Bu resimlerin ulaştığı ilk günden beri gerek mail, gerekse diğer yollardan
bana bu resmin gerçeğinin ne olabileceğini soran kişilere hep anlattım ama;
ben ukalalık etmiş olmayayım; sözü yine bu işlerden anlayan birine
bırakayım. Bakın, tarih eğitimi almış Çanakkaleli bir koleksiyoner ve biri
kent içinde diğeri de Seddülbahir köyünde iki müzesi bulunan *Ahmet Uslu*,
bunca yıldır elinden geçen Çanakkale savaşı kalıntılarından edindiği
deneyimle ne diyor:
1- Uzun boylunun elinde muhtemelen altın bir yüzük var. Osmanlı askerinde
yüzük göremezsiniz. Yasaktır.
2- Uzun boylunun ayağındaki bot Fransız ordusuna aittir.
3- Soldaki askerde Fransız subay, sağdaki askerde Osmanlı er kıyafeti var.
Subay ceketinin düğmeleri ters... Subay–er yan yana. Ve üstelik, subayının
yanında erin yakası-bağrı dağınık, düğmeler açık…
4- Ekmek torbaları Fransız… Osmanlı ekmek torbasında toka olmaz. Eğer bunlar
askerse, birinin torbası soldan sağa, diğerininki sağdan sola asılı olamaz.
5- Savaş neredeyse dört mevsim boyunca sürdü. Özellikle yazın güneş son
derece yakıcıydı. Dolayısıyla şapkalar en az elbiseler kadar yıpranmış ve
solmuş olmalıdır. Ancak şapkalar hiç de solmuş görünmüyor…
6- Sağdaki kişinin karın kısmı şişirilmiş ve ceket patlayacak duruma
getirilerek 'gebeş' bir poz verdirilmiş.. Bir olasılık; kimi başka
giysilerini kuşak gibi beline sarmış…
7- Kısa boylu askerin(!) kemeri, tüfeği ve kasaturası yok.
8- En önemlisi mataraları yok.
9- Kısa boylunun çoraplarının taban kısmı ile üst kısmı aynı renkte, yani
temiz… Yere basılan çorap böyle mi olur? Kaldı ki; en yoksul zamanlarda
bile, Türk köylüsü ayağına giyecek bir çarık yapmasını bilmiştir…
10- Bu fotoğrafın Çanakkale'de çekildiğine dair hiçbir belge, emare, bilgi
yok. Fotoğrafçı ve bu fotoğrafları saklayan Almanlar'ın Türkiye'de bulunuş
tarihlerine bakarsanız kesinlikle 1915 yılının sonundan sonra, yani
Çanakkale savaşı sırasında çekilmiş değil. 1917-1918'de de çekilmiş
olabilir...
11- Diğer fotoğrafların hiçbirinde ne subay, ne asker, ne de yardımcı
personel bu durumda değil. Diğer fotoğraflarda yer ve ayrıntılar
belirtilmiş.
12- Çanakkale hava birliklerine yardım eden ustalarda ve yardımcılarda bile
sağlam Osmanlı üniforması varken, askerimizde bu kıyafet olamaz. Asker bu
kadar perişan olursa yardımcıların çıplak olması gerekmez mi?
13- Aynı albümde Türk makinistlerin o yıllarda bakım yaptıkları uçağın
önünde görüntüleri var… Ortadakinin belinde gümüş Asakir-i Şahane kemeri
var. Yardımcıda bile bu kemer varken, bunlarda kemer yok…
*******************
Ahmet Uslu'nun bu dikkatli gözlemine birkaç ayrıntı da ben ekleyeyim:
Internete ilk verilen resimdeki kısa boylu gencin kafasındaki kepte bir
kokart vardı. Ama daha sonraki resimlerde bu silindi...
1- Bu fotoğraf çok farklı biçimlerde geldi. Kısa boylu kişinin kafasındaki
kepte kimi fotoğrafta bir rozet vardı, kiminde yoktu. Demek ki, bu işi bilen
birileri photoshop yöntemiyle resimler üzerinde oynamıştı… Diyeceksiniz ki,
"*Kim oynar?*" Buna yanıtım, "*Kepte bulunan rozeti tanıyan birileri…*"
olacaktır… Tanımak için uzman olmak gerekir. Çünkü, bunu tanımayan kişi,
şapkada bir rozet de olabileceğini düşünecektir. Oysa. Türk askerinin başına
giydiği o dönem şapkalarında rozat bulunmaz. Internet'e ilk verilen resimde
bu rozet görülmekte, ama dergi kapaklarına ve gazete posterlerine kullanılan
fotoğrafta görülmemektedir.
