Birinci Dünya Savaşı'nın öncesi seferberlik ilan eden Osmanlı Devleti'nin,
Malatya'nın Çırmıktı kasabasından silah altına alıp Çanakkale'ye kadar
sevkettiği normal askerinin, o kılık ve kıyafette olması da hiç mümkün
değil. Çünkü, askere giden Anadolu köylüsü, birliğine ulaşana kadar günlük
kıyafetiyle dolaşıyordu. Birliğinde kendine elbise bulamayan efrad da aynı
kıyafetiyle geziyordu. Döneme ait birçok fotoğrafta bu görülüyor. Malatya
Emniyet Müdürlüğü de, o fotoğraftaki gençlerin, Osmanlı'nın askerine değil,
muhtemelen çarpışmalar sırasında orduya yardımcı olan, o mahallin
çocuklarına ait olabileceği yorumuyla, bu iki Malatyalı uyanık akrabayı
başından sepetlemişti…
*******************************
Beş yıl boyunca elinde tuttuğu fotoğrafın arkasına bakmayan havacılık tarihi
araştırmacımızın Mönch Yayıncılık tarafından yayınlanan kitabı...
Gelelim, yazımın başlarında sözünü ettiğim; bu fotoğraf ortaya çıktığında
çok aradığım halde ulaşamadığım Bülent Yılmazer'le görüşmeme… Geçtiğimiz
ayın içinde kendisiyle yaptığım benden başka bir kişinin de dinlediği
yaklaşık bir saatlik telefon görüşmesinden aklımda aşağıdaki noktalar kaldı:
-- Bülent Yılmazer, bu fotoğrafları yeni satın almamıştı; yaklaşık 5 yıldır
elinde tutuyordu…
-- Bu fotoğraflar, nedense "Şu Çılgın Türkler" isimli edebiyat
şaheserinin(!) piyasaları sarstığı günlerde birdenbire Internet'e
sızdırılmıştı…
-- Bülent Yılmazer'in Osmanlı ordusunun kılık kıyafet nizamnameleri hakkında
hiçbir bilgisi yoktu; onun uzmanlık alanı havacılık ve uçaklardı…
-- Resim bir aylık dergiye kapak olunca Ankara'da bir holding yöneticisi bu
resimdekilerin Türk askeri olamayacağını iddia etti, ama bu iddia, yapılan
bu değerli çalışmaya bir "*** atma" olarak değerlendirildi…
-- Bu tezvirat üzerine sözkonusu fotoğraf, "bugün Genelkurmay Başkanı olan o
günkü Kara Kuvvetleri Komutanı'nın emriyle" iki uzman albay tarafından
incelendi; resimdekilerin Türk askeri olduğuna karar verildi…
-- Resimdekilerin Türk askeri olmadığı yolunda "çamur atan" o holding
yöneticisi, bizzat bu komutan tarafından fırçalandı…
-- Yılmazer, bu "uzman"(!) subayların ve hatta "bugün Genelkurmay Başkanı
olan o günkü Kara Kuvvetleri Komutanı"nın ismini bana veremezdi…
-- Bülent Yılmazer'in tek amacı, satın aldığı bu albümü ülkemize ve
tarihimize kazandırmaktı, bunun dışında bir amaç gütmüyordu.
-- Fotoğraflar yayınlanmadan önce, birileri, kendisini, "Bu fotoğraflar
yayınlanınca başın çok ağrıyacak" sözleriyle uyarmıştı. Ancak, bu uyarının
hangi manada olduğunu anlayamamıştı; sahtekarlıkla mı, yoksa milliyetçi
şovenizmle mi suçlanacaktı?
-- Ancak, yayınlanması işini, bu işin profesyoneli bir yayıncıya devretmek
zorundaydı… Ki, böyle yapmıştı.
-- Ne var ki, bu resmi "milli duygularla" yayınladığını iddia eden bu firma,
Bonn/Almanya merkezli uluslararası *Mönch Publishing Group (MPG)* isimli bir
yabancı firmaydı, Mönch Türkiye Yayıncılık adını taşıyordu.
-- Bu firma, Türkiye, Karadeniz ülkeleri, Orta Asya Cumhuriyetleri ve Orta
Doğu faaliyetleri için bir odak noktası olarak 1987 yılında kurulmuştu.
Konuyla ilgili yetkili ve uzmanların istek ve arzuları doğrultusunda Savunma
Sanayi, Havacılık ve Uzay, Teknoloji ve Strateji konularında uluslararası
platformlardaki gelişmeler, ArGe faaliyetleri, endüstriyel, teknik ve
bilimsel konularla ilgili bir bilgi ve iletişim platformu oluşturmak
amacıyla çalışıyordu.
