*BU MASKARALIK DAHA NE KADAR SÜRECEK?*



İki kılıksız gencin resminin üstüne "Çanakkale'nin Havacı Kahramanları"
yazıp 70 milyon insanı sersem yerine koyanların sergilediği maskaralıktan
söz ediyorum… Kandırmaca ortaya çıktıktan sonra bütün devlet dairelerine
asılmasına, posterlerinin basılıp satılmasına, heykellerinin dikilmesine kim
dur diyecek?

Olayın hiç bu kadar yayılıp benimseneceğine ihtimal vermemiştim. Diyordum
ki; "Şu Çılgın Türkler' saçmalığı yeteri kadar kabak tadı verdi, artık bu
millet böyle bir asparagası yemez, yese bile hazmedemez… Muhakkak birileri
itiraz edecektir…"

*******************

Bu resmin ilk ulaştığı kişilerden biriyim… E-posta kutumda gördüğüm an
tüylerim diken diken oldu. "Türk askeri" dedikleri iki kişinin göründüğü
resmin altına bir de utanmadan "Mehmet ile Mehmetçik" yazmışlardı… Çok
geçmedi, bir gazetenin haftasonu ilavesinde, bu resmin ait olduğu fotoğraf
koleksiyonunu satın alan ve yayınlanmasını sağlayan havacılık tarihi
araştırmacısı Bülent Yılmazer'le yapılmış bir söyleşi çıktı. Söyleşi, hem
fotoğrafları, hem de fotoğrafların sahibi Alman havacının hikayesini
anlatıyordu.



Mönch Yayıncılık'ın çıkardığı kitapta yer alan resimlerin hiçbirinde,
sözkonusu resimdeki iki genç durumunda kimse görünmüyor. Bu resimlerdeki
gerek Alman gerekse Türk asker ve subaylarının hepsi nizami ve temiz
giysiler içinde... Aslında resimlerin nerede çekildiği bilinmemekle beraber,
hepsini Çanakkale'ye yakıştırmışlar... Oysa, resimlerin arkalarında 1917-18
yılları arasında çekildikleri yazılı...

Bülent Yılmazer, tanışmadığım, ama gıyabından iyi tanıdığım bir
araştırmacıydı… ODTÜ'de havacılık tarihi dersleri veriyor ve kalan
zamanlarında da havacılık tarihimizle ilgili kelam edenleri yılmadan
izliyordu. İzlediği kişilerden biri de, gazeteci-tarih araştırmacısı Murat
Bardakçı'ydı. Yılmazer, yalan yazdığını öne sürerek Bardakçı'yı çeşitli
platformlarda kıyasıya eleştirmiş; hatta, hızını alamayıp Basın Konseyi'ne
kadar şikayet etmişti. İyi hatırlıyorum; o anlı şanlı Basın Konseyi,
üstlerine vazife olmayan ve hiç anlamadıkları bir konuda ahkam kesip üyeleri
olmayan Bardakçı'ya ceza vermeye kalktıkları için ondan sıkı bir fırça ve
ihtarname yemiş, gıklarını bile çıkaramamışlardı…

Yılmazer'in şikayet konusu, Bardakçı'nın, gazetesinde "*İlk hava
şehitlerinin mezarları*" ile ilgili yazdıklarıydı. "*Emekli Paşalar
Muhtırası Manşetine Tepki*" başlığıyla 2003 yılında Aydın Doğan'a hitaben
yazdığı açık mektupta;

"*Bardakçı, 'İlk hava şehidlerimiz, Fatih Meydanı'nda uyuyorlar' manşeti
altında tamamı düzmece, havacılık tarihimizdeki gerçeklere aykırı ve ilk
hava şehitlerimizin hatırasını ayaklar altına alan bir yazı
yayınlamıştır..."*

diyordu Yılmazer…Ve şöyle devam ediyordu:

"*Şanlı havacılık tarihimizdeki tüm gerçeklere aykırı, iğrenç bir cehalet
örneği olarak baştan başa yanlışlarla dolu, aziz hava şehitlerimizin
hatırasını şahadet mertebesine ulaşanları inkar edecek kadar aşağılık
düzeyde lekeleyen bir yazıyı yazan ve yayınlayanların, ilgili belgeleri
bulabilecekleri milli arşivlerimizdeki kaynaklar da gösterilerek gerçekler
kendilerine sunulduğunda, aynı sayfada ve aynı büyüklükte doğrusunu
yayınlamaları sadece meslek etiklerini tanımlayan görev ve ilkeler gereği
değil, aynı zamanda şahsi haysiyetlerinin de gereğidir…*"

*********************

İşte, gıyaben tanıdığım Bülent Yılmazer böyle bir adamdı… Ben de buna
güvenerek sarıldım telefona…

Bulduğum telefon numarasında karşıma ilk çıkan, sözkonusu albümü yayınlayan
yayıncı firmaydı… İsmi bende mahfuz olan muhatabım ise kendini "müdür"
olarak tanıttı. Önce, böyle ilginç fotoğrafları vatana-millete
kazandırdıkları(!) için teşekkür ettim. Biraz fotoğraflar ve çeken Alman
havacı hakkında konuştuk. Sonra da Bülent Yılmazer'in telefon numarasını
istedim. Müdür bey, isteğimi ikiletmeden verdi Yılmazer'in cep numarasını..
Tam vedalaşırken de şu malum fotoğrafın Internet'te nasıl kullanıldığına
getirdim sözü… "*Niye izin veriyorsunuz böyle kullanılmasına?*" diye sordum.

