merhaba arkadaşlar çok iyi bir yazı yorumlarınızı bekliyorum.
Terör uzmanı ve siyaset bilimcinin kaleminden
Terör örgütü bir taraftan silahlı eylemleri ile gündeme gelmeye çalışırken diğer taraftan da örgütün siyasi kanadını oluşturan DTP hitap ettiği tabanı provokasyon eylemlerinde kullanmaktadır. Ayrıca bir grup siyasetçi – aydın – yazar – çizer tayfasının da Kürt sorununa çözüm, masada çözüm tarzı açıklamaları Türkiye için tehlike çanlarını şiddetle çalmakta ve ülkeyi iç çatışma ortamına sürüklemektedir. Konunun mahiyetinin farkında olmayan mevcut hükümetin de terör saldırılarına karşı gerçekleştirdiği yenilikler ülkemizi tehdit eden terörizmi yok etme de yeterli olmadığı gibi sokakta yaşanan provokasyon eylemlerini de ortadan kaldırmaya çözüm değildir.
Terör örgütü ile DTP başta olmak üzere bir grup tarafından desteklenen bu eylemler ile ülke içerisinde gerilimin yükselmesi ve terör sorununun Türk – Kürt meselesine dönüştürülmesi amaçlanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsil eden mevcut hükümet sokaktaki gerginliği önleyemediği takdirde de bu gerilimden zarar gören suçsuz vatandaşlarımızın provokasyona cevap verme ihtimali yüksektir. Neden mi? Çünkü Devlet vatandaşının canını ve malını terör örgütüne ve yandaşlarına karşı koruyamadığı takdirde vatandaş “yeter artık bu iş böyle olmuyor bizim ayaklanıp bu hainlere cevap vermemiz lazım” deme ihtimali oldukça yüksektir. Yüce Yaradanımız bizi o günlere getirmesin ama “görünen köy kılavuz istemez” hesabı önümüze baktığımızda yavaş - yavaş iç çatışma ortamına sürüklenmekteyiz. Ne yazık ki bu duruma sürüklenmemizde ki en büyük katkı da DTP’lilere aittir.
Evet DTP’lilere diyorum. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı her türlü provokatif eylemlere ve terör örgütüne destekleri devam etmesine rağmen daha hala sözde bir siyasi parti olarak faaliyetlerine devam edebiliyor. Ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir vilayetinden açıkça Kürtlere soykırım uygulanmıştır diyerek Devletimize ve Milletimize iftira atabiliyorlar. Elbette atarlar. DTP’li milletvekillerinin ve belediye başkanlarının kırdıkları fındıklar kırkı geçtiği halde sözde vekiller hakkındaki dokunulmazlık fezlekeleri TBMM’nde bekletiliyor ve bir türlü dokunulmazlıkları kaldırılmıyor. Yalan mı? Diğer taraftan Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül Beyefendi Alman Der Spiegel Dergisi’ne verdiği beyanatta aynen “Türkiye’de geçmişte birçok Kürt’ün etnik kimliğinden ötürü ayrımcılığa uğradı” derse ne olacak DTP’nin Genel Başkanı da çıkar Soykırım uygulandı der . Lakin Sayın Cumhurbaşkanımızın bu iddiası gelecekte terör örgütü yandaşlarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ayrım uygulandı diyerek maddi ve manevi tazminat davalarının açılmasına neden olabilir. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğu günden beri bu ülke toprakları üzerinde hiçbir vatandaşımıza dil, din, ırk, cinsiyet, renk bakımından herhangi bir ayrım yapılmadığı gibi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da bu teminat altına alınmıştır. Yalan mı? Hadi Sayın Cumhurbaşkanımızın iddiasının doğru olduğunu düşünelim. Peki Sayın Cumhurbaşkanımız acaba 8. Cumhurbaşkanımız Özal’ın Kürt olduğunu bilmezler mi? Ya da Kürt vatandaşlarımıza geçmişte milletvekilliği, bakanlık, başbakanlık ve hatta cumhurbaşkanlığı yapma fırsatları verildiğini bilmezler mi? Bilmez olurlar mı? Elbette bilirler. Sayın Cumhurbaşkanımız uzun yıllardır siyasette yer almış biridir. Bilir bilmemesine de tarih bilgileri biraz eksik olsa gerek.