2- Herkes önce "asker gibi hazırolda durduklarına kanarak" bunların asker
olduğunu düşünmektedir ama, bu iki kişi asker değillerdir. "Hazırol"
duruşunu da askerlik yapsın yapmasın her Türk evladı bilir, gereğinde böyle
durur. Bu ikisi, her ne kadar "asker gibi" duruyorlarsa da, gerek
üzerilerindeki giysilerin durumu, gerekse taşıdıkları teçhizatın durumu
"nizami" değildir. Biri ekmek torbasını sağdan sola takmış, diğeri soldan
sağa... Subay ceketli olanın yakasının son düğmesi bile kapalıyken, asker
kılıklının yaka-bağır açık vaziyette... Fotini olan bacağına dolak sarmış,
çorapla gezen ise bunu bile bağlamamış...
3- Alman havacı Erik Meinecke, Çanakkale savaşının sonlarına doğru
Türkiye'ye gelmiş bir Alman pilotudur. Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar
da çeşitli cephelerde keşif uçağı kullanmıştır. Savaş pilotu değildir. İlk
görevinin Çanakkale'de oluşu, sözkonusu resmin de Çanakkale'de çekildiğini
kanıtlamaz. Ayrıca, albümündeki diğer resimlerin kimi tarihsiz, tarihli
olanlar da 1917-18 yıllarına aittir. Özellikle bu karenin niye 1915'e ve
Çanakkale cephesine irtibatlandırılmış olduğu anlaşılmamaktadır. Durumda bir
"*Şu Çılgın Türkler*" sendromu var gibidir; yani "*Biz Türkler, en yoksul
zamanımızda bile koduk mu oturturuz…*" sendromu…
Araştırmacı Bülent Yılmazer ile Hürriyet gazetesinin ekinde yapılan
söyleşiyi, albümde bulunduğu söylenen diğer resimlerle süslemişlerdi. Bu
resimlerde 'hizmetli aileleri' olarak tanıtılan tiplerle sözkonusu resimdeki
tipler giyim-kuşam açısından hiç benzemiyorlar.
4- Bu kerameti kendinden menkul fotoğraftaki iki çocuğun "asker" değil de
"hizmetli" olduğunu varsaysak bile, albümde yer alan ve bu hizmetlilerin
ailelerine ait olduğu söylenen diğer resimlerin altındaki açıklamalar,
sözkonusu olasılığı da çürütmektedir. Çünkü; "*Alman subaya emir erliği
yapan askerin ailesi*", "*civar köylerde yaşayan aileler*", "*onların evleri
*", "*çocukları*" gibi ibareler taşıyan bu resimlerdeki kadın ve çocuklar,
son derece bakımlı, giyim-kuşamları düzgün, üstleri-başları tertemiz ve
varlıklı aileler olarak görünmekte ve bu olgu da resim altlarında zaten
belirtilmektedir..
5- Aynı dönemde aynı kişi tarafından çekilmiş diğer fotoğraflarda bu iki
garibana benzer hiç kimse yoktur. Bu resimlerde görülen Türk subay ve
askerlerinin hepsinin durumları zamanın şartlarına uygun görünmektedir.
6- Bu resimlerin genel havası, "*Afrika'nın ücra bir kabilesine gitmiş bir
beyaz Avrupalı'nın bakış açısı*"nı yansıtmaktadır. Türkiye'de görev yapan
Alman subayların çoğu, çektikleri resim ya da yazdıkları hatıratta bu
küçümser tavrı sürdürmüştür. Bu resim de, olsa olsa, "bu özelliği en iyi
yansıtan fotoğraf" olarak kabul edilmelidir. Büyük olasılıkla inkar
edecektir ama, yayıncılık firmasının müdürünün telefonda bana söylediğine
göre, "resmin çerçevesindeki elyazısı", alay eder gibi, tam da bu
anlamdadır: "*Stolz der Türkei - Türkische Soldaten*" (Aha, işte Türk'ün
gururu, kibri…Türk askeri...)