Bu yabancı firma, TSK, Jandarma, MSB, Sivil Savunma gibi müesseselerin içine
o kadar girmişti ki, kendi sitelerinde verdikleri satış rakamlarına
bakılırsa, adeta bu kurumlar için çalışıyordu. Çok sayıda emekli subayı
istihdam ettiklerini de gizlemiyorlardı..
Mönch Yayıncılık'ın kendi sitesinden bir sayfa... Dergi satışlarını
anlatıyorlar..
Kendine ülkemizin en stratejik kurumlarını faaliyet alanı olarak belirlemiş
bu Alman firmasının yayınları arasında *Savunma ve Havacılık* adlı da bir
dergi vardı ki, tam 18.780 adet basıp bu kurumlara tam tamına 18.280 adedini
satıyordu... Bu satışın, yüzde olarak dağılımını da aşağıdaki gibi
veriyorlardı web sitesinde:
1.
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel ve Birimleri yüzde 24.6
2.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Personel ve Birimleri yüzde 15.2
3.
Hava Kuvvetleri Komutanlığı Personel ve Birimleri yüzde 14.3
4.
Jandarma Genel Kom. ve Sahil Güvenlik Kom. Personel ve Birimleri yüzde
8.3
5.
Genelkurmay Baş., MSB, Askeri Ataşeler, Dışişleri ve Sanayi-Ticaret
Bak. yüzde 7.3
6.
Savunma Sanayii Kuruluşları yüzde 6.7
7.
İçişleri Bakanlığı, Emniyet Gn. Müd., Haberleşme ve Ulaştırma
Bakanlığı yüzde 6.1
8.
Havayolları, Uluslararası Ticari Havaalanları, Ticari Havacılık
Kuruluşları yüzde 5.3
9.
Sivil Tedarik Ofisleri, Çok Uluslu Savunma Organizasyonları, İdareler,
Komutanlıklar yüzde 5.2
10.
Sivil Havacılık Kuruluşları ve Servisleri yüzde 4.7
11.
Kamu, Kurum ve Kuruluşların Yasama Organları ve Parlamentoya ait
Organlar
12.
yüzde 2.3
(Maaşallah diyelim de nazar değmesin, çünkü, 25 yıllık dergicilik hayatımda
herhangi bir dergi hakkında böyle bir satış başarısı ne duydum ne işittim.
Rekorlar kitabına girecek bir olay bu; yaklaşık yüzde 0.02 iade oranı...
Bugünlerde, dergi piyasasında iadesini yüzde 60'ın altına indirebilen
yayıncıyı omuzlarda gezdiriyorlar...)
Bu Savunma ve Havacılık dergisi'nin iştigal konusu benim çok ilgimi çekti.
Bu nedenle, günümüzün en popüler nimetinden yararlandım ve Internet'te bir
araştırmaya giriştim. Karşıma, bundan 5-6 sene önce bir gazetemizde Faruk
Mercan isminde bir meslektaşımın yazısı çıktı. Bakın Faruk Mercan Savunma ve
Havacılık dergisi hakkında ne gibi bilgiler veriyor. İsimler ve ilişkiler
hayret verici. Meğer, yayıncılık gibi harc-ı alem bir iş kolu için savunma
ve havacılık ne verimli alanlarmış ki, bunca önemli isim seferber olmuş:
*".......Alman Mönch yayın grubunun çıkardığı "Military Technology"nin
1986'da yayınladığı Yunanistan özel ekindeki bazı yanlış bilgiler
Genelkurmay'ın tepkisini çekmekte gecikmedi. Hemen dergiyle temasa geçildi.
Yayın grubu bu sefer Türkiye'nin savunma ve ekonomisiyle ilgili 200 sayfalık
bir eki hem de parasız çıkardı.*
*O tarihte Almanya ile bu ilişkiyi, Milli Savunma Bakanlığı Koordinasyon ve
Planlama Dairesi Başkanı Tuğgeneral Metin Okçu sağladı. Mönch Yayın Grubu
başkanı Türkiye'ye geldi. Türkiye Özel ekinde Genelkurmay 2. Başkanı Necip
Torumtay ve Milli Savunma Bakanı Zeki Yavuztürk ile yapılan birer mülakata
yer verildi.*
*İlişkinin ikinci adımı, Türkiye ile ilgili askeri konuları işleyen bir
savunma dergisinin Türkçe yayınlanması projesiydi. Projenin başına, aynı yıl
Silahlı Kuvvetler'den emekli olan Tuğgeneral Metin Okçu geçti.
