İnsanı yaşatan, hayata bağlayan hayalleri değil midir? Her ne olursa olsun, içimizdeki bir umut zerresi hayattan koparken, tam vazgeçiyorken yeniden sımsıkı tutunmamıza, bu hayatı delicesine sevmemize neden olmaz mı? Evet. Peki, bazı insanlar neden birilerinin duygularıyla oynamayı adet edinip, mutlu olurcasına, karşısındaki yaralarcasına, küçücük hatta ufacık umutların üzerinden bir silindir edasıyla gelip geçer? Neden birileri bir yerlerde, bazılarının mutlu olmasını istemez? Neden birileri hayalleri her seferinde hayal kırıklıklarına dönüştürmeyi başarır? Neden verilen sözler, konuşulan kelimeler bu kadar değersiz bir hal alır? Neden, neden, neden?

Bir umut deryasında çırpınıyordum, yüreğimdeki umut ışığı, bir mumun çevresini aydınlattığı kadardır belki de. Biri vardı... Yüreğimi her seferinde kanatan, bana dayanılmaz acılar yaşatan, beni mahvettikçe mutlu olan biri vardı. Kendi halimdeydim. Kimseye bir söz söylemiyor, ona zarar vermiyor, ona bakmıyor, zorla konuşmamız gerek demiyor, kapılarına dayanmıyordum... Yaşadığım mutlu günlerin bedelini ödediğime inandırmıştım kendimi. Evet, inanılmaz mutlu günler yaşadım ve bir şekilde bunun bedelini ödeyecektim. Sevdiğim, aşık olduğum, uğruna ailemi ve arkadaşlarımı karşıma aldığım kızın bir başkasının yanında olduğunu bilmek, bir başkasını seviyor olduğunu bilmek canımı yakıyordu. Ancak her seferinde onun mutlu olmasının, benim ne hallerde olduğumdan daha önemli olduğuna inanmıştım. Açıkcası, o mutluydu ya benim mutlu olup olmamamın bir önemi yoktu. Doğum günümde bir mesaj, bir çağrı ya da telefon bekledim. Bekledikçe yüreğime bir hançer saplanıyor, canım yanıyor dakikalar ilerledikçe umudumu yitiriyordum. Unutmuştu, hatırlamayacaktı... Üzerime çöken yorgunluk gözlerimi istemsizce kapatmama neden oldu. Uyandım, bir mesaj gelmişti cep telefonuma... "Doğum günün kutlu olsun, dilerim yeni yaşında tüm istediklerin olur, iyi ki doğdun" yazmıştı. Unutmamıştı, hatırlamıştı... Herhangi bir tepki veremedim, dondum kaldım... Üzerinden bir hafta geçmişti, yine düşüncelere dalmış bir biçimde donuk gözlerle bakıyordum etrafa... Bir mesaj daha gelmişti, yine ondandı. Neden böyle yaptığımı, neden kendime ve ona eziyet çektirdiğimi, neden ikimizide üzdüğümü soruyordu. Belki ben gülüyorum, geziyorum ama seni böyle görmek beni mahvediyor demişti. Ne mi yazmıştım? "Önemli olan senin mutluluğun, senin mutlu olman ve gülüyor olman. Bir sevgilin var ve onunla mutlu günler yaşıyorsun. Bana ancak seni uzaktan uzağa izlemek düşer... Söyle ne yapmam gerekiyor? Ne yapabilirim? Bir çözüm yolu var mı ki?" diyebildim. Cevabı şaşırtmıştı beni. "Ben mutlu değilim, hemde hiç mutlu değilim. Bir yerlerden başlamalısın, artık gülmeye başlamalısın." demişti. Nasıl olurdu? Nasıl gülebilirdim onca şeyden sonra? Bir an düşündüm ve cevap yazdım. Şöyle diyordum; "Neye gülmemi istiyorsun? Sevdiğim kızın, aşık olduğum, delicesine bağlandığım kızın sevgilisiyle geçirdiği güzel günlere mi gülmemi istiyorsun? Yapamam, bunu benden isteme..." Beni umutsuzluk deryasından çekip çıkaran bir mesaj daha geldi... "Nereden biliyorsun mutlu günler yaşadığımı? Yargısız infaz yapma... Senden sonra neler yaşadığımı bilmiyorsun." demişti. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bana anlatmasını istedim. Yüz yüze konuşalım dedi, cevabım tabii ki "tamam" olmuştu.

Yanına gittim. Sözde o bana bir şeyleri anlatacaktı bende dinleyecek ya da dinliyormuş gibi yapacaktım. Gözlerine baktım ve konuşmaya başladım. Ağlıyordu, "üzgünüm, tüm hata ve suç benim" demişti. Neden başka birisi dediğimde ise "bilmiyorum" diyebilmişti kısık bir sesle... Seviyor musun onu dediğimde cevabı "hayır" olmuştu. "Dön bana, yarım kalmış mutluluğumuza geri dön. Bugün tam 86 gün oldu. Elini tutmayalı, sana sarılmayalı tam 86 gün oldu. Dön bana, geri dön..." diyebilmiştim. "Korkuyorum, yeniden başladığımızda ayrılık kaçınılmaz sonumuz olacak. Yine aynı kötü günleri yaşayacağız, yine birbirimizi üzeceğiz." demişti. "Hatalarımdan ders aldım, sana aynı kötü günleri yaşatmayacağım." dedim. Bir sessizlik ve vedalaşma anı gelmişti... Sonra yeniden çözümler üretmek için konuşacaktık. Dün... "İşin var mı bugün?" dedi. Umudum giderek artmıştı ve bu sefer kaybetmeyeceğime, bu sefer onu yeniden kazanacağıma inanmıştım. Onu beklemeye başladım... Geldi, sonrasında konuşmaya başladık. Ne söylediğimin, ne söylediğinin önemi yoktu. Yüreğimi parçalayan, ruhumu bedenimden çeken, beni bir kez daha hüsrana uğratan cümleler şuydu; "Seni istemiyorum. Bir sevgilim var ve ben onunla mutluyum. Ben sevgilimi seviyorum. Sürekli sevgilimle senin yüzünden kavga etmek zorunda kalıyoruz. İlişkimize ve bana zarar veriyorsun. Ne olursa olsun, ne yaparsan yap yeniden diye bir şey söz konusu dahi olmayacak. Hayallerini de al ve git buradan... Hoşçakal..."