Kendi takımımın ligin ilk yarısındaki hikayesini yazmak istedim. Dileyen başka bir konuda kendi içini dökebilir.
...
Lig Fenerbahçe için ilginç başlamıştı aslında, Denizli'de giden elektrikler "acaba"
sorusunu akla getiriyordu; "acaba bu maçı kaybedeceğimizin bir işareti mi?"... Korkulan olmadı ve Fenerbahçe maçı 2-0 kazandı.
Gol yemeden atılan 2 gol Fenerbahçe'nin ilk haftayı lider kapatmasını
sağlamıştı.
Alex'in müthiş pasları, Güiza'nın iki golü ve yeni transferlerin güzel oyunları
taraftarı mutlu etmişti, ligin ikinci maçı olan Sivas maçında Alex'in 7. dakikada
sakatlanıp oyundan çıkması herkesin yüreğine inmişti ancak Emre'nin güzel
oyunuyla gelen 3 puan yüzleri güldürmüştü.
Emre'nin kornerden gelen golü, Kazım'ın ofsayttan attığı gol ve Andre
Santos'un 3 kişiyi çalımlayıp attığı gol herkesi sevindirmişti.
Daha sonra Diyarbakır'a gitti Fenerbahçe; pek de sevilmediği bu şehirde daha
dakikalar 10'u göstermeden 1-0 geriye düşmüş, ancak mücadeleyi elden
bırakmamıştı. Koşmuş, çabalamış, didinmiş ve 3 gol atıp galip gelmişti. Bu
haftada liderlik gitmişti ancak takımın mücadelesi taraftarı sevindiriyordu.
Hem 3. haftada lider olmanın bir anlamı var mıydı?
Daha sonra 4 maç üst üste kötü oynamıştı Fenerbahçe. Evet, kazanıyordu
ancak kazanılan bir maçtan sonra diğer maç için bir ümit vermiyordu.
Kazanılan maçlar teknik-taktikten ziyade mücadele ile gelmişti. Evet,
Fenerbahçe mücadele ediyordu.
Manisa, Bursa, İstanbul BŞB ve Antalya maçlarında gollerden başka pozisyona
girmeyen Fenerbahçe, kazanıyordu.
"Maç içinde istikrarsızlık" denen bir sorunu vardı Fenerbahçe'nin. 2 dakika
tempoyu yükseltip golü buluyor, daha sonra da anlamsız bir şekilde kopuyordu
oyundan. Taraftarın prostestosu da bu yüzdendi zaten; takımın daha iyisini
yapacağını biliyordu ve yapmadıkları için de takıma kızıyordu.
Gençlerbirliği maçı ilaç gibi geldi. Galatasaray'ın öğlen Ankaragücü'ne
yenilmesi "yemekten önce tatlı" misali garip bir sevinç yaratmış, 3 saat sonra
aynı skorla kazanılan maç keyifleri yerine getirmişti.
İstikrarsızlık devam ediyordu; Gaziantep'e hediye paketi ile verilen 3 puandan
sonra Galatasaray'ı yenmiş, daha sonra gidip Kayseri ile berabere kalmıştı
Fenerbahçe.
Ne olduysa bundan sonra oldu... Kayseri maçının 30'lu dakikalarında
taraftardan çıkan gerçek "Gol!" sesi, 1,5 ay boyunca gerçek anlamıyla bir daha
hiç çıkmamıştı.
Milli ara ve beleşten gelen Ankaraspor maçından sonra Beşiktaş'a kaybedilen 3
puan vardı. Kasımpaşa maçında atılan gol durumu 1-1'e getirmişti, Eskişehir'e
atılan gol ise 90. dakikada durumu 2-1'e getirmişti. Anlamı olmayan bir golün
sevinci diğerlerine benzer miydi?
Devreye "her zaman olduğu" gibi Alex de Souza girdi ve Ankaragücü'ne attığı
golle herkesi ayağa kaldırdı.
Fenerbahçe 1,5 ay sonra kazanmıştı ancak taraftarı sevindiren şey 3 puandan
ziyade "mücadele" idi. Evet, 10. haftada kaybedilen mücadele 16. haftada
tekrar kazanılmıştı.
Fenerbahçe ite-kaka 16. haftayı 2. bitirmişti ve son hafta Trabzon'a liderlik
için gidecekti. Maçtan önce Trabzonspor çalkantılı günler geçiriyordu ve birçok
Fenerbahçe taraftarı dahil çoğu kişi Fenerbahçe'nin Trabzonspor'a yenileceğini
düşünüyordu.
Ancak iki takımın da kötü oynadığı karşılaşmadan daha iyi mücadele eden
takım; yani Fenerbahçe galip gelmişti.
Ve Fenerbahçe ligin ilk yarısını 1. sırada tamamladı.
...
Toplam 31 gol attı Fenerbahçe. Direkten ve Güiza'dan dönen toplar olmasa
busayı daha da fazla olabilirdi.
...
Evet arkadaşlar, Fenerbahçeli olmayanların anlamayacağı bir şey söylemek
istiyorum: Ligin ilk yarısını şöyle bir gözünüzün önüne getirin, ne kadar iyi
oynadık, ne kadar kötü oynadık, ne goller kaçırdık, ne kadar sevindik, ne kadar
üzüldük... İlginç bir ilk yarı olmadı mı sizce de?
...
Bu sorudan başka şunları da cevaplandırmanızı istiyorum.
İlk önce ben kendilerimkini yazayım...
Güiza mı Semih mi? Drogba.
Alex bu takımdan gitmeli mi? Hayır.
En sevindiğiniz maç: 8. haftadaki Gençlerbirliği maçı: Çok güzel oynayıp
5 fuan fark atmıştık.
En üzüldüğünüz maç: 9. haftadaki Gaziantepspor maçı: Anlamsız 2 gol
yemiştik ve 3 puan kaybetmiştik.
Eklemek istedikleriniz: Özer'e daha çok şans verilmeli, Kazım
gönderilmeli, Andre Santos'a sabredilmeli ve ne olursa olsun bu sevdadan
vazgeçmemeli...