Böylece, "Savunma
ve Havacılık" dergisi doğmuş oldu.*
*Metin Okçu, 10 yıl boyunca Savunma ve Havacılık'ta yazdı. Ta ki, 1997'de
Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir'den bir telefon alana kadar. Orgeneral Bir,
İstanbul'da yeni bir savunma dergisi çıkarmak isteyen ekibin kendisiyle
görüşmek istediğini iletti. Metin Okçu İstanbul'a geldiğinde, karşısında Ceyda
Erem ve Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Vural Bayazıt'ı buldu. Ceyda Erem,
gazetecilikle başladığı işini halkla ilişkiler ve fuarcılık (CNR Fuarcılık)
alanına taşıyıp iyi düzeyde kazanç sağlamış başarılı bir iş kadınıydı. Vural
Bayazıt da Silahlı Kuvvetler'in zirvesinden emekli olmuş önemli bir isimdi.
Okçu projesini hemen sundu. Böylece, dördüncü sayısından itibaren "Ulusal
Strateji" adını alacak olan "Savunma&Defence" dergisi yayın hayatına
başlamış oldu.... " (
ZAMAN GAZETESI
)*
Sonuçta, Bülent Yılmazer ile yaptığım bu görüşmeden en küçük bir yarar
sağlayamadığımı belirmek zorundayım. Hatta, inatlaştık bile diyebilirim; o,
elinde buna benzer birçok Türk askeri resmi olduğunu iddia edince, ben de
kanıtlaması için "*Eğer varsa, en benzerini göndermesin*i" rica ettim… Çok
geçmedi, Yılmazer'in sözünü ettiği "benzer" resim e-posta kutuma düştü. Ben
de bu resmi sitemde yayınlayacağımı kendisine bildirdim ve onayını aldım.
Bülent Yılmazer'in "benzer resim" olarak bana yolladığı ve kendisinden
yayınlama izni aldığım Türk askeri fotoğrafı... Hiçbirinin giysisi diğerine
benzemese de, içlerinde paramparça kıyafette olan yok. Sağdan ikinci askerin
belinde de, Yılmazer'in iddia ettiği gibi ip yok, bir kısmı ışıkta parlamış
ince bir deri kemer var... Onun sağındaki de bir küçük zabit...
***********************************
Türkiye Polis Dergisi'nin kapak haberi, özellikle Çanakkale'de de epey yankı
yaptı. Yerel gazetelerden Kalem gazetesi, "*Duygu sömürüsü mü?*" başlığıyla
manşete taşıdığı bu konuda, kentte iki müze kuran tarihçi ve koleksiyoner
Ahmet Uslu'nun görüşlerine başvurdu ve onun yukarıdaki satırlarda da
okuduğunuz görüşlerini okurlarına aktardı.
Öte yandan Türkiye Polis Dergisi'nin web sitesi de, bu resmi tüm Türkiye'ye
pazarlayan yayıncı şirketin müdürü Mehmet Demirkol'un, Türk Polis
Teşkilatı'na karşı suç unsuru içeren bir mesajını yayınladı. Geçtiğimiz Mart
ayında, telefonda bana, bu resmi "*bir emekli subay çalışanının
çaldığını"*söyleyen Müdür Demirkol, web sitesine yazdığı mektupta, bu
kez Türkiye Polis
dergisi üzerinden Türk polisini hedefliyor ve "*Yine yapacağınızı yaptınız;
yargısız infaz…*" cümlesiyle tüm Emniyet güçlerini suçluyordu. Mesajının
gerisi ise, boş laflardan ibaretti; bu resimden çoğalttıkları posterleri
Ankara'da birçok resmi makama "ücretsiz" ulaştırdıklarından bahisle, lafı
kahramanlık edebiyatı ve hamasete getirmişti; "*Sizler, 1915'lerde
Çanakkale'yi geçemeyenlerin Ankara'nın göbeğinden çıkmasına müsaade etmeyin…
*" Breh, breh, breh...
Ben de bu mesaja bir yanıt yazarak, bu müdür beyi "*Boş laf üretmeye değil,
kanıt göstermeye"* davet ettim ve gelirken de yanında o görüş aldıkları
"uzmanları"(!) getirmesini istedim. Umuyordum ki, Savunma ve Havacılık
Dergisi gibi bir isim taşıyan ve hedef kitlesi Silahlı Kuvvetler ve Emniyet
güçleri olan bu derginin müdürü, tarih ve askerlik biliminden bir nebze
nasibini almıştır; çıkar ortaya, resimdeki iki gencin "birer Osmanlı askeri"
olduğunu kanıtlayacak bilimsel öğeleri önümüze serer… Biz de sonsuza dek
kendimizden utanır ve sokağa çıkamayız…
*************************