Buz kesmiş hayat, tıpkı sırtımı dayadığım duvar gibi... Teselliyse yine şişelerde.. Uykusuz geçip giden gecenin ardından, bir uykusuz gece daha... Tek fark mutlu olmayı umduğum ortamda, doldurulup boşaltılan içki bardaklarının olması...

Gözlerim kan çanağına dönmüş, saat gece yarısını geçmiş... Kahkaha seslerinin ardı arkası kesilmiyor... Ya herkesin keyfi yerinde ya da herkes gülmeye aç...

Böylesine bir günde bile kabuğuma çekilip yazıyorum, içerden kulağıma kadar gelen kısık sesli müziğin eşliğinde..

Daha doğrusu yazmaya çalışıyorum... Farkettim de ilk defa bu kadar yazdıklarımın üstüne çizdim.. Beğenmediğim de değil istediklerimi anlatamadığımdan...

Öylesine şeyler ki yaşadığım iki gündür ne kimseye anlatacak yüzüm var ne de satırlara dökebilecek cesaretim..

Tam bir çıkmaz aslında... Bir yandan sevdiklerimin kayıp gidiyor avcumun içinden diğer yandan küflenmeye yüz tutmuş hayallerim.. Elimde kalansa bitmek üzere olan rakı kadehim...

Ben her güne umutlarla uyanmak istedikçe, her gecem uykusuz geçiyor.. Yeni günlere uyanamıyorum. Her şey eskisi gibi.. Aynı tas aynı hamam...

Dört duvar arası balkon... Duvar arasından sızmaya çalışan müziğin sesi... Gelen kahkahalar, gülüşmeler, küfürler...

Bu gece bu çıkmazdan kurtulacak ne gücüm ne de istediğim... Ayrıca tek yudumu kalmış rakı kadehim benim bekliyor...

Sonrasında kafamı yastığa koyduğum zaman kızarmış gözleriyle beni bekleyen azraille karşılaşacağım...

Her neyse vaktim dar yazmaya cesaretim yok.