1.) Temel İlkeler
2.) Takas
3.) Tekelcilik
4.) Spekülasyon
5.) Uluslararası Ticaret ve Damping
6.) Ticaret ve Faiz
7.) Sonuç

Ruh esenliği, kişinin manevî gelişmesi ya-
nında, âdil ve iyi davranışlar üzerine kurulu
yeryüzünde bir hayat sürdürmesine bağlıdır.
Bunun için, Kuran ve Sünnet, dünya işleri üze-
rinde tekrar tekrar durur, onlara ait öğütler
verir. Kuranda şöyle buyrulur : «İbadet bittik-
tan sonra, Allah'ın fazlını -bağışını- aramak
için yeryüzüne dağılınız.»,

Peygamberin (SAV) bir sözü şöyle: «Geçimini
helâl yollarla sağlamak, ibadet dışında en ö-
nemli bir görevdir.»

Bir başka yerde şöyle der
Peygamber (SAV) : «Sabah namazını kıldıktan sonra.
geçiminizi kazanıncaya kadar yatmayın.»

İslâm, İslâmî ilkelerle bağdaşan tüm eko-
nomik faaliyetlere katılma hakkını kişiye tanı-
maktadır. Ticaret, ticarî ortaklık, kooperatifler
ve anonim ortaklıklar meşru sayılmıştır. Bunun-
la birlikte ticarî faaliyetlerin dürüst yararlı ve
güvenilir bir şekilde yürümesini sağlamak ama-
cıyla ticari faaliyetlere ilişkin bazı kural-
lar getirmiştir. Peygamber (SAV) bir hadîsinde,
sözünde duran, doğru sözlü tüccarı övmüştür: «Doğ-
ru sözlü, dürüst bir tüccar, Peygamberlerle,
sıddıklarla ve şehitlerle birliktedir.»
(Tirmizi,72: 4)

1 - TEMEL İLKELER
Ticarî ilişkilerde kişinin son derece dürüst
ve güvenilir olması şartı temel ilke olarak kon-
muştur. Bu ilkeler iş adamları tarafından be-
nimsenmiş olsaydı, bu gün piyasada görülen
bozukluklar olmayacaktı. Ticaret ve alışverişe
ilişkin bu ilkeler, iş ilişkilerinde iyi niyetin ku-
rulması, tartı ve ölçümün dürüstçe yapılması
ve aldatıcı yeminlere başvurmaktan kaçınılma-
sı hakkındaki Kuran ve Hadis hükümlerinde,
değişik şekilde, yansımaktadır.


Aldatıcı yeminler :

Günümüzde satıcılar, alıcıları kandırmak
için asılsız yeminlere başvurmaktadırlar. Bu
davranış da, piyasa ekonomisinin bozukluğu
yanında, kişilerin ahlâkî ve ruhi değerlere kar-
şı kayıtsızlığının, umursamazlığının ve yaban-
cılaşmasının etkisi büyüktür. lslâm, iş adamı-
nın malını satmak amacıyla başvurduğu bu tür
davranışları kınamıştır. Ebu Hureyre'nin (RA)
naklettiğine göre, Peygamber (SAV) bu konuda şöyle
demiştir: "Asılsız yeminler malı sattırır, ama be-
reketi, onun sağlayacağı yararı ve iç rahatlığı-
nı da yok eder." (Buhari 34; 26). Öte yandan
Ebu Zer de (RA), Peygamberin (SAV) başka bir sözünü
nakleder "Allah şu üç sınıf insanla ne konuşacak,
ne onların yüzüne bakacak, ne de günahlarını
bağışlıyacaktır. Onlar çok acıklı bir azap çeke-
ceklerdir." Ebu Zer; birden bire atılır ve sorar.
«Ey Allahın Elçisi! Bu, herşeyini yitiren ve mah-
folanlar kimlerdir?» Peygamber (SAV) cevap verir.
«Tüm servetini gösteriş uğruna harcayanlar,
başkasına yaptığından sorumlu olduğunu vic-
danında duymayanlar ve malını asılsız yemin-
lerle satanlar.» (Müslim)


Tartı ve ölçüde dürüstlük :

