelikle şunu bilmeliyiz ki;
Evren'in kendisi Büyük Patlama ile oluştu. Diğer bir deyişle; uzay,zaman, madde ve enerji bu sırada oluştu.

Aslında söz konusu kuram; Büyük Patlama anını değil, daha sonrasında neler olduğunu açıklıyor.

''Büyük Patlama anı'' kavramı, burada kilit rol oynamakta. Bir ''an'' bile değil aslında; 0,00000000000000000000000000000000000000000001 saniye. İlk aşama, işte bu ''zaman dilimi''ne sığdı.

Peki ne oldu?

Teorisyenler, Kuantum Teorisi'nde bu soruya gayet zarif yaklaşarak; ''geçici enerji kabarcıkları'', ''parçacık-karşı parçacık çiftleri'' gibi kavramlar türettiler. Bu parçacıkların ve enreji kabarcıklarının enerjileri, ne kadar düşük olursa; o kadar uzun süre yaşarlar. (Düşük enerjinin yüksek entropiyi getirdiğini hatırlayalım)

20. yüzyılın ikinci yarısının ortalarında, ABD'li fizikçi Edward Paul TRYON, bu konuda şu hipotezi sunmuştur:

''Evren, uzaydaki enerji dalgalanmasından ortaya çıkmıştır.''

Bunun açıklaması, uzayın aslında sanıldığı gibi ''boş'' olmadığıdır.

Uzay, görünenin ötesinde, yani atomaltı düzeyde müthiş aktiviteler içerir. Peki nedir bu aktiviteler? Örneğin; elektron parçacığı ve bu parçağın karşıt parçacığı, yani pozitif elektron; diğer bir deyişle ''pozitron'', birlikte aynı anda ortaya çıkıp kaybolabilirler.

Elektron-pozitron çiftinin ömrü, etkleşirken 10^-21 saniye olup, aralarındaki mesafe 10^-10 santimetredir. Bu arada kaybolmaktan kasıt, yok olmak değildir.

Enerji formuna dönüşmektir.

Bir parçacık, karşıt parçacığıyla; anti maddesiyle etkileştiği zaman, enerjiye dönüşür ve ''enerji kabarcıkları''nı oluşturur. Bunlar da, Edward TRYON'un hipotezinde kullanılan ''enerji dalgalanmaları''na sebep olurlar.


Bir objenin yükü pozitif ise ancak aynı değerde bir negatif yüklü obje ile birlikte ortaya çıkabilir.

Bu, bize şöyle bir fikir vermelidir:
böyle iki obje arasında bir ''simetri'' vardır. İşte Evren de, böyle bir simetrinin, ''hiçlik'' sandığımız bir durumun ürünü olabilir.

Bir ''parçacık'' olarak, zıttıyla beraber ortaya çıkan Evren'imiz, kısa ( 13,7 milyar yıl, bizim için uzun olabilir) ömrünü geçirip, bir gün enerjiye dönüşebilir; tabi ki de karşıt ''parçacığı'' ile beraber.

Aslında ''hiçlik'' olarak tanımladığımız durum; bir denge durumudur. Modelleyelim: maddeye (+1) değerini verecek olursak, karşı maddeye de, simetriği olan (-1)'i vermiş oluruz.

Bunların ikisi beraber, 0, yani ''hiçlik'' yapar. Aynı, parçacık-karşı parçacık karşılaşmasında olduğu gibi.

Ancak durum, hiç de matematikte olduğu gibi değildir. (+1) ve (-1) değerleri olan madde ve anti-madde, bağımsız olarak vardır.

Ancak etkileştiklerinde enerjiye dönüşürler. Başka bir modellemeyi de şöyle oluşturabiliriz: düz bir zemini kazdığımızı düşünelim.

Zemin çukurlaştıkça, çukurun yanında da, küreğimizle attığımız toprak birikintisi yükselecektir.

Toprak birikintisi, olduğu yerden çıkarak, zeminin ''düzlüğünü'' bozmuştur.

Aynı bu şekilde, madde de; anti maddeyle olan dengeyi bozarak, Evren'e egemen olmuştur.

Bir çukur vardır. Ancak bu çukur, dolacaktır. Şimdi o toprak birikintisini, yerine doldurarak zemini ''düzlediğimizi'' varsayalım.

Zemin düzleşince, bir anlamda (+1) ve (-1)'i toplayıp, 0'ı bulmuş oluruz. Ancak bu, ''hiçlik'' elde ettiğimiz anlamına gelmez.

Çünkü halâ atomaltı aktiviteler devam ediyor. Zemini ''düzlediğimizde'' de devam edecektir.

Kuantum dalgalanmalarının boşlukta oluşabileceğini belirttik.

Bu tür dalgalanmalar, bizim Evren'imizde de oluşabilir.

Hatta, bu biçimde başka evrenler de oluşabilir.

Bu fikrin bir türevi de, ''bebek evrenler senaryosu''dur.

Bu senaryoya göre:
bu yeni evrenlerin tomurcuklanabileceği ortami karadelikler olabilir.

Elbette bu kuramlar, kafamızdaki ''evren'' paradigmasını, bambaşka bir yere çekiyor. Biraz geniş düşünürsek, çevremizde gördüğümüz ''her şey''den başka, uzay ve zamanı da kapsayan bir Evren anlayışına sahibiz.

Ama bu yeni anlayış, bir şişe gazozun kapağı açıldığında yüzeye çıkan onlarca baloncuktan sadece biri olan ''evren''i bize anlatıyor.





Diyagram, yaklaşık 15 milyar yıldan bu yana; genişleme hızında oluşan değişimi gösteriyor.