Sayın Cumhurbaşkanımız yatırım alanını kastederek bu açıklamayı yaptılarsa gene herhangi bir ayrımcılık yapıldığı iddia edilemez. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti hükümetleri batıya hangi imkânı verdilerse doğuya da o imkânı vermişlerdir. Düşünün ya devlet Kayseri’ye, Konya’ya hangi yatırımı yaptı? Kayseri ve Konya vilayetlerimizdeki sanayi bölge insanımızın emeği ile gücü ile gerçekleştirilmiştir. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız çok iyi bilir. Bir tane doğudan vatandaşımız gelip Kayseri’ye veya Konya’ya fabrika açmış mıdır? Hayır. Eee o zaman Doğu kökenli zengin işadamları Güneydoğu’ya veya Doğu’ya yatırım yapmadıysa bundan ayrım mı olur? Hadi diyelim okul, yol, su, elektrik, kanalizasyon. Amma Sayın Cumhurbaşkanımız benden iyi bilir Kayseri’yi. Kalkınmada öncelikli illerimiz arasında sayılmayan Kayseri vilayetimizin köylerinin bir kısmında daha kanalizasyon yok, yol yok, su yok. Köylerimizde lise yok. Şimdi bunu duysalar uyduruyor derler. Hayır, iyi bilirim. İnanmayan gitsin baksın. Kızılören’de kanalizasyon var mı? Yollar ne durumda? Ya da Sarız’ın köyleri ne durum da? Giden görür. Ama doğu köylerinden daha beter durumda oldukları bir gerçektir ve Devlet’in getirdiği ile yetinmişlerdir. Kısacası ülkemizin her köşesinde eksik yatırım almış köyler mevcuttur ve bu işin Doğusu – Batısı diye bir ayrımı yoktur. Eee. O zaman Sayın Cumhurbaşkanımız neyin ayrımını diyor? Kime ne ayrımı uygulanmış? Ancak, Sayın Cumhurbaşkanımız çıkıp “biz Güney Doğu ve Doğu Anadolu bölgelerimize yatırım yapmaya kalktık. Fakat terör örgütü götürdüğümüz iş makinelerini, şantiyeleri yakıp, yıktılar. İşçilerimizi öldürdüler. Yatırımları istediğimiz gibi yapamadık. Ve hatta özel sektörü teşvik ettiğimiz halde bölgede terör tehdidi olmasından dolayı işadamlarımız yatırım yapamadılar, iş imkanı yaratılamadı. Bu nedenle de bölge diğer bölgelerimizden geri kalmıştır” deseydi kimsenin diyeceği bir şey olmazdı ve doğru denirdi.
Güney Doğu ve Doğu’ya devlet geçmişte birçok defa yatırım için makine göndermiş ama her seferinde makineler yakılmış, yıkılmış. Yalan mı? Onun suçlusu da mı Devlet? Onun suçlusu elbette terör örgütü ve yandaşları. Ha unutmadan Sayın Cumhurbaşkanımız REFAHYOL Hükümeti’nde bakanlık yapmıştır. Ayrım o dönemde yapıldıysa onun hesabını da o dönemin hükümetinde bulunan vekillere sormak lazım. Çünkü Anayasamızda teminat altına alınmış olmasına rağmen o günün iktidarı tarafından vatandaşlarımız arasında ayrım yapılması yasalarımızda suçtur. Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içerisinde vatandaşlarımız eşit haklara sahip olduğu halde Sayın Cumhurbaşkanımızın ağzına bu laflar hiç yakıştıramadım.