Ticarette tartı ve ölçünün yeri ve değeri
son derece önemlidir. İslâm, bindörtyüz sene
önce ölçü ve tartının dürüstlükle yapılması ü-
zerinde önemle durmuştur. Bu konuda hem
Kur'an'da ve hem de Hadislerde çok sert hü-
kümler vardır. Kur'an'da şöylece değinilir bu
konuya : "Ölçekte ve tartıda hile yapanların
vay haline! Ki onlar, insanlardan, ölçekte al-
dıkları zaman haklarını tastaman alanlar, on-
lara o ölçekle veya tartıyla verdikleri zaman
ise eksiltenlerdir. Sahiden onlar diriltilecekleri-
ni sanmıyorlar mı? Büyük bir günde, Alemle-
rin Rabbi için insanların kalkacağı günde...
Sakın hileye sapmayın! Ahirette sorguya çeki-
leceğinizi unutmayın! Çünkü kötülerin kitabı
muhakkak siccindedir.» (LXXXIII: 2-7)


İyi Niyet :

İslâm, yalnız ölçü ve tartıdaki dürüstlük
üzerinde değil, taraflar arasında iyi niyetin ku-
rulması gereği üzerinde de önemle durmuştur.
Ticarette görülen kötü ilişkilerin, tarafların ant-
laşma maddelerini açıklıkla yazdırtmamaların-
dan ileri geldiği bugün bir gerçek olarak orta-
dadır. Bu konuda apaçık bilgiler vardır. Kur'-
an'da. İyi bir iş ilişkisi ortamı kurmak için bü,-
tün maddeler, teker teker ve açık olarak ya-
zılmalıdır. Çünkü : "Bu, Allah yanında en doğ-
ru şahitlik için en kuvvetlisi ve unutmamak
için en elverişlisidir.» (II, 283) Sözleşmede üze-
rinde görüş birliğine varılan maddeler açıkça
belirtilmelidir. Sorumlu taraflardan birisi yet-
kin değilse, velisi veya hamisi sözleşmeyi yaz-
dırmak ve imzalamak zorundadır.

Yukardaki kısa incelemeden çıkan sonuç şudur:

İslâm devletinde ticaret ve alışverişin
bu günkü ticaretten, temelde ayrılan bir yapı-
sı ve anlamı vardır. İslâmda ticaret ve alışve-
riş, ahlâkî ve manevî değerlerle iç içedir. Bu
gün uygulanan sistemde ise kişinin yücelmesi-
ni, daha uygar bir kişiliğe ermesini sağlayan
bu değerler bir kenara itilmiş, ticarî kesimden
koğulmuştur. İyiye, güzele ve hayra karşı olan
her alışveriş, öz olarak, İslâmi değildir. İslâm
devleti, yoksul halkı sıkıntıya sokan ve ihtiyaç-
larını kötüye kullanma yolları arayan her türlü
uygulamaya gem vurmak hakkına sahiptir.

Şimdiye dek ticaret ve alışverişe ilişkin
İslâmın koyduğu ana ilkeleri tartıştık. Şimdi,
İslâm ilkeleri ışığı altında, bugün uygulanmak-
ta olan ticaretin yapısını incelemeye girişebili-
riz.


2 - TAKAS

Takas, bir zamanlar ticarette çok yaygın-
dı. Paranın ekonomiye girişinden sonra, her ne
kadar; takas alışverişteki yeri azalmış ise de,
bugün bile takasın alışverişte ne denli önem-
li bir yer tuttuğu çok zor kestirilebilir. İslâm,
Kur'an ve Sünnette belirtilen koşullar içerisin-
de yapılan takas işlemini uygun bulmaktadır.
Gerçekte İslâm, bozuk ve değersiz malların iyi
olanlarla değiştirilemiyeceğine dikkatleri çek-
mekte ve bu konuda, alışveriş yapanları uyar-
maktadır. Satılacak malda bir özür varsa, bu-
nun alıcıya bildirilmesi zorunludur. Hâkim İbni
Hazm'in bildirdiğine göre bu konuda Peygam-
ber (SAV) şöyle demiştir: "Alıcı ve satıcı birbirinden
ayrılmadığı sürece, antlaşmadan vazgeçebilirler.
Her iki taraf da doğru söyler ve herşeyi
açıkça belirtilse kutsal bir iş yapmış olacaklar-
dır. Yalan söyler ve gerçeği gizlerlerse, bu, Al-
lah'ın onlar üzerindeki yardımını silecektir.»
(Buhari: 34; 19)

Ayrıca, alıcıya, malı sınamak fırsatı ver-
meyen, islâmdan önce yürürlükte olan alışveriş
sistemi yasaklanmıştır. (Buhari: 34, 62) Mallar
pazara götürülmeli ve toptan satışlar için tek-
lifler verilmeden önce, pazarın durumu hakkın-
da satıcının bilgisi olmalıdır. Pazarın durumu
ve fiyatlar hakkındaki bilgisizliğin kötüye kul-
lanımına imkân vermemek için bu şarttır. Pey-
gamber (SAV) bütün bu hususları açıkça ortaya koy-
muştur.