Müdür beyin sesinin tonu o dakikadan itibaren tatsızlaştı… "*Bizim firmada
çalışan bir emekli subay çaldı o resmi… Internet'e veren de o… Kovduk, ama
bir kere yayılmış oldu…*" dedi. Yani, fotoğrafın ortalıkta bu şekilde
gezinmesi ve kullanılmasının istemleri dışı olduğunu teyit ediyordu…

"*Beyefendi, bu resim bir dergiye kapak fotoğrafı yapıldı… Bu dergi,
resimleri kullanmalarına izin verdiğiniz için size teşekkür ediyor. Bir
günlük gazete 18 Mart günü poster olarak okurlarına dağıttı… Bunlar sizden
izinsiz mi yapılıyor?*" diye sordum.

Müdür iyice sertleşti, bu kez; "*Hayır, biz izin verdik, para da almadık…*"
dedi.

"*O halde, bu resmin bu şekilde gerçeğinden saptırılmış bir şekilde basılıp
dağıtılmasına göz yumuyorsunuz… Bir resimde adamın kepinde Alman havacı
rozeti var, diğerinde yok… Kiminde kafaları yarıdan kesilmiş, kiminde
arkadaki uçak silinmiş… Bu şekilde deforme edilerek ve üzerinde asılsız
bilgilerle sirküle edilmesine de siz göz yumuyorsunuz…*" deyince sohbet sona
erdi…

Ama, Bülent Yılmazer'in telefonunu almıştım. Hemen çevirdim numarasını,
kendimi tanıttım ve ne hakkında konuşmak istediğimi söyledim. Ne var ki,
telefonda arka planda çok gürültü vardı ve Yılmazer beni iyi duyamıyordu.
Kısaca amacımı aktarıp, detaylı bir mektup yazmak istediğimi söyleyerek
kendisinden mail adresini aldım ve kapattım. Sonra oturup uzun bir mail
yazdım. O gün, bugün, ne ses var ne seda… Bülent Yılmazer'den tık yok… Murat
Bardakçı'nın gazete yazısına sayfalar dolusu kanıt ve makaleler yazan
araştırmacımız, neredeyse bir yıl oldu, bana yanıt vermedi…

Sonunda, geçtiğimiz ay içinde telefonda uzun uzun konuşma fırsatı bulduk.
Ama, önce öyküyü bitirmeme izin verin…

************************

Havacılık tarihi araştırmacımız Bülent Yılmazer'den yanıtlamasını istediğim
konular şuydu:

- Parasını vererek satın aldığı bu albümün bir resmini çalarak Internet'e
dağıtan ve bu nedenle şirket tarafından kovulan "emekli subay çalışan"
kimdir ve bu kişi hakkında kovulmaktan başka ne gibi bir işlem
uygulanmıştır? Örneğin; malınızı tahrif ederek ortalığa dağıtan bu kişi
hakkında ne gibi bir işlem yaptınız?

- Albümü kitaplaştırarak yayınlayan yayıncı şirketin müdürünün, benimle
telefonda konuşurken laf arasında ağzından kaçırdığı "Alman havacının el
yazısıyla resmin çerçevesi üzerine düştüğü not"ta tam olarak ne yazıyordu?

- Madem şirket ses çıkarmadı; çalınmaktan başka bir de resimdeki bazı
unsurların bilgisayar marifetiyle tahrif edilmesine niye göz yumuyorsunuz?
Örneğin; fotoğraflar renklendiriliyor, kadrajlanıyor ve arka plandaki bazı
unsurlar kaybediliyor. Örneğin; kısa boylu olanın kafasındaki kepte kimi
resimlerde bir rozet var, kimi resimlerde yok. Buna niye izin veriyorsunuz?

- Havacılık tarihimiz konusunda sizin kadar bilgili olmasa da, dönem tarihi,
askeri tarih, dönemin askeri kıyafet nizamnameleri hakkında bilgisi olan ve
resimdekilerin asla Osmanlı askeri olamayacağını söyleyebilecek onca uzman
varken; ciddi bir araştırmacı olarak niye çıkıp ortaya doğruyu
söylemiyorsunuz?

- 2004 yılında ODTÜ'de verdiğiniz bir seminerde de Çanakkale Hava
Savaşlarını anlatmıştınız. Bu seminer için yayınladığınız kitapçığın
kapağına da bir fotoğraf koymuştunuz. Bu fotoğrafta, üstü başı paramparça
bir Türk askeri var mıydı? "1998 yılında yurt dışından bir Alman'dan
aldığınızı" söylediğiniz fotoğrafları bu kitapta neden hiç kullanmadınız?

Bülent Yılmazer, 1998'de satın almış olduğu fotoğrafları, 2004 yılında
ODTÜ'de verdiği seminerde nedense kullanmadı ve hiç söz etmedi. Herhalde,
"Şu Çılgın Türkler" gibi bir esinti bekliyordu...

*********************