***************************
Maskaralık o kadar ayyuka çıktı ki, Gemlik Taşıyıcılar Kooperatifi,
bahçesine bu iki gencin heykelini dikti...
Gemlik'teki Taşıyıcılar Kooperatifi'nin bahçesine dikilen heykelden
Ankara'daki bakanlıkların makam odalarına asılan posterlere kadar, hemen her
köşeye yerleşen ve resim, fotoğraf, heykel, biblo, poster, veya anahtarlık
biçiminde boy gösteren bu iki gariban, ne yazık ki, bir hamaset, ama aynı
zamanda bir "dezenfomasyon anıtı" olarak gündeme girmiş bulunuyor. Birileri,
iki boyutlu "Şu Çılgın Türkler" sendromuna bir boyut daha ekledi; üç boyutlu
hale getirdi… Bu sitedeki yazılarda yeri geldikçe değindiğim bu fotoğraf,
yalan yanlış bildiğimiz tarihimize katılan yeni bir düzmece unsurdan başka
bir şey değil. Durumun böyle olduğunu da, sitemin Mesaj bölümüne yazan kimi
görgü tanıkları kanıtlıyor.
İşte bunlardan ikisi:
---"*……Saygılar, son derece haklısınız. Bahsettiğiniz iki dilenci çocuk
Çanakkale'deki Mehmetçiğe asla örnek olamaz. Bu foto dostum Bülent
Yılmazer'in satın aldığı bir Alman havacısına ait albümden çıktı. Şahıslar
Almanlar'ın bakımlarını üstlendikleri iki yardımcı çocuk yalnızca..-
6/27/2006…*…."
---"…*…Foto hakkında ek bilgi: Bülent Yılmazer'in henüz piyasaya çıkmamış
olan kitabından alınan bu resim, Mönch Yayıncılık tarafından çoğaltıldı.
Sayın Yılmazer de resmindekilerin gerçek Mehmetçikler olmadığını
bilmektedir. Aslında albüm sahibi olarak açıklama yapması gerekir. -
6/27/2006……*."
Bu öyle bir dezenformasyon ki, etkileri, bazılarının çıkıp bu tiplerden
birinin kendi dedesi olduğunu iddia etmesine kadar vardı. İşte iddia
sahiplerinden birinin sitemin Mesaj bölümüne yazdıkları:
"…*…..Rumuz: dilencilerin torunu E-posta:
messah19@............com
sayın işcen o resimdeki iki gencin kim ve neci olduklarını sadece
resimlerine bakarak yorumlamanıza anlam veremedim. ben o dilenci dediğin
soldaki gencin torunuyum ve dedem şerefiyle vatanı için savaşmış ve şehit
olmuştur. lütfen şahıslar ile ilgili aşağılayıcı yorumlar yapmayınız. Sizin
vurgulamak istediğiniz konuyu anlıyorum fakat şahsi düşüncelerinize kişileri
alet etmeyiniz. o dilenci dediğiniz genç geride 6 aylık bir çocuk bırakarak
çanakkale savaşına gitmiş savaşmış ve şehit olmuştur……*."
Aynı kişiden gelip gelmediğine karar veremediğim bu mesaj ise, resimdeki
tipleri "öz dede" olarak sahiplenmeye hazır çok kişinin olduğunu gösteriyor:
"…*…..Rumuz: Tarih hesap sorar E-posta:
kara_kral85@.............com
Tarihler çevirip tarihler yazan ulusun evladı olarak kendimle gurur
duyuyorum ama, ben bunu sadece onlara bakarak geleceği görmeyen gericilerden
değilim. Sözlerimi ifade ederken ne hissedeceğimi bilemiyorum inanın. Şu
anda 1. Tayyare bölüğündeki şehit düşen o iki asker hakkındaki yazılar
karşısında inanın sadece güldüm. Çünkü sizin gibi insanlar gerçekte tarih
bilmeyen ve sadece yenilikçilik kimliği altında soytarılık yapan
şarlatanlardır. Ayrıca o resimdeki insanlar benim akrabam ve uzun boylu
olanı, yani Mehmet Ali oğlu Abdülvahap benim öz dedemdir. Benim dedem
Çanakkale'de hayatını feda etmiş ve gerisinde 3 çocuk bırakarak giden bir
vatanseverdir. Her kim ne akılla ve suratla ona dilenci sıfatını
yakıştırdıysa, onun damarlarındaki kandan şüphe ederim. Ayrıca, bu sözleri
nasıl yazdın, nereden bilelim, diyorsanız söyleyeyim: Ben Malatyalı'yım ve
benim köyüme Malatya Valisi ve Emniyet Müdürlüğü'nden görevliler
gönderilerek bu kişinin dedem olduğu ve Çanakkale'deki havacı şehitlerden
olduğu söylenmiştir. Anlamak istediğim ise şudur ki, siz ona dilenci diyecek
kadar cesur ve bilgilisiniz madem, zekanız neden resmin aslını araştırmaya
yetmedi sanki… Benim dedemin canı sıkılmıştı da evinden barkından ayrılıp
sizin gibi hayasızlar için şehit düştü? Şimdi kem küm yapın diye mi ? Bu
nasıl anlayıştır anlamadım? Tarihi bilmeyen toplumlarda var olan tipik
aşağılık komplekslerinizi burada yayınlayarak egonuzu tatmin ediyorsunuz.
