Vay H5PY0 Can Yücel güzel ve çok samimi yazıyor.
Ben de ekleyeyim.
______
Yirmibirinci Yüzyılda Bir "Deli Kurt" Masalı ya da Sevginin Kifayetsizliği...
Baş ucumda fotoğrafın duruyor. Hani? O, Haliç?i sandalla geçtiğimiz gün çekmiştim. Sen o gün pembe giymiştin. Haliç?in lacivert alnına, pembe bir gül olup aksetmiştin. Hatırlıyor musun? Ya o tebessüm? Hâlâ gülümsemenle ısıtıyorum kutuplara dönen yüreciğimi? Aman Allah?ım?! Ne kadar da güzelsin? O köşeden bakıyorsun hâlâ? Bakıyor ve hasretinin tarifsiz ateşlerinde ruhumu yakıyorsun? Göz yaşım yanağıma süzülmek için aceleci yine? Akmaktan yorulmak bilmiyor, ezeli ve ebedi yâr bildiğine?
Neden ey peri? Neden bu firâk? Adım gibi biliyorum sende seviyorsun beni?! Hayatına ansızın girdim diye mi bunca ezâ? Birkaç günde aklını ve kalbini zaptettim diye mi bu reddediş? Tanımadığını zannettiğin ben, seninle aynı hamurdan ve dahi aynı çamurdan değil miyiz? Ruh ikizi olmanın derin mânâsıyla izâha kalkıştığım hususları ne diye es geçmektesin? Ya?! Yaradan?ın bizi bir araya getirişindeki hikmeti niçin bu kadar kuşkulu karşılıyorsun? Alışılmış bir tesadüfle seni bulmadığım için mi beni cezalandırıyorsun? Yarınlarda evdeşin olmak pâyesine erişeceğimi bile bile; yinede kahırlara atıyorsun sen dolu kalbimi? Halbuki Yüce Rabbim içimdeki nurun aydınlığında göstermişti seni bana? Fani dünyayı sonsuz kılacak iksiri gözlerinde hatmettiğim o Yedi Tepeyle yoğrulmuş üç gün boyunca, ne kadarda mesut idim. Neden korktun benden? Uçsuz bucaksız gönül bozkırıma avdet etmeyişinin arkasında, yoksa sana yetersiz olacağım fikri mi vardı? Sen beni reddettin ama ben sana her şeyimi verdim cânım! İnanmıyorsan şu an divâne gönlünü gezdirdiğin, artık benim için bir gurbet olmuş diyârlarda, başını gökyüzüne kaldırıp, her an yağmaya namzet kurşuni bulutlara bir bak? Bilesin ki bana zoraki gurbet ettiğin diyârın yağmurları da, gözlerime sığmayıp aylardır taşan sevdâ selinin yoldaşlarıdır. Ve düşen her damla benim için okşamaktadır saçlarını?
İşte bak? Haliç?e ışık saçan çehrendeki gülüş, yine mızrabı oldu gönül sazımın? Hâlâ saklıyor musun mızrâbımı? Seni düşünerek uykusuz kaldığım gecelerin, seher vaktine eriştiği demlerde, her ezgiyi bir hezeyan iştiyâkıyla kumrulara dinlettiğim mızrabı? Masal demiştin ya! Hakkın var imiş? Fakat bu masal gerçek olmakta ey peri! Atsız üstadım ?Deli Kurt?u yazarken, seninle aramızda olanları sezmişçesine kurgulamış hikâyesini?
Yoksa?! Yoksa şu reenkarnasyon dedikleri saçmalık gerçek mi? XIII. Yüzyılda başımıza gelen XXI. Yüzyılın açılış senelerinde tekerrür mü etmekte? Bu defada mı hikâyenin sonu hicrân ile bitecek? Korkuyorum cânım? Senden ayrı kalmak fikri ile çıldırmak üzere olduğumu mutlaka hissediyorsun? Biliyorum? Bikararsın? Lakin ?Olmaz olmaz deme?Olmaz olmaz!?. Kaç kandildir keder içinde Allah?a sen diye yalvarıyorum biliyor musun? Vebâl altına girdiğin onca mübarek gecenin hatırına, beni reddetmekten vazgeç artık?