Öte yandan mevcut hükümetin başı Sayın Başbakanımız iktidara geldiği günden beri Kürt sorunu lafını ağzına dolamıştı. Hatta olmayan bir sorunu demokratik yollarla çözmek istediğini defalarca belirtmişti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve Milleti’ni tehdit eden var olan bir TERÖR sorununa çözüm bulmak dururken terör örgütü yandaşlarının ağzına dolayıp dillendirdiği gerçekte var olmayan bir soruna çözüm aramak ne kadar akıl işi? Anlamak mümkün değil. Peki, Sayın Başbakanımızın bu söyleminin bugün gelinen nokta da hiç mi payı yok? Elbette var. Bugün provokasyonu yönlendirenler ile yapanlarla aynı söylemi kullanmak ne kadar doğru olur? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanı’na yakışır mı? Elbette yakışmaz. Herhalde Sayın Başbakanımız o günlerde bunun farkında değillerdi. Ya Mehmet Metiner tarafından hazırlanan ve Sayın Başbakanımızın da 1991 yılında Necmettin Erbakan’a sunulduğu iddia edilen Kürt Raporu’na ne demeli? İddia edilen raporda “Bugün Doğu ve Güneydoğu Sorunu olarak adlandırılan sorun aslında Kürt Sorunu’dur” diye tabir kullanılmış. Eğer iddialar doğru ise Düşünüyorum da 1991 yılında yaşanan sorun Terör Sorunu’ydu. Ama Sayın Başbakanımızın o dönemde bile Terör Sorunu’nun farkında olmayışı nedeniyle Mehmet Metiner tarafından hazırlanan ve sorunu terör örgütünün getirmek istediği boyuta çekildiği ve hatta Devletimizin terörle mücadele alanında yürüttüğü çalışmayı da Devlet Terörü olarak tarif eden bir raporu sunmasını anlamak mümkün değil. Sayın Başbakanımızın bu lafları kabullenmesini esefle kınıyorum. Kendilerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir Başbakanı olmalarından dolayı bu işe alet olmalarını yakıştıramıyorum. Ne demek benim devletimin terör örgütüne karşı gösterdiği mücadeleyi Devlet Terörü olarak tanımlamak, benimsemek ve sunmak kimin haddine? Sayın Başbakanımız inşallah 1991 yılındaki gaflet uykusundan uyanmışlardır. İşte bugün gelinen noktada mevcut hükümetin atacağı adımları da o günün düşüncelerine göre atarlarsa veya danışacakları kişi Mehmet Metiner olursa herhalde sokakta isyan bayrağı çekenler sadece terör örgütü yandaşları olmazlar. Bunun idrakine inşallah varmışlardır. Ve diyorum ki Türkiye’de gelecekte bir iç çatışma çıkarsa bunun vebali mevcut hükümet partisinedir. Yani AKP’nindir.
Ayrıca son yaşanan terör saldırılarının arkasından muhalefet partileri tarafından terörle mücadelede şunlar yapılmalı söylemlerini sert bir biçimde eleştirerek “Ağzı olan konuşuyor” tarzı söylemine karşı kendisinin sunduğu iddia edilen rapora bakıldığında Mehmet Metiner’e neden o dönemde aynı sertlikte cevap vermediğini anlamak imkansız. Lakin Barzani’yi muhatap alma fikrini kimin verdiği de belli olmadığına göre acaba konunun uzmanı mı yoksa aydın – yazar – çizer tarafından da bu öneri getirildi merak konusu.
İktidar Partisinin genel başkanı bu düşünceleri savunursa, Sayın Cumhurbaşkanımız bu iddiaları ortaya atarsa DTP’li vekillerin dosyaları TBMM’nde bekletilirse terörle mücadelede başarıyı bırakın iç çatışma körüklenir.
Yüce Yaradanım Milletimizi etnik kutuplara bölecek projelerden korusun. Bu topraklar üzerinde asırlardır kardeş olarak yaşamış milletimizi iç çatışmadan korusun ve gene bu coğrafyada barış, kardeşlik ve huzur içinde birlik ve beraberliğimizi koruyacağımız günleri nasip eylesin.
kaynak:
.:.:. Reyhan İŞERİ .:.:.