İşte sizin gibilerle evlenen kadınlar yüzünden biz de sıkıntı çekiyoruz. Prenses erkekler karısının giyimine makyajına karışmıyor ama kelebek etkisi işte, o kadında böyle vücut varken yakışmıyorken nasıl giyiniyor ben ondan daha iyi vücuda sahibim ben kapalı giyiniyorum düşüncesi yayılıyor kadınlar arasında.
Tesettürlü olmayan kadınların genelinde çekici olma arzusu var.
Evli bir kadın çekici giyiniyor ve makyaj yapıyorsa bu diğer erkekler için bir sinyaldir. Ama işte erkekleri tanımayan sizin gibi erkekler bunu ben kısıtlasam da zaten yapacak olan her türlü yapar veya özgürlük diye nitelendirip, aldatılmaya açık kapı bırakır.
Hindistan gibi sapıklığın tecavüzcülerin bol olduğu ülkelerde evli kadınlar hem giyimine dikkat eder, hemde alınlarının ortasına nokta koyar. Ben evliyim bana bulaşmayın diye.
Bizim gibi ortadoğu ülkelerinde de kadın dediğin vücut hatlarını belli eden dar kıyafetler, kolsuz tişörtler, dekolteli veya göbeği gözüken kıyafetler giyiyorsa kadınlar arasında bu bir zerafet ya da şıklık yarışı olsa da erkekler için bir sinyaldir.
Hele ki kadın göze batan abartılı kırmızı ruj sürüyorsa abartılı makyaj yapıyorsa bu sinyal direkt flörte açığım demektir. Kocasına da senle mutlu değilim anlamında mesaj verir.
Evlilikte sözlü tartışma olmadan huzursuzluk hakimse kıyafetler kendine bakım herşeyi ifade eder. Bu coğrafyada erkekler kendine istediği kadar baksın estetik bir canlı değildir, eğer zengin paralı bir erkek değilse kadınlar kolay kolay yanaşmaz. Ancak kadınlar erkekler tarafından çekici bulunan estetik bir canlı olduğu için bu estetiğini sergileyen her kadın direkt hedefe girer.
Hocam, aslında söylediklerinin bir kısmında haklısın ama vardığın sonuç yanlış.
Herkesin bir hayat görüşü var, olmalı da. Ben de muhafazakâr bir bakış açısına sahibim. Bana göre kadın türbanlıysa türbanı bile renkli, çiçekli, dikkat çekici olmamalı. Ama işin püf noktası şu: Ben bu tercihimi evlenmeden önce yaptım. Hayatıma kendi görüşüme uygun yaşayan birini aldım. O yüzden evimde kıyafet kavgası yok, kimse kimsenin dolabına karışmıyor.
Senin anlattığın ise bambaşka bir şey. Bir insanı tanıyorsun, tarzını, giyimini, makyajını görüyorsun, bunları kabul edip evleniyorsun ya da sevgili oluyorsun. Sonra da “şimdi seni benim istediğim hâle getireceğim” diyorsun. Bu ilişki değil, tadilat projesi. Karşındaki insan bir ev değil ki aldıktan sonra istediğin gibi boyayasın.
Eğer bir kadının giyimi senin değerlerine uymuyorsa, yapılacak şey baştan o tercihi yapmamaktır. Onu olduğu gibi kabul edip sonra tahakküm kurmaya çalışmak hem ona hem sana haksızlık. İki taraf da mutsuz olur,
Bir de şu “sinyal” meselesi var. Bir kadının ruju ya da kıyafeti kimseye “bana bulaşın” demez. Taciz eden de, laf atan da, sorumluluk her zaman o davranışı yapandadır. Hindistan örneği de bunu gösteriyor: Kadınlar ne kadar örtünürse örtünsün, suçu kıyafette arayan zihniyet değişmediği sürece sorun bitmiyor. Erkeklerin kötü niyetini kadının giyimiyle açıklamak, suçu suçludan alıp mağdura yüklemek olur.
Kısacası: Değerlerin varsa seçimini ona göre yap. Ama seçtiğin insanı sonradan değiştirmeye kalkmamak lazım.