Eğrinin daha sığ bölümleri, daha hızlı genişleme oranını işaret eder. Eğride gözle görülür değişimler, 7,5 milyar yıl önce, Evren'deki nesnelerin daha hızlı bir oranda uçuşmasıyla başladı.

Astronomlar, daha hızlı genişleme oranını, galaksileri birbirinden uzaklaştıran ''karanlık güç''e bağlıyorlar. (Çeviri: Pozitif İnfotropizma)


2.Büyük Patlama'dan Sonra

Evren'in, ilk anlarını nasıl geçirdiği de gayet loş ve merak edilesi bir konudur.

Ancak elimize geçen bazı bulgular, bu loşluğu aydınlatmaya başladı bile.

Öncelikle, ilk anlarında Evren'imizin, içerdiği aşırı yoğun maddenin kütleçekim kuvvetinin etkisiyle, bir anda çökmesi beklenirdi.

Buna getirilen çözüm ise:
Büyük Patlama'dan çok kısa bir süre sonra, Evren'in büyük bir hızla ve kuvvetle, daha büyük boyutlara şişmesiydi.

Bu kuram ise, 1980 yılında, kozmolog Alan GUTH tarafından geliştirildi.

Bu kurama göre:
Evren, Büyük Patlama gerçekleştikten 10^-36 saniye sonra, aniden, bir protein boyutundan bir elma boyutuna büyümüştü.

Bu büyüme halâ devam ediyor. Hem de daha büyük bir hızla...

Bunu da, son Nobel Fizik Ödülü'nü paylaşan bilim adamları:
Saul Perlmutter, Brian P. Schmidt ve Adam G. Riess keşfetmişti.

Evren, her geçen gün, artan bir hızla; daha geniş, daha soğuk ve daha az yoğun hâle geliyor.



Alan GUTH, sıradışı çalışma odasında.


İlkel Evren, saydam değildi.
Yani ışığı geçirmiyordu.
Başka bir deyişle, opak idi.

Atomların oluşmasından önce, ortam çok yoğun olduğundan, ışınımlar yayılamıyordu.

Büyük Patlama'dan 380.000 Dünya yılı sonra, atom çekirdekleri ve elektronlar birleşerek atomları oluşturdu.

Böylece Evren saydamlaştı ve ışınımlar, yani fotonlar yayılmaya başladı.

Bu ışınım da günümüzde halâ varlığını sürdürmekte.

Adına, Kozmik Mikodalga Fon Işınımı (Cosmic Microwave Background Radiation) diyoruz.

Bu ışınımın varlığı, aslında daha önce bilim adamları tarafından öngörülmüştü.

Nihayet 1964 yılında keşfedilmiş oldu. Evren'in her yerinde kendini gösteren bu ışınımın sıcaklığı, günümüzde 3 °K yani, (-270 °C)'dir.

İlk yayıldığında, bu ışınımın sıcaklığı, 3300 °K idi.

Demek ki, Evren oluştuğu andan bu yana, 1100 kez soğumuş. Buna bağlı olarak, Evren bir o kadar genişlemiş.


3.Evren Kimin Eline Doğdu?

Başlık biraz ironik gelmiş olabilir. Ancak bu sorunsal da önemli derecede zaman almıştır. Hem de en önemlilerimizden; bilim adamlarından.

Evren'in oluştuğu ortamı, bütün bu keşiflerden ve burada açmadığımız denklemlerden hareketle tahmin etmek zor değil.

Eğer Evren bugün genişliyorsa (ki, öyle) nasıl bir ''ortam''da genişliyor?
Evren'in sınırları var mıdır?

İşte bu bölümde bu sorulardan hareket edeceğiz.

Dikkat;
cevaplardan değil, sorulardan hareket ediyoruz.
Öncelikle, Büyük Patlama'yı getiren ortama ilişkin bir modelleme sunmak istiyoruz:


Sıvı ortamları biliriz.
Moleküller, birbirleri üzerinden kayarak hareket eder. V
e katı ortamlara göre, tepkimeler için, daha doğrusu, moleküllerin etkileşimleri, karşılaşmaları için daha elverişlidir.

Siz, sıvı bir ortam olan suya, deneyi yaptığınız ortamda, suyun sıcaklığında eriyebilecek 2 madde olan tuz ve şekeri atıp beklediğinizde, en fazla 1 dakika sonra 2 madde de eriyik olarak dipte bulunacaktır.

Ancak suyun tadında büyük bir değişim olmayacaktır.
O değişimin olması için, suyu karıştırmanız gerekecektir.

İşte burada, modelimizin kilit noktasına gelmiş bulunuyoruz.

İçinde eriyik olarak tuz ve şeker bulunduran, ama karıştırılmamış olan düzenek, Uzay olarak değerlendirilebilir.

Karıştırılan ortamda tepkimeye giren moleküller ve atomlar ise, oluşan ''evrenler'' olarak değerlendirilebilir.

Ve -en çok hoşuma giden model buydu- karıştırma işlemi ise, enerji dalgalanması olarak görülmelidir.

Sonuç olarak, ''evrenler'' ifadesi, sadece kendi Evren'imizi görmememizi sağlamalı.

Ayrıca, zaten silinmekten defterin yırtılmasına sebep olan ''Evren'in sonsuz ve statik olduğu'' izlenimini bir kez daha silmelidir.

Bilim, gün geçtikçe doğruları ortaya çıkarmakta oldukça başarılı. Loştan aydınlığa günler bizi bekliyor.

Bilimle kalın...

Pozitif İnfotropizma
takip edilesi bir sayfadır, kaynak ve yazı dizisi için: https://www.facebook.com/CenterOfScience/app_4949752878

kaynak;
https://www.facebook.com/notes/ateis...50958887628861