Öte yandan, her türlü put alış verişi, içki,
domuz eti veya kendi kendine ölen hayvan eti
gibi haram edilen maddelerin alınıp satılma-
sı yasaklanmıştır. (Buharî : 34-112). İslâm,
putçuluğu ve putu yoketmek için gelmiştir. Put
üzerinde herhangi bir alış verişe izin vermez.

Yasaklanan yiyecek maddelerine gelince...
Müslümanın bunlarla bir ilgisi yoktur. Başka bi-
ri için bu işle uğraşmasına da izin verilmez.
Fakat açık bir buyruk olduğu için, kendi ken-
dine ölen hayvanın derisinin, yararlanılabilir
durumda ise, alışverişi yasaklanmamıştır. Belki
hayvanın kemikleri ve yağından da yararlanıl-
masına izin verilebilir.


3 - TEKELCİLİK

İslâm devletinde tekelin ve spekülasyonun
durumunu inceleyelim. İslâm ekonomisi, başın-
dan sonuna kadar, azami sosyal faydayı sağ-
lamayı amaçlar. Bu yüzden, bu amaca ulaşma-
ğa engel olan her ekonomik faaliyet, İslâmiyet ol
maktan uzaktır. Yoksulların durumunu iyileş-
tirmek için özen gösterileceğine ve iyiliği dü-
şünüleceğine göre, tekel ve spekülasyonun teş-
vik edilmesine. imkân yoktur.

Tekelci, genellikle malına yüksek fiyat
biçmektedir. Arzın bir elde toplanması esas ol-
duğu için "tekel" fikri ile -sömürü- sorunu sıkı
sıkıya birbirine bağlıdır. Açık rekabette, üreti-
ci, marjinal maliyeti malın fiyatına eşitleyerek
kârını artırır. Fiyat belirli olduğu için üretici,
malın marjinal maliyeti fiyatına eşit oluncaya
kadar, üretimini arttırmaya devam eder. Tekel
de ise marjinal gelir fiyata eşit değil, bilakis
ondan daha azdır. Malın talep elastikiyeti yük-
sek olmadığı için, tekelci, üretim fazlasını da-
ha düşük fiyatla satmayı düşünür. Daha çok
üretirse toplam geliri artacaktır. Çünkü, ilâve
birimin fiyatı toplam gelire katılacaktır. Öte
yandan, üretimin tümünün daha düşük fiyatla
satılmasından ötürü, toplam gelirde bir düşme
görülecektir. Bu yüzden, fiyat pozitif bile olsa
marjinal gelir negatif olabilecektir. Fiyat, " or-
talama gelir " olarak bilinir (toplam gelirin top-
lam üretime bölümü). Bu nedenle marjinal ge-
lir ortalama gelirden daha azdır.

Üretimi, marjinal gelirin marjinal maliye-
te eşit kılan bir düzeyde tutmak en kazançlı
durum olduğu için, tekelci, üretimini bu nokta-
da kesecektir. Bu durumda en elverişli bir ü-
retim olanağı ortadan kalkmaktadır. Bu da,
sonunda, kaynakların gereğince kullanılmama-
sına ve işsizliğe yol açmaktadır.

Gerçekte serbest piyasa düzeninin bir çok
teorik kuralı serbest rekabet varsayımına da-
yanmaktadır. Ama ne yazık ki, bu, dev tröstle-
rin, tekellerin ve kartellerin etki ve gücünü bir
kat daha arttırmıştır. Yoksul tüketiciler, çalı-
şanlar ve hatta toplumun tüm fertleri, tekelin
egemen olduğu böyle bir ekonomik düzenden
çok büyük yara almışlardır. Kapitalist düzende
zaten toplum yararı ile kişi yararı arasında bir
uyum sağlanamamıştır. Burada belirtmek iste-
diğimiz husus şudur: Monopolun -tekelciliğin-
egemen olduğu bir ekonomik düzen. İslâmın hedef
olarak önerdiği «maksimum sosyal fayda» ilkesine
ters düşmektedir. Bu yüzden İslâm devleti, ka-
nunlar çıkararak veya plânlar yaparak tekeli
denetim altına almak zorundadır.