?Hislerimi saklamam. Aslında kalpsiz, duyarsız bir insan da değilim. Ama bu işler nasip meselesi. Yüce Rabbim istemezse olmuyor. Yani benim elimden bir şey gelmez. ?O? istemezse bizlerin elinden bir şey gelmez. Seni her şeyin en iyisini bilen Yüce Rabbime emanet ediyorum?? diye yazmıştın, hatırlıyor musun? İşte beni emanet ettiğin Yüce Yaradan, beni yine sana sevk ediyor cânânım! Her şeyin en iyisini bilenin emriyle sana, gönül kapılarına dayanışımı nasıl olur da görmezlikten gelirsin? Kendi içinde kördüğüm olan gönlümün yegâne çözümü varlığın olmuşken, Yaradan seni kalbime perçinlemişken bu umarsızlığın ve kararsızlığın esbâb-ı mucibesi nedir, ey nazlı edasıyla gökleri tavrına râm eden yâr?
İncecikten bir sızıyla herc-ü merc olan ruhum, uçmağa varmak hazırlığıyla meşgul olmaya başlayalı; sana olan susuzluğum daha bir yakıcı? Niçin? Niçin ey bahtımın güldüreni? Niçin? Söyle! Ne yapmalıyım sana varmak için?
Kan tükürdüğüm gecelerde, sigaraların kifayetsiz dumanıyla boğulan hayallerimin içinden beni ne vakit çekip çıkaracaksın? Ne vakit yiğit bakışlarının şefkatiyle saracaksın yaş dolu gözlerimi? Söyle? Mümkünü yok mu sana ermenin? Ve mümkünü yok mu, bir ömre damgasını vuracak bir vuslatın saadetiyle hükm-ü İlahi tecelli ederken tebessümlerle can vermenin?
Artık pembe güllere bakamaz oldum. Bu bahar goncasından sıyrılmakta olan her pembe gül bir başka kanattı yüreğimi? Her seferinde sen düştün aklıma? Kınında paslanan kılınçlar gibiyim ey peri efsâ?! Aşkımdan daha büyük sana olan hasretim? Şu Akdeniz semalarında, küskün bir kırlangıç misali kanat vururken gönül? Sen? Sen değil misin beni benden eyleyen o pembe gül? Ve sen değil misin, aşk ikliminde hisseme düşen yegâne zûl?
Gel? Etme? Eyleme? Halimi perişan! Allah?tan kork? Allah?tan kork? Allah?tan kork?
Bu? Seni? Son defa? Ve darağacına çıkan bir mâsumun biçareliğiyle çağırışımdır?
Ya gönlüme düş? Ya gönlümden düş artık?!
Tükenmek üzereyim? Sensiz benim bütün hayallerim yırtık?.
Bilesin?
Gönül yara içinde, gönül seni bulalı;
Ölüm çare içinde, sen ki gülüm olalı?
Kaygım kara içinde, sazlar firâk çalalı;
Çehrem, zira içinde; bir başıma kalalı?
Elin değse yanarım, bu nasıl bir yanmaktır?
Neyleyim ey nazlı yâr, âşıklık dayanmaktır?
Gönül dedim gönül yâr? Gönül dedim gönül yâr?!
Özüm bir gonca gül yâr, şu bahtıma bir gül yâr?
Kül olmuş gönül kül yâr! Gözlerimden dökül yâr?
Çeliksen de bükül yâr, düğümlerden sökül yâr!
Ebedi yâr ol bana, yâr ol bana ebedi!
Ne olur yıkma artık, o en kutsi mabedi?.
Güçer Kafa
(Bir arkadaşımın abisi oluyor.)
Bab-ı Ali yayıncılıktan Aşk Yürekte Kor Ateş isimli bir de kitabı var.Ben tarzını çok beğeniyorum.