Son sözlerim ise, o bir dilenci değildir, o namuslu bir aile babasıdır ve
her şeyi hiçe sayarak oraya namusunu, devletini, milletini kurtarmak için
gitmiştir. O dilenci değildir. Aslında bu tek dedem değil, köyden yaklaşık
olarak 83 şehit verilmiştir. Ben size hiçbir şey demeyeceğim. Duygularım şu
anda en üst seviyede. Bu haksızca yapılan hakareti o hak etmemişti. Ben sizi
tarihle yargılayacağım. Sizin bu yaptıklarınızın cezasını tarih verecektir…*
…."
******************************
Yukarıda okuduğunuz ifadelerin tabii ki inanılır bir yanı yok. Çünkü,
öncelikle resimdeki tipler "şehit" değil; bir ihtimal, Çanakkale savaşının
sona ermesi üzerine, o bölgedeki havaalanı etrafında ganimet toplayarak
geçinen göçmen ahaliden birileri… Yani, savaş sonrasında da "sağ" olan
birileri… Üstelik, bana hakaret dolu mektuplar yazan vatandaşlarımıza
bakılırsa, resimdeki bu tipler, Alman fotoğrafçı marifetiyle tarihe bu
"suret"lerini bırakmadan önce, doğdukları topraklara da döl salmışlar…
Çocukları, torun-tosunları-tosuncukları olmuş ve şimdi bana küfür
edebiliyorlar...
Bunlar kimdiler? Uzun boylunun adının Abdülvahap olduğunu iddia eden kişi
bunu nereden biliyordu? Acaba, resmin üzerinde veya arkasında bu kişilerin
isimleri de yazıyor muydu? Malatya Valisi ve Emniyet Müdürlüğü'nün
yetkilileri Abdülvahap'ın torununu nasıl bulabilmişlerdi? Bunların "şehit"
olduğunu kim iddia ediyor? Kıçında giyecek donu olmayan Abdülvahap, bu resmi
çektirdikten sonra bir kopyasını köyüne nasıl ulaştırdı ki, ölümünden 90
sene sonra, 100 küsur yaşındaki komşusu onu tanıdı? Aile, bu resmi 90
senedir nerede ve nasıl muhafaza etti ki, onun yüzünü hiç görmemiş olan ve
bugün bana mesaj atan torunu onu tanıyabildi?? Vs., Vs….
Bu nedenle, bu saftorik vatandaşımıza ben şu yanıtı verdim:
"…*…….Eğer sen bunlara Türk askeri diyebiliyorsan, ne diyeyim, sana helal
olsun... Ama ben diyorum ki; 'Dikkat et, bahane arayan birileri bu iki
zibidinin taşıdıkları kıyafet ve aksesuvarlara bakıp 'Türkler mezarları
soymuşlar' demesin... Çünkü, bu fotoğraf sadece bunu kanıtlıyor. Son bir not
daha: Madem dedelerinle bu kadar gurur duyuyorsun, neden buraya yazarken
gerçek adın ve soyadınla kimliğini açıklamaktan kaçınıyorsun... Resimdeki
'dedenle' ilgili utandığın birşey mi var?...